logo

Recep Tayyip Erdoan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Recep Tayyip Erdoan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kasım 2012 Salı

TAKSİM'DE NELER OLACAĞINI BİLİYOR MUSUNUZ?

Taksim panolarla çevrildi, dozerler çalışıyor, kazılar başladı... Kaldırımdaki refüjlerin kesilmesi an meselesi. Elmadağ ile Tarlabaşı arasında bir "Tünel" inşaatı iş makinelerinin gürültüsü, trafik kargaşası içinde yürüyor. Gezi Parkı'da panolarla çevrildi. Tüm ağaçlar kesilecek ve yerine koca bir bina yapılacak. Büyün bu faaliyetlerin adı "Taksim Yayalaştırma Projesi" Bundan 15 ay önce Recep Tayyip Erdoğan açıkladı. proje 11 ay önce İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından onandı. Kültür varlıklarını Koruma Bölge Kurulu "plan tadilatı" ismi altında projeyi yine oy birliği ile kabul etti. Projenin ihalesi 5 ay önce tamamlandı ve artık 2 yıl sürecek inşaat başlatıldı. sadece İstanbul'un değil, dünyanın önemli bir noktası olan Taksim için alınan bütün kararlar "oldubitti" ye getirildi. Peki, kentin en önemli meydanına böylesine bir müdahale planlanırken, bu müdahalenin seni nasıl etkileyeceğini biliyor musun?

Ağaçlar kesilecek !
Ağaçlarının gövdesine dayanıp çimenine uzandığımız, gölgesindeki bankta dinlendiğimiz, boş vakitlerimizde çocuğumuzu, bebeğimizi gezdirdiğimiz, arkadaşlarımızla piknik yaptığımız tarihi "Gezi Parkı" ortadan kaldırılacak. Bu parkın ağaçları teker teker kesilecek ve yerine kocaman bir yapı inşa edilecek. Girişlerine güvelik elamanın yerleştirildiği bu alan artık eskisi gibi bize ait olmayacak !

Trafik sıkışıklığı devam edecek!
Trafiği yer altına alarak sağlanması plananan trafik akışı, tünel çıkışlarında sıkışıklığa neden olacak.Bu sıkışmalar sabah ve iş çıkışı saatlerinde tünel içine kadar uzayacak ve bu hızlı akış da mümkün olamayacak. Ankara'da yapılan bir çok denemede de olduğu gibi kent içi tüneller trafik sorununu çözmüyor sadece bir miktar ileriye ötelemekle kalıyor. Artık trafikte geçirdiğimiz saatleri yer altında geçirmek zorundayız !

Meydana ulaşılamayalacak !
 Projede yer alan istinat duvarları ve korkuluklarda oluşan yarıklar nedeniyle karşıdan karşıya geçmek için çok uzun mesafeler katetmemiz gerekecek. Yeraltından meydana ulaşmak için ise asansör veya yürüyen merdiven sıralarına girmek zorunda kalacağız. Bütün bunlar bize hem enerji hem de vakit kaybettirecek.

Nefes almak zorlaşacak !
Proje yüzlerce uzunluktaki tüneller ve rampalar içeriyor. Yeraltına alınan trafik içersinde toplu taşıma araçları ve bunların durakları yer alacak. Artık otobüs ve minibüsü yeraltında beklemek zorunda kalacağız. Bunu yaparken de trafiği sıkışmış araçların yaydığı zehirli gazların içinde nefes almaya çalışacağız.

İnsan yığınları oluşacak !
Metrobüs duraklarında yaşadığımız kalabalığın yeraltında olduğunu düşünün. İnsan yığınının içinde sıkışıp kalacağız.

İşyerleri zarar edecek !
Projenin içerisinde yer alan tüneller ve rampalar kaldırımlardan alan çalınarak ve kaldırımlar daraltılarak yapılacak. Daraltılan kaldırımlarsa cephesi bulunan işyerleri, dükkanın önünden geçen insan sayısının azalmasıyla cazibesini kaybedecek ve bu nedenler zarar edecek. İnşaat süresince kapatılacak yollar ve kaldırımlar da cabası. Bir esnaf olsanız bunu karşılamaya gücünüz yeter mi?

