logo

Bülent Arınç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bülent Arınç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2015 Salı

Bülent Arınç, söylediğinin anlamını biliyor mu: Gel hovardalık yapalım dedim, 300 liraya bilet aldık

Bülent Arınç, ilk kez uçağa binişini anlattı. Arınç, "Yanımda ortak arkadaşım var-hala Manisa’da avukattır- ‘gel bir hovardalık yapalım’ dedim. Adana’da ağabeyim vardı. ‘Gel ağabeyimize gidelim’ dedim. 300 Lira’ya bir bilet aldık" dedi.

Bursa’nın Yenişehir İlçesi’nde Bursa'dan, Trabzon ve Erzurum'a karşılıklı uçak seferlerinin başlatıldı. Düzenlenen törende konuşan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ilk kez nasıl uçağa bindiğini anlattı.

AKP öncesi döneme kadar Türkiye'de uçağa binmenin prestij meselesi olduğunu savunan Bülent Arınç, "1975 yılında ben ilk defa uçağa nasıl bindim? Ankara’ya gelmiştim. Yargıtay’da bir dosyam vardı. Davayı kazandık. Cebimiz biraz para gördü. Yanımda ortak arkadaşım var-hala Manisa’da avukattır- ‘gel bir hovardalık yapalım’ dedim. Adana’da ağabeyim vardı. ‘Gel ağabeyimize gidelim’ dedim. 300 Lira’ya bir bilet aldık" ifadelerini kullandı. 

"HAYAT KADINININ PARASINI YİYEN ERKEK"
Arınç'ın bu ifadesi akıllara Türk Dil Kurumu(TDK)'nun internet sitesindeki Güncel Türkçe Sözlük bölümünde "müsait" kelimesinin ikinci anlamı olarak, "Flört etmeye hazır olan, kolayca flört edebilen (kadın)" ifadelerin kullanmalarını getirdi.

TDK'nın internet sitesinde "Hovardalık" kelimesinin anlamı "Hovarda olma durumu" ve "Hovardaca davranış" olarak ifade ediliyor. Sitede, "hovarda" kelimesinin üçüncü anlamı ise, "Hayat kadınının parasını yiyen erkek" olarak ifade ediliyor.

2 Nisan 2014 Çarşamba

Bülent Arınç'tan Anadolu Ajansı açıklaması

Bülent Arınç, AA Genel Müdürü Kemal Öztürk'ün seçim akşamı AKP Genel Merkezi'nde olduğu iddialarına ilişkin, “15 dakikalığına AK Parti Genel Merkezi'ne uğramıştır. Bunda ne olabilir?” dedi.

Basından Sorumlu Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, Anadolu Ajansı Genel Müdürü Kemal Öztürk'ün seçim akşamı AKP Genel Merkezi'ne geldiği iddialarını doğruladı. Bülent Arınç, Kemal Öztürk'ün bu davranışının doğal bir durum olduğunu savundu. Arınç konuyla ilgili olarak, “ Ajansın başındaki Genel Müdür Sayın Kemal Öztürk, o akşam bir 15 dakikalığına AK Parti Genel Merkezi'ne uğramıştır. Bunda ne olabilir? Sayın Kemal Öztürk devlet memuru değil, devlet memuru statüsünde değil. Sarı basın kartı sahibi serbest bir gazeteci, yıllardan beri gazetecilik yapıyor” açıklamasını yaptı.

8 Eylül 2012 Cumartesi

“AKP’nin harcında adalet yok!”

2. öğretim harçlarının kaldırılmamasını protesto eden öğrenciler “AKP’nin harcında adalet yok!” sloganı attı.
                   
Öğrenci Kolektifi üyesi öğrenciler, 2. öğretim öğrencilerinin harçlarının kaldırılmamasını, Galatasaray Lisesi önünde “Harç nöbeti” adını verdikleri bir oturma eylemi yaparak ve bildiri dağıtarak protesto etti.

Öğrenciler, “Fermanları yaktık, geri dönüş yok”, “AKP’nin harcında adalet yok”, “Dünya yerinden oynar eğitim parasız olsa”, “AKP harcını al başına çal” ve “Müşteri değil öğrenciyiz sloganları attı.

“Pazarlık yok, harçlara hayır!”

Eylem sırasında dağıtılan “Pazarlık yok, harçlara hayır!” başlıklı bildiride ise şu ifadelere yer verildi: “Örgün öğretimde harçların kaldırıldığını müjdelerle açıklayan Bülent Arınç ve Tayyip Erdoğan, harçları 5 bin liraya yaklaşan 2. öğretim öğrencilerini görmezden geldi. Tayyip Erdoğan, gözmezden gelmekle de yetinmedi, ‘2.öğretim öğrencilerinden harç almazsak olmaz. Üzerimizde çok yük olur’ açıklamasını yaparak öğrencileri müşteri olarak gördüğünü itiraf etmiş oldu. Birçok üniversiteli, derslerin yoğunluğundan, parası olmadığı için çalışmak zorunda kaldığından okulunu zamanında bitiremiyor. Öğrencileri müşteri olarak gören  AKP iktidarı, okulunu uzatmak zorunda kalan üniversitelilerden harç almaya devam kararı aldı.”

Soner Bahadır

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Evlat Ayrımına Sessiz Kalma

       Hayırlı uğurlu olsun. 1. Öğretim ve Açıköğretimlerin harcı, kararname ile kaldırıldı. Yarın Resmi Gazete'de yayınlanacakmış. Sevindirici bir haber. Bu öğretimlerde okuyan herkesin gözü aydın. Peki ya ikinciöğretimler?
       İkinciöğretimlerin suçunu biri bana söyleyebilir mi? Bu nasıl adalettir? AKP hükümeti, bu güzel icraati tam yapsa ölür müydü? Binlerce öğrenciyi mağdur durumda bıraktılar. Bu su götürmez bir gerçek. Yazık oldu.
       Kimsenin gücüne gitmesin ama, açıköğretim sistemi, kazanması kolay ve test usulü diploma almaya dayalı bir öğretim sistemi. İkinciöğretim öyle mi? Değil tabi. İnsanlar büyük emekler sarfederek bu bölümleri kazandılar. Ne oldu? 1.Öğretimlerden ayrı tutuldular. Bu adaletsizliği içtenlikle kınıyorum. Kınamaktan başka da elden bir şey gelmiyor zaten.
       Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Sayın Bülent Arınç, bu müjdeyi verdi. Ancak AKP hükümeti, ikinciöğretimlerin durumuna kayıtsız kaldı. Duyarsızlık yaptı.
       İkinciöğretimlerin durumuna biraz değinmek istiyorum:
 
       İkinciöğretim öğrencileri, para kazanması en zor öğrencilerdir. Zira okul saatleri günün tam ortasındadır. Yani 1.öğretimler ve açıköğretimler gibi gün onlara kalmaz. Açıköğretim öğrencisi kendine rahatlıkla gelir sağlayabilir. Keza 1.öğretimler de öğlenden bir işte part-time çalışabilirler. İkinciöğretimlerde bu şanslar yoktur. Zor durumdaki öğrenciler de derslerinden feragat ederler.
       İkinciöğretim öğrencileri, geç saatlerde evlerine dönmek zorunda kalırlar. (Örneğin Marmara Üniversitesi). Haliyle bu, ekstra taşıt parasına sebep olabilmektedir. Ve bu uzun vadede büyük bir ekonomik yüktür.
       İkinciöğretim öğrencileri, İstanbul'da, Ankara'da veya İzmir'de daha iyi bir üniversitede okumak için, kendi şehirindeki üniversitelerin 1.öğretimleri kazandıkları halde, bu üniversitelerin 1.öğretimleri yerine büyük üniversitelerin ikinciöğretimlerini tercih ederler. Sırf gelecek kaygısı adına. Ve şimdi onlar, hala harç ödemek zorundalar. Lütfen kendinizi onların yerine koyun. Yazıktır.
       İkinciöğretim öğrencileri içinde, neredeyse özel okul aidatı kadar harç ödeyenler vardır.
       İkinciöğretim öğrencileri de bu ülkenin vatandaşıdır.
       Ortada büyük bir haksızlık var. Yazık. Herkesi sessiz kalmamaya davet ediyorum. Bu durum ayrımcılıktan başka bir şey değil.
       Son olarak, en çok üzüldüğüm şey de, gözü dönmüş, gözü kör olmuş bazı düşünme engellilerin, bu durumu, adeta fanatikçe savunmasıdır. İnsanlıktan nasibini almamış kimseler;
    • İkinciöğretim'e girdiyseniz harcınızı da ödersiniz. Harçların pahalı olduğunu bilerek yazdınız.
    • Daha çok çalışsaydınız, birinci öğretimi kazansaydınız.
    • Siz gece öğrenim görebilesiniz diye üniversiteler, her öğretim görevlisine, ders saatine göre ayda en az 800 Türk Lirası para veriyor.
       Demekte. Bunlara yorum bile yapmıyorum. Ama şunu anladım ki, birlik-beraberlik, empati ve duyarlılık ölmüş.
       Hükümetten bu duruma el atmasını, adaletsizlik yapmamasını, ikinciöğretimlere de yardım etmesini istiyor, ve bu duruma sessiz kalınmamasını diliyorum.
       Saygılar.
       Uğur Mutlu

25 Mayıs 2012 Cuma

Sansür Ç.


      Bu kaçıncı tektipleştirme, kaçıncı medya sansürü? Neden istedikleri gibi olmak zorundayız? Neden istediğimizi izleme hakkımız yok? Bunu ister ironik bir dizi olarak anlayın, ister siyasi bir sinema filmi, ister porno filmi. Kulübesinde yaşayan tasmalı bir canlı gibiyiz. Sahibimizin izin verdiğince dolaşan, gören...
      Velhasıl bir bomba daha geldi. Hepimizin izlemese de bildiği “Behzat Ç.” adlı dizi, birçok çevreyi rahatsız etmiş herhalde ki, MHP Tekirdağ Milletvekili Sayın Bülent Belen'in verdiği önergeyle ilgili konuşan İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin, dizi hakkında 3 şikâyet başvurusu olduğunu ve bu başvuruların RTÜK’e gönderildiğini söyledi. Hatırlarsanız Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç da “ İki defa ceza verdik, dikkatle izliyoruz.” demişti.
      Helal olsun! Bazı mümtaz insanların istemediklerini izleyememe hadisesiyle karşı karşıyayız yine! Diziyi izleyenler zaten biliyordur hangi karakterlerin ve repliklerin zeka dolu göndermeler olduklarını. Bunlara kısaca değinmek isterdim ama diziyi henüz izlememiş, ileriki bir zamanda izleyecek olanlara nezaketen değinmiyorum.
      Bu dizi şuan (henüz kaldırmadılar ama yakındır) yayındaki en iyi polisiye dizi. Küfür var, şiddet var, gerilim var. Yani polislerimizin yaşadığı hayatı gerçeğe en yakın şekilde bize gösteren bir dizi. Ayrıca kişisel bir not da düşmek isterim ki; benim de tek izlediğim dizi. Ama neymiş? Devleti temsil eden kişi, görev esnasında alkol içiyormuş, evli olmadan bir kadınla beraber yaşıyormuş(!!!), küfür edip duruyormuş vesaire vesaire. Ayıptır be! Bu kadar da yobaz olunmaz! Her insan özgür değil midir istediği gibi yaşar! Bunlar mı rahatsız etti kimilerini? Ve daha söylemedikleri nedenler de var tabi eminim ki! Gerekli gördükleri mecraları ve gündeme dair gelişmleri zekice iğnelemeleri gibi... Büyük suç tabi bu... Biz eleştiri yapabilir miyiz? Bir şeye karşı çıkabilir miyiz? Tabii ki hayır! Bir de bu kamuya açık tabi ekranda milyonlarca insan izleyebiliyor aman ha olur mu! İleri Demokrasi'ye uyar mı hiç bu?
      İzleyebildiklerimiz istedikleri kadar oluyor gün be gün. Öğrenebildiklerimizin de öyle olmasını istiyorlar keza. Oldukça özgürüz. Hiçbir baskı yok!
      Behzat Ç.'nin yapımcıları tahminime göre bu dizi televizyonda yayından kalkarsa internetten yayınlamaya devam etmek isteyeceklerdir. Ama bu sektör masraflı. Reklam gelirleri olmadan para kazanamazlar, zarar ederler. Kanımca zarar etmeyi göze alırlar ancak nereye kadar dayanabilirler o da mechul. Zor iş. Şans, topluma faydalı işler yapan, zekice diyaloglar yaratan, halkla ilgili olan, halka önem veren, haksızlıkların karşısında ve haklı mücadelenin yanında olan insanların yanında olsun diyelim.
      Hükümete de teşekkürlerimizi sunalım. Bu dizi çok ayıp çünkü aman he!
      Tez zamanda kellesi vurulsun!
      Böyle bir diziye tahammül edilemiyorken, tiyatrolardaki gelişmleri gözünüzün önüne alıp bir düşünün yurttaşlar; Behzat Ç'ye tahammül edilemiyorken tiyatrolar özelleşince olacakları bir hayal edin... Çoğu zaman geleceği kestirebilmek için medyum olmak gerekmez. Daha neler göreceğiz neler...

      (Not: Kayseri'de Pınarbaşı İlçe Emniyet Müdürlüğü önünde patlama meydana gelmiş. Hayatını kaybedenlerin yakınlarına baş sağlığı, yaralılara acil şifalar diliyorum.)

Uğur Mutlu

25 Mart 2012 Pazar

Güçlü devletin bedelini güçlü siyasetçiler öder


Hükümet, Afganistan’da NATO emrinde tatbikat yaparken 12 askerin hayatını kaybetmesini “güçlü devlet olmanın bedeli” olarak tanımladı. Peki, güçlü devlet kimler tarafından nasıl kurulur? Güçlü devlet olmanın göstergeleri nelerdir? En önemlisi, “güçlü devlet olmanın bedelini kimler öder?”

16 Mart Cuma günü Türk Silahlı Kuvvetleri ekiplerinin Afganistan’da NATO’nun Uluslarası Güvenlik Destek Gücü(ISAF)’nün görevlendirmesiyle askeri tatbikat yaparken, görev bölgesi olan Kabil Bölge Komutanlığı’nın 5 km güneyinde teknik bir arıza sonucu helikopterin düşmesiyle 12 asker hayatını kaybetti.

Konuyla ilgili olarak 19 Mart Pazartesi günü AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik,  “ ‘Efendim bizim orada ne milli menfaatimiz var?’ şeklindeki bir sorgulamayı muhalefet yapabilir. Buna saygı duyarım ama AKP kesinlikle bu düşüncede değildir. Biz artık bir dünya ülkesiyiz. Kendi içine kapanan, kendi kabuklarının içine sıkışan bir ülke değiliz. Dünyanın 16. büyük ekonomisiyiz. G-20’ler arasındayız. Dünyadaki siyasi gelişmelerde de Türkiye’nin adı var, izi var. Sadece yönlendirilen, yönetilen bir ülke değiliz. Yöneten ve yönlendiren iradede bizim de sözümüz var. Dolayısıyla bu konumda olduğunuz zaman bunun bir bedeli var. Bu bedeli de vermek zorundasınız. Türkiye’nin şu andaki konumu budur” açıklamasında bulundu.

Aynı gün konuşan Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç ise benzer ifadeleri kullanarak şunları söyledi: ”Biz tek başımıza, Robinson gibi adada yalnız yaşayan bir devlet değiliz. Yükümlülüklerimiz var, sözleşmelerimiz var, üzerimize düşen görevler var ve bu görevleri de askerlerimiz, bazen de polislerimiz yerine getirebiliyor.”

Tartışmaya, ertesi gün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da şu sözlerle katıldı: “ ‘Afganistan’da, Solmali’de, Bosna’da, Kosova’da, Lübnan’da Türk askerinin ne işi var?’ diyenler, bunu sorgulayanlar; Sivas’ın ötesine, ufukları İstanbul’un ötesine geçmeyenlerdir. Bu ülkenin tarihini okumuş olan herkes, bizim yurtdışındaki askeri varlığımızdan gurur duymalıdır. Büyük iddialarınız olursa büyük ülke olursunuz. Küçük iddialarla büyük ülke olunmaz. Türkiye’de siyaset yapan ya da kenarda köşede bir şeyler yazanlar bir butik devlet mi istiyorlar? Türkiye bir butik devlet değildir. Güçlü bir devlettir. Birilerinin söylediği veya kendine göre oluşturduğu rol haritasına Türkiye Cumhuriyeti uymaz. Biz olması gereken neyse onu yaparız. Atılması gereken adım neyse bu adımları atarız. Hiçbir zaman küçük düşünmeyiz. Büyük düşünmeye mecburuz.”

Açıklamaları inceleyebilmek için öncelikle yazımın ilk paragrafındaki 3 soruyu yanıtlamamız gerekiyor:

1)Güçlü devlet, kimler tarafından nasıl kurulur: Güçlü devletler, güçlü siyasetçiler tarafından kurulur. Tarih boyunca devletlerin güçlü devlet statülerine girişlerinde Cengiz Han, Kanuni Sultan Süleyman, Napoleon Bonaparte, Lenin, Mustafa Kemal Atatürk, Adolf Hitler gibi son derece güçlü, “karizmatik lider”lerin(1) önderliğini veya kurucu iradelerini görüyoruz. Bu devletlerin kuruluş biçimleri insanlık tarihinin başından küreselleşme dönemine kadar askeri temelli olduğunu, küreselleşmeyle birlikte güçlü devlet olmanın ekonomik temelli olduğunu görüyoruz.

2)Güçlü devlet olmanın göstergeleri nelerdir: Yukarıdaki sorunun “nasıl?” kısmından da anlaşılacağı üzere, bugün güçlü devlet olmanın göstergesi güçlü bir ekonomiye sahip olmaktır.

3)Güçlü devlet olmanın bedelini kimler öder: İlk soruda örnek verdiğim güçlü siyasetçilerin siyasi hayatlarına bakarsak güçlü devletlerde bedeli güçlü siyasetçiler ödemiştir. Askeri güce dayalı başarılarla güçlü devletler oluşturmuş bu liderler askeri mücadelelerde cephelerde yer almıştır ve birçoğunun savaş meydanlarında yaraları vardır.

Bu sorular ve bu cevaplar ışığında soralım: Türkiye, güçlü bir devlet midir? Güçlü devlet olmanın iki kriteri vardır: 1)Güçlü ekonomi 2)Güçlü askeriye. Hüseyin Çelik, Türkiye’nin güçlü ekonomiye sahip güçlü bir devlet olduğu tezini ortaya atarken Recep Tayyip Erdoğan da askeri gücü yüksek bir güçlü devlet olduğumuz iddiasında.

Peki durum gerçekten öyle mi? Hüseyin Çelik’in ekonomik referansları son derece parlak ve iddialı: “Dünyanın 16. büyük ekonomisiyiz. G-20’ler arasındayız.” Sayın Çelik yalan söylemiyor. Yalnız Sayın Çelik’in atladığı nokta şu ki bu “başarılı” verilerin oluşmasını sağlayan kaynaklar yerli kaynaklar değildir. Yani bu “başarı” bizim değil. Ekonomisindeki paranın kabaca 2/3’ü yabancı sermaye olan bir ülkenin ekonomik durumundan gurur duymaya ya yerinmeye hakkı yoktur. Çünkü üzerine söz söyleyecek kadar bu ekonomiye hakim değildir. Yarın bir sorunla karşılaşılsa ve bu yabancı sermaye kendini geri çekse bugünkü ülke ekonomisi 1/3 boyutuna inecek. Böyle bir duruma hükümet acaba nasıl bir cevap verirdi?

Gelelim Başbakan’ın askeri dayanaklı güçlü devlet olduğumuz iddiasına: Yazının geri kalanında, güçlü devlet olmanın askeri ve ekonomik olmak üzere iki kriteri olduğunu fakat esas kriterin ekonomi olduğunu söylemiştim. Ekonomik durum, önceki paragrafta anlattığım gibi olunca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Afganistan’da, Solmali’de, Bosna’da, Kosova’da, Lübnan’da” diye saymaya başladığı ve Hüseyin Çelik’ten edindiğimiz bilgiye göre 28 ülkeye yayılan askeri varlığımız pek bir anlam ifade etmiyor. Çünkü 28 ülkedeki askeri varlığımız NATO çatısı altında ve NATO’nun karar verici merciilerinde ülkemizden tek bir asker dahi yoktur. Bu şartlar altında nasıl oluyor da “yöneten yönlendiren iradede sözümüz var” oluyor anlayabilmiş değilim... (28 ülkede kimlerin yanında ne amaçla olduğumuz konusuna hiç girmiyorum...)   

Yazının geri kalanında “güçlü devletlerin bedeli güçlü siyasetçiler öder” demiştim. Peki Türkiye’de durum böyle midir? 12 askerin hayatını yitirmesini “güçlü devlet olmanın bedeli” olarak tanımlayan bir iktidarın olduğu ülkede böyle birşeyden söz etmek mümkün değil. Peki siyasetçilerin bedel ödemediği bir güçlü devlet olabilir mi? Tarihte böyle bir örnek bulan olursa lütfen bana da bildirsin...

(1)Emre Kongar, Devrim Tarihi ve Toplumbilim Açısından Atatürk, sayfa 129, 11. Baskı, Ocak 2008, Remzi Kitabevi, İstanbul

Soner Bahadır

19 Mart 2012 Pazartesi

4 ‘tecavüzcü(!)’nün tahliyesine sevinmeli miyiz?


Özel Yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkları hükümet tarafından “darbeci”, “terörist”, “tecavüzcü” ve “banka soyguncusu” olarak nitelendirilen OdaTV davasında 13 Mart’ta sanıklar Ahmet Şık, Coşkun Musluk, Nedim Şener ve Sait Çakır hakkında tahliye kararı verdi. Hükümetin tahliyelere “sevindiklerini” söylemesi ise aklıma “4 tecavüzcünün veya darbecinin tahliyesine sevinmeli miyiz?” sorusunu getiriyor...
                                                       
Tahliye öncesi açıklamalar

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, 1 Mart’ta BBC World kanalında katıldığı bir programda, hapisteki gazetecilerle ilgili olarak “Mesleği yüzünden tutuklanan hiçbir gazeteci yok. Gazeteci kimliği taşıyan bazı kişiler var, birine tecavüz ederken yakalanan, banka soyarken yakalanan. Bu, kişiler beğenmediğimiz yazılar yazdıklarından dolayı tutuklanmış değiller. Çok daha kötü yazılar yazmış olan gazeteciler var ve bu kişiler bu haklarını kullanmaya devam ediyorlar”(1) şeklinde konuşmuştu.

7 Mart’ta da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin il başkanları toplantısında konuyla ilgili olarak; yargılanan kişi sayısının 105 değil, 25 tanesi başka suçlardan hükümlü olmak üzere 95 olduğunu ve bu 95 kişinin içerisinde sadece 6 kişinin sarı basın kartı olduğunu belirterek “muhasebeciler, mühendisler, ofis elemanları, gazete dağıtıcıları gazeteci gibi gösteriliyor“ ifadelerini kullanmıştı.

Öncelikle, Erdoğan’ın konuşmasını üzerine inşa ettiği Ahmet ve Nedim’in Gazeteci Arkadaşları(ANGA) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası(TGS) tarafından hazırlanan listede(2) tutuklu gazeteci sayısı 105 değil 104 olarak belirtilmiştir. Ayrıca hükümetin kendine yakın sendika konfederasyonu eliyle etkisini yok etmek istediği TGS, Erdoğan’ın başbakanlığını yürüttüğü devlet tarafından verilen sarı basın kartı ve diğer gazeteci meslek hakları konusunda hükümetin duyarsızlıklarını en güçlü biçimde dile getirmiştir.

Tahliye sonrası açıklamalar

Bağış ve Erdoğan’ın tahliye kararı öncesi yaptıkları açıklamalarda daha birçok eleştirecek nokta bulmak mümkün ama benim meselem bu değil. Ben bu yazıda, hükümet kanadının tahliye kararından sonraki açıklamalarının ne anlama geldiