Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Ercan İpekçi’nin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleri üzerine yaptığı açıklama şöyle:
“Sayın Başbakan,
Gazeteci meslektaşlarımızla ilgili olarak kullandığınız hakaret içerikli “akbabalar, tasmalarınızı çıkardık, uluslararası tasma taktınız” sözlerinizden dolayı sizi kınıyoruz. Bir basın meslek örgütü olarak “en sert ve en sarsıcı” açıklamaları bile “ifade özgürlüğü” kapmasında değerlendirmemize rağmen, sizin bu üslubunuz, açıkça “nefret söylemi” içermektedir. Uludere’de 34 yurttaşın katledilmesiyle ilgili gerçeklerin kamuoyunca öğrenilmesi amacıyla mesleki görevlerini yerine getiren basın emekçilerine yönelik bu “kin ve nefret” söylemi içeren açıklamalarınız, belki sizin “kindar eğitim” tıynetinize uygun düşebilir ancak “basın ve ifade özgürlüğü” kapsamında savunulması mümkün değildir.
Bir devlet adamına yakışmayan bu hakaretlerinizin dozunu son zamanlarda giderek artırmış durumdasınız. Bu, sizin, hatalarınızdan kaynaklanan endişe ve korku dolu ruh halinizin dışavurumu olsa gerek. Görevlerini yaptıkları için cezaevine konulan ve yargılanan meslektaşlarımızı “terörist” olarak suçladığınız yetmediği gibi şimdi de “uluslararası tasma” takmakla itham edebiliyorsunuz. Başta Anadolu Ajansı olmak üzere emrinizin altındaki medya kuruluşlarında çalışan basın emekçilerine yapılan mezalimi görmezden gelip, “varsın bir kısım medya bizimle olmasın” diyerek ayrımcılık yapmaya ve hedef göstermeye devam ediyorsunuz. Bütün bu hakaretlerinizin telafisi için özür dilemeniz bile yetersiz kalacaktır.
Haklarınız ve yetkileriniz sınırsız değildir. Yürütme organının başı olarak, yurttaşların özgürlük alanlarına şahsi keyfinize göre müdahale etmeye hakkınız yoktur. Hele onlara hakaret etme hakkına hiç sahip değilsiniz. Sizin bu devlet adamlığına yakışmayan tutumunuzdan dolayı ülkemizin ve halkımızın geleceği adına endişe duyuyoruz.
İcraatlarınızı eleştiren gazetecilere, yazarlara, sanatçılara, aydınlara, akademisyenlere, sendikacılara, sivil toplum örgütlerinin temsilcilerine karşı, bütün bir toplumu temsil ettiğinizi iddia ettiğiniz makamınızın ağırlığına uygun düşecek saygı ve tahammülü göstermeye sizi bir kez daha davet ediyoruz.”
TÜRKİYE
GAZETECİLER SENDİKASI
AA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Mayıs 2012 Salı
20 Nisan 2012 Cuma
Gelecek gelecek mi?
7 tane gazetecilik öğrencisi bir
kafede aynı masada. Çünkü çay bir lira, sigara da içiliyor hem burada. Sınavdan
çıkmışlar; başarısız bir hocanın başarısız sınavı ve başarısız öğrencileri
olarak. Sınavdan, havadan sudan muhabbet devam ediyor. Herkesin mezuniyetine az
kalmış. Bölüm gazetecilik. Herkes biliyor ki sektör diplomaya bakmıyor, tecrübe
asıl olan. Hatta önüne gelen gazeteci olabildiğini biliyor hepsi. Ama bu okulu
yıllarca okuyanın işe giremediğini, iktisat, siyasal bilimler okuyanın birden
gazeteci çıkıverdiğini, babası, dayısı olanın parası, işi olduğunu, mini etek
giymenin, kalemini satmanın kariyer getirdiğini de biliyorlar okulda
öğretilenin aksine. Hatta bir konferansta duymuşlar okula gelen Anadolu Ajansı
Kemal Öztürk’ten bir öğrencinin sorusu üzerine, “İletişim fakültelerinin
eğitimini yeterli bulmuyoruz. O yüzden kendi eğitimimizi veriyoruz.”
Tecrübe dedik ya. Sonra iş
mevzusu açılıyor. Söylemeyi unuttuk, bu arkadaşların arkasında amca, dayı, baba
yok. Başlıyorlar sohbete. Ne yapabiliriz? Dinlemeye başlayayım onların
ağzından:
-
Ben x TV de işe girmeye çalışacağım. Fazla
beklentim yok. Kendimi geçindireyim yeter.
-
Geçindirmek derken? Sen gazetecisin ne
geçindirmesi!?
-
Kiramı ödeyeyim, soğan ekmek yiyeyim razıyım.
-
Kiranı ödersin de soğan ekmeği bilemem…
-
Sabah simit alırım, öğle yemeğini kanalda yerim…
-
Akşam yemeğini de verirler herhalde…
-
Orçun gibi elinde bir somun ekmekle dolaşırsın.
-
Kanala yakın bir ev tutarım. Yol param da olmaz.
-
Zaten dışarıda pek kalmazsın böyle giderse. Hiçbir
masrafın kalmaz.
!!!
Dönelim fakülte bahçesine. Bu
masadan üç arkadaş.
-
Yarın kanala gideceğim. Umarım alırlar işe.
-
… tv ye gideceğim ben de.
-
Oraya ben de girmek istiyorum.
-
400 milyon maaş bir de yemek kartı var çok iyi
aslında.
-
Maaş artıyor mu?
-
Seneden seneye artar. Tabii seneye içeri
alınmazsak.
!!!
Evet, bu sözler 20’li yaşların
başında, size göre pırıl pırıl öğrencilerin. Bu arkadaşlar Türkiye’nin en iyi
üniversitelerinden biri olan(!) İstanbul Üniversitesi’nde okuyor. Derslerine
çalışıyor, kitap okuyor, yazı yazıyor, fotoğraf çekiyor, düşünüyor… Yani akademik eğitimden bekleyebileceğiniz
her şeyi almışlar. Aslında sistemin istemediğini yapıyorlar, düşünüyorlar. Düşündükleri
için yargılanıyorlar, yaftalanıyorlar, fişleniyorlar… Bir diktatörlük içinde bilimle, siyasetle,
toplumla, insanlarla uğraşıyorlar. En büyük zorluk da bu değil mi zaten? Mücadele
ediyorlar kalemleriyle, sözleriyle. Korkmuyorlar ama endişeleniyorlar. Gelecek
hayali kuramıyorlar. Her denediklerinde bir duvarla karşılaşıyorlar.
İdealistler.
Sırf idealleri uğruna doğruları söylemek uğruna her şeyi göze alıyorlar. Çünkü
okulda en sevdikleri hocalar dürüstlüğü, basın etiğini öğretiyor.
Gazetecinin
halkın söyleyemediklerini söylemekle görevli olduğunu, kimsenin dile
getiremediğini dile getirmesi gerektiğini, şu diktatörlük çağında en büyük
görevin onlara düştüğünü biliyorlar. Bu yüzden siyasi baskı altında
eğitimlerini devam ettiriyorlar.
Ama bu
çocuklar gerçek hayatı da öğrenmeye başlamışlar. Sadece işini yapanın yıllarca
hapiste yattığını, karın tokluğuna bile çalışamayacaklarını, emeklerinin
sömürüleceğini öğrenmişler. Öğrendikleri yetiyor umutlarını kırmaya. Ne kadar
korusalar da umutlarını biliyorlar gerçekleri.
Destek
bekliyorlar. Her şeyi silen süpüren, vicdanı yok eden istemden korumak
kendilerini tek umutları. Bu yüzden hala okuyorlar, araştırıyorlar, yazıyorlar,
çiziyorlar… Korkmuyorlar dedim ya aslında tek korkuları var:
GELECEK, GELECEK Mİ?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