Taksim Dayanışması 

4 Haziran 2012 Pazartesi

"KATİL ELİNİ BEDENİMDEN ÇEK ! "

Gün geçmiyor ki güzel ülkemin güzel gündemi yeni bir gelişmeye daha gebe kalmasın. İleri Demokrasinin gerekliğinden midir bilinmez sürekli birileri gündem değiştirme çabasında. Bir takım olayları (Aselsan'ın %51 i İsrail'e satılması gibi) ve olguları farklı yöne çevirmek , sunni gündem yaratma adına birileri ha bire söz yerindeyse "Büyükşehir gibi çalışmakta"...

İşde yukarıda bahsini ettiğim "ileri demokrasi" nin son emsali de geçtiğimiz hafta içi gündeme bomba gibi düştü. Olay sizlerinde tahmin edeceği üzerine Kürtaj meselesi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’da gerçekleşen uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı’nda kürtajın cinayet olduğuna yönelik ifadesi ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın kürtajı yasaklayacak bir yasa tasarısının hazırlandığını açıklaması üzerine bir çok kitle örgütü, siyasi parti ve kitlelerce eleştiri bonbardımınına maruz kaldı.

Başbakan Erdoğan'ın ve üstüne Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın söylemleri  gündemi adeta cadı kazana çevirdi. En nihayetinde tüm bu olan bitenler bir kitle hareketini doğurdu.Ve  işte bugün bu kitle İstanbul Kadıköy'de bir oldu, birlik oldu ve mevcut durumu protesto etme adına altıyol  Boğa heykelinden Kadıköy meydanına dek sloganlar eşliğinde yürüdüler.

Katil elini bedenimden çek sloganı çatısında buluşan yaklaşık 10bin kadın ve beraberinde az sayıdaki erkeklerle, mevcut muhafazakar-liberal iktidara karşı tek bir ağızdan yükseltiler sesleri. Kimisi tepkisini vücuduna yazdığı "Benim bedenim, benim kararım" sloğanı ile kimisi de elinde taşıdığı " Hükumet vajinama dokunma" dövizleri ile dillendirdiler haklı taleplerini.

Üç gün içerisinde organize edilen mitinginde çok sayıda sol parti, sendikalar ve demokratik kitle örgütleri de katılım göstererek destek verdi. Etkinlik alanında oluşturulan serbest kürsüde konuşan CHP Milletvekili Melda ONUR ve Halkevleri Genel Başkanı İlknur BİROL kararlı bir kalabalığın hali hazırda olduğuna değinerek şunları söyledi;

"Bu miting büyük bir kadın öfkesinin göstergesiydi. Kürtaj hakkı, yıllarca merdivenaltı kliniklerde kürtaj olarak canından olan ve ağırlıklı olarak yoksul kadınların ödedikleri bedelle elde edilmiş çok önemli bir hak. Bugün bile kendini AKP’li olarak gören, AKP’ye oy vermiş olan kadınların bile yalnız başına kaldıklarında bugün tepki gösteren kadınlara hak verdiklerini düşünüyorum. Bu yasayı yazmak üzerine eline kalem alacakların bu kalemlerinin kırılması lazım. Bu yasak piyasayla iç içe olan neoliberal gericiliğin inşa edeceği yeni toplumun eşiklerinden bir tanesidir. Bunun farkındalığını büyütmemiz ve ortak bir kanala aktarmamız lazım.”

Miting sonrasında Ajda Pekkan'ın "Hür Doğdum Hür Yaşarım" adlı şarkısı ve Aynur Doğan'ın "Keçe Kurdan" adlıo parçasıyla halay çektikten sonra olaysız bir şekilde dağıldılar.

KISSADAN HİSSE : Yasa dışı kürtaj her yıl 68 bin can alıyor.....


19 Mart 2012 Pazartesi

4 ‘tecavüzcü(!)’nün tahliyesine sevinmeli miyiz?


Özel Yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkları hükümet tarafından “darbeci”, “terörist”, “tecavüzcü” ve “banka soyguncusu” olarak nitelendirilen OdaTV davasında 13 Mart’ta sanıklar Ahmet Şık, Coşkun Musluk, Nedim Şener ve Sait Çakır hakkında tahliye kararı verdi. Hükümetin tahliyelere “sevindiklerini” söylemesi ise aklıma “4 tecavüzcünün veya darbecinin tahliyesine sevinmeli miyiz?” sorusunu getiriyor...
                                                       
Tahliye öncesi açıklamalar

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, 1 Mart’ta BBC World kanalında katıldığı bir programda, hapisteki gazetecilerle ilgili olarak “Mesleği yüzünden tutuklanan hiçbir gazeteci yok. Gazeteci kimliği taşıyan bazı kişiler var, birine tecavüz ederken yakalanan, banka soyarken yakalanan. Bu, kişiler beğenmediğimiz yazılar yazdıklarından dolayı tutuklanmış değiller. Çok daha kötü yazılar yazmış olan gazeteciler var ve bu kişiler bu haklarını kullanmaya devam ediyorlar”(1) şeklinde konuşmuştu.

7 Mart’ta da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin il başkanları toplantısında konuyla ilgili olarak; yargılanan kişi sayısının 105 değil, 25 tanesi başka suçlardan hükümlü olmak üzere 95 olduğunu ve bu 95 kişinin içerisinde sadece 6 kişinin sarı basın kartı olduğunu belirterek “muhasebeciler, mühendisler, ofis elemanları, gazete dağıtıcıları gazeteci gibi gösteriliyor“ ifadelerini kullanmıştı.

Öncelikle, Erdoğan’ın konuşmasını üzerine inşa ettiği Ahmet ve Nedim’in Gazeteci Arkadaşları(ANGA) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası(TGS) tarafından hazırlanan listede(2) tutuklu gazeteci sayısı 105 değil 104 olarak belirtilmiştir. Ayrıca hükümetin kendine yakın sendika konfederasyonu eliyle etkisini yok etmek istediği TGS, Erdoğan’ın başbakanlığını yürüttüğü devlet tarafından verilen sarı basın kartı ve diğer gazeteci meslek hakları konusunda hükümetin duyarsızlıklarını en güçlü biçimde dile getirmiştir.

Tahliye sonrası açıklamalar

Bağış ve Erdoğan’ın tahliye kararı öncesi yaptıkları açıklamalarda daha birçok eleştirecek nokta bulmak mümkün ama benim meselem bu değil. Ben bu yazıda, hükümet kanadının tahliye kararından sonraki açıklamalarının ne anlama geldiği üzerinde duracağım.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan konuyla ilgili olarak, “Hayırlı olsun. Tutuksuz yargılanmaya devam edecekler” açıklamasında bulundu.            

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç ise tahliye kararının ardından, “Tahliyelerden sadece memnuniyet duyulur. Özellikle gazeteci kimlikeri olan arkadaşlarımızın 375 gündür, yani bir yıldan daha fazla içeride tutuklu kalmış olmaları üzüntüye muciptir. Doğru olan budur. Bugüne kadar uygulanmamış olmasını aslında sorgulamamız gerekir” şeklinde konuştu.      

Aklıma gelen sorular

Hükümetin yetkin ve etkin isimlerinin yaptığı bu açıklamalardan sonra karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor: Hükümet, 4 tane “darbeci”, “terörist”, “tecavüzcü” ya da “banka soyguncusu”nun tahliye edilerek halkın içine salınmasını ve tutuksuz yargılanmasının hayırlı olmasını diliyor, olması gerekenin bu olduğunu söylüyor, hatta neden daha önce olmadığının sorgulanması gerektiğini söylüyor. 

Tabloya bakınca sormadan edemiyorum: Olması gereken, 4 tane “darbeci”, “terörist”, “tecavüzcü” ya da “banka soyguncusu”nun tahliye edilerek halkın içine salınmasını ve tutuksuz yargılanması mıdır? Böyle bir durumun neresi hayırlı olabilir?

Asıl sormak istediğim soru ise, tahliye edilerek halkın içine çıkarılması gereken 4 kişinin aylarca hapis yatması kişi hürriyetine indirilmiş bir darbe, bu kişilerin ruhlarına uygulanmış bir terör, bu insanların aile ve dost çevreleri yaşamlarına edilmiş bir tecavüz ve halkın haber alma özgürlüğüne karşı uygulanmış bir soygun değil midir?

Takdiri “Milli irade”ye bırakıyorum...

(1)Egemen Bağış’ın kendi resmi sitesinde yayınlanan BBC World röportajının haber metni, http://egemenbagis.com/tr/4207

Soner Bahadır