logo

TGS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TGS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2014 Pazartesi

Dışarıdaki Gazeteciler: Alo Başbakan, artık yeter!

Dışarıdaki Gazeteciler, medya üzerindeki iktidar baskısına karşı yaptıklar yürüyüşte, “Alo Başbakan, artık yeter” yazılı pankart taşıdı.

SONER BAHADIR

Dışarıdaki Gazeteciler,dün  İstanbul Cağaloğlu’ndaki eski Hürriyet Gazetesi önünde toplandı.  İstanbul Valiliği’ne yapılan yürüyüşe, Türkiye Gazeteciler Sendikası(TGS) ve Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu(DİSK)’na bağlı Türkiye Basın Sanayii İşçileri Sendikası(Basın-İş) da destek verdi. Yürüyüş sırasında “AKP elini basından çek”, “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam”, “Özgür basın susturulamaz”, “Susma haykır özgür basın haktır”, “Zindanlar boşalsın, basına özgürlük”, “Özgür basın için örgütlen” ve “Diren gazeteci, diren okur” sloganları atıldı. Eylem sırasında Çevik Kuvvet, Valilik önünde barikat kurarak yolu kapattı.

“Başbakan, gazetecileri hedef gösteriyor”

Yapılan açıklamada basının durumu şöyle anlatıldı: “Başbakan gazetelerdeki haberlere, televizyon canlı yayınlarına hatta alt yazılara müdahale etmekte tereddüt etmiyor. ‘Bunları böyle arayacaksın’ diyebiliyor. Bununla da yetinmiyor dezenformasyon yapıyor, gazetecileri hedef gösteriyor, yazılı ve görsel medyada hakim kıldığı sansürü internete de taşıyor. Bir genel yayın yönetmeni, gazetesinde yayınlanacak bir kamuoyu araştırmasını iktidar lehine değiştirmeyi düşünüyor, hatta bu ‘cin fikrini’ üst yöneticisine teklif ediyor.”

“Sorumlu yalnızca iktidar değil”


Bu duruma karşı siyasi partilerin ve demokratik kitle örgütlerinin neden ayağa kalkmadığını soran Dışarıdaki Gazeteciler, medyanın ayaklar altına alınmasının sorumlusunun tek başına siyasi iktidar olmadığını söyledi. Açıklamada konuyla ilgili olarak, “Baskıya ortak olan gazete ve televizyon patronu da, gelen telefonlara ‘emredersiniz’ diyerek haberleri sansürleyen medya yöneticisi de, daha haberi düşünme aşamasında otosansür uygulayan gazeteci ve televizyoncu da sorumludur. Gün, yaşananları halının altına süpürme günü değil. Gün, özeleştiri yapma günü. Gün, mesleğimize dört elle sarılma günü. Gün, gerçekleri alabildiğine yazma ve baskılara direnme günüdür” ifadeleri yer aldı.   

22 Eylül 2013 Pazar

Galatasaray’dan Silivri’ye çağrı

Çarşamba günü Silivri’de görülecek olan KCK Basın Davası’na çağrı yapmak için düzenlenen eylemde “özgür basın susturulamaz” denildi.

SONER BAHADIR

Türkiye Gazeteciler Sendikası(TGS) İstanbul Şubesi tarafından, 25 Eylül’de Silivri Cezaevi’ndeki duruşma salonunda görülecek KCK Basın Davası’na çağrı yapmak amacıyla bir eylem düzenledi. Taksim Galatasaray Meydanı’nda gerçekleşen eyleme, Barış ve Demokrasi Partisi(BDP) Eş Başkanı Gültan Kışanak, BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü ve BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel de katıldı. Eylemde, “Özgür basın susturulamaz”, “Baskılar bizi yıldıramaz” ve “Zindanlar boşalsın, gazetecilere özgürlük” sloganları atıldı.

Davada; Özgür Gündem, Azadiya Welat, Dicle Haber Ajansı ve Fırat Haber Ajansı çalışanları yargılanıyor. Kurumların genel yayın yönetmenleri adına Özgür Gündem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eren Keskin bir açıklama yaptı. Keskin, “Özgür basın geleneği, barışın ancak savaşan tarafların görüşmesiyle olacağını söylemiştir. Bu durum bugün görülmüştür. Fakat baskılar devam etmektedir. Özgür basın geleceği devam edecektir” dedi.

TGS İstanbul Şubesi adına ise açıklamayı Gazeteci Arzu Demir okudu. Tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasını isteyen Demir, “İddianamede en olağan gazeteciler faaliyetleri suç olarak gösteriliyor. AKP’nin demokrasi paketini gündeme getirdiği dönemde hatırlatmak isteriz ki; Gazeteciler sokakta tartaklanırken demokrasiden söz edilemez. Türkiye cezaevlerinde 64 gazeteci tutuklu. Tüm gazetecilerin serbest bırakılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Eski Özgür Gündem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni de olan Gültan Kışanak ise, basın özgürlüğünün demokrasinin ve özgürlüğün temel şartı olduğunu söyledi. Kışanak şöyle konuştu: “Basın özgürlüğü alanında verilen mücadelenin tarihi, demokrasi mücadelesiyle eş zamanlı bir tarihtir. Bu da bize gösteriyor ki basın özgür olmadan hiçbirimiz özgür olamayız. Nasıl ki, 90’ların topyekün savaş politikası Özgür Gündem’i susturamadıysa, bugün de susturamayacak. Gerçekler her eve, her fabrikaya girmeli. Bunu başarıp yalanın saltanatını bozabilirsek, işte o gün bu ülkeye demokrasi de barış da gelecek.”

Ertuğrul Kürkçü, cezaevinde bulunan gazetecilerin iktidar tarafından rehin alındığını söyledi. Kürkçü, “Medyanın yüzde 90’ı iktidarın kontrolü altındadır. Buna rağmen az sayıda gazeteci gerçeğin peşinde. Cezaevlerine bakın, bir tane yandaş gazeteci göremezsiniz. Cezaevindeki gazeteciler, gerçekleri yazdıkları için iktidarın baskı aygıtları tarafından rehin alınmıştır” şeklinde konuştu.  

29 Mayıs 2012 Salı

BAŞBAKANA AÇIK MEKTUP

Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Ercan İpekçi’nin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleri üzerine yaptığı açıklama şöyle:

“Sayın Başbakan,

Gazeteci meslektaşlarımızla ilgili olarak kullandığınız hakaret içerikli “akbabalar, tasmalarınızı çıkardık, uluslararası tasma taktınız” sözlerinizden dolayı sizi kınıyoruz. Bir basın meslek örgütü olarak “en sert ve en sarsıcı” açıklamaları bile “ifade özgürlüğü” kapmasında değerlendirmemize rağmen, sizin bu üslubunuz, açıkça “nefret söylemi” içermektedir. Uludere’de 34 yurttaşın katledilmesiyle ilgili gerçeklerin kamuoyunca öğrenilmesi amacıyla mesleki görevlerini yerine getiren basın emekçilerine yönelik bu “kin ve nefret” söylemi içeren açıklamalarınız, belki sizin “kindar eğitim” tıynetinize uygun düşebilir ancak “basın ve ifade özgürlüğü” kapsamında savunulması mümkün değildir.

Bir devlet adamına yakışmayan bu hakaretlerinizin dozunu son zamanlarda giderek artırmış durumdasınız. Bu, sizin, hatalarınızdan kaynaklanan endişe ve korku dolu ruh halinizin dışavurumu olsa gerek. Görevlerini yaptıkları için cezaevine konulan ve yargılanan meslektaşlarımızı “terörist” olarak suçladığınız yetmediği gibi şimdi de “uluslararası tasma” takmakla itham edebiliyorsunuz. Başta Anadolu Ajansı olmak üzere emrinizin altındaki medya kuruluşlarında çalışan basın emekçilerine yapılan mezalimi görmezden gelip, “varsın bir kısım medya bizimle olmasın” diyerek ayrımcılık yapmaya ve hedef göstermeye devam ediyorsunuz. Bütün bu hakaretlerinizin telafisi için özür dilemeniz bile yetersiz kalacaktır.

Haklarınız ve yetkileriniz sınırsız değildir. Yürütme organının başı olarak, yurttaşların özgürlük alanlarına şahsi keyfinize göre müdahale etmeye hakkınız yoktur. Hele onlara hakaret etme hakkına hiç sahip değilsiniz. Sizin bu devlet adamlığına yakışmayan tutumunuzdan dolayı ülkemizin ve halkımızın geleceği adına endişe duyuyoruz.

İcraatlarınızı eleştiren gazetecilere, yazarlara, sanatçılara, aydınlara, akademisyenlere, sendikacılara, sivil toplum örgütlerinin temsilcilerine karşı, bütün bir toplumu temsil ettiğinizi iddia ettiğiniz makamınızın ağırlığına uygun düşecek saygı ve tahammülü göstermeye sizi bir kez daha davet ediyoruz.”


TÜRKİYE
GAZETECİLER SENDİKASI

19 Mart 2012 Pazartesi

4 ‘tecavüzcü(!)’nün tahliyesine sevinmeli miyiz?


Özel Yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkları hükümet tarafından “darbeci”, “terörist”, “tecavüzcü” ve “banka soyguncusu” olarak nitelendirilen OdaTV davasında 13 Mart’ta sanıklar Ahmet Şık, Coşkun Musluk, Nedim Şener ve Sait Çakır hakkında tahliye kararı verdi. Hükümetin tahliyelere “sevindiklerini” söylemesi ise aklıma “4 tecavüzcünün veya darbecinin tahliyesine sevinmeli miyiz?” sorusunu getiriyor...
                                                       
Tahliye öncesi açıklamalar

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, 1 Mart’ta BBC World kanalında katıldığı bir programda, hapisteki gazetecilerle ilgili olarak “Mesleği yüzünden tutuklanan hiçbir gazeteci yok. Gazeteci kimliği taşıyan bazı kişiler var, birine tecavüz ederken yakalanan, banka soyarken yakalanan. Bu, kişiler beğenmediğimiz yazılar yazdıklarından dolayı tutuklanmış değiller. Çok daha kötü yazılar yazmış olan gazeteciler var ve bu kişiler bu haklarını kullanmaya devam ediyorlar”(1) şeklinde konuşmuştu.

7 Mart’ta da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin il başkanları toplantısında konuyla ilgili olarak; yargılanan kişi sayısının 105 değil, 25 tanesi başka suçlardan hükümlü olmak üzere 95 olduğunu ve bu 95 kişinin içerisinde sadece 6 kişinin sarı basın kartı olduğunu belirterek “muhasebeciler, mühendisler, ofis elemanları, gazete dağıtıcıları gazeteci gibi gösteriliyor“ ifadelerini kullanmıştı.

Öncelikle, Erdoğan’ın konuşmasını üzerine inşa ettiği Ahmet ve Nedim’in Gazeteci Arkadaşları(ANGA) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası(TGS) tarafından hazırlanan listede(2) tutuklu gazeteci sayısı 105 değil 104 olarak belirtilmiştir. Ayrıca hükümetin kendine yakın sendika konfederasyonu eliyle etkisini yok etmek istediği TGS, Erdoğan’ın başbakanlığını yürüttüğü devlet tarafından verilen sarı basın kartı ve diğer gazeteci meslek hakları konusunda hükümetin duyarsızlıklarını en güçlü biçimde dile getirmiştir.

Tahliye sonrası açıklamalar

Bağış ve Erdoğan’ın tahliye kararı öncesi yaptıkları açıklamalarda daha birçok eleştirecek nokta bulmak mümkün ama benim meselem bu değil. Ben bu yazıda, hükümet kanadının tahliye kararından sonraki açıklamalarının ne anlama geldiği üzerinde duracağım.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan konuyla ilgili olarak, “Hayırlı olsun. Tutuksuz yargılanmaya devam edecekler” açıklamasında bulundu.            

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç ise tahliye kararının ardından, “Tahliyelerden sadece memnuniyet duyulur. Özellikle gazeteci kimlikeri olan arkadaşlarımızın 375 gündür, yani bir yıldan daha fazla içeride tutuklu kalmış olmaları üzüntüye muciptir. Doğru olan budur. Bugüne kadar uygulanmamış olmasını aslında sorgulamamız gerekir” şeklinde konuştu.      

Aklıma gelen sorular

Hükümetin yetkin ve etkin isimlerinin yaptığı bu açıklamalardan sonra karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor: Hükümet, 4 tane “darbeci”, “terörist”, “tecavüzcü” ya da “banka soyguncusu”nun tahliye edilerek halkın içine salınmasını ve tutuksuz yargılanmasının hayırlı olmasını diliyor, olması gerekenin bu olduğunu söylüyor, hatta neden daha önce olmadığının sorgulanması gerektiğini söylüyor. 

Tabloya bakınca sormadan edemiyorum: Olması gereken, 4 tane “darbeci”, “terörist”, “tecavüzcü” ya da “banka soyguncusu”nun tahliye edilerek halkın içine salınmasını ve tutuksuz yargılanması mıdır? Böyle bir durumun neresi hayırlı olabilir?

Asıl sormak istediğim soru ise, tahliye edilerek halkın içine çıkarılması gereken 4 kişinin aylarca hapis yatması kişi hürriyetine indirilmiş bir darbe, bu kişilerin ruhlarına uygulanmış bir terör, bu insanların aile ve dost çevreleri yaşamlarına edilmiş bir tecavüz ve halkın haber alma özgürlüğüne karşı uygulanmış bir soygun değil midir?

Takdiri “Milli irade”ye bırakıyorum...

(1)Egemen Bağış’ın kendi resmi sitesinde yayınlanan BBC World röportajının haber metni, http://egemenbagis.com/tr/4207

Soner Bahadır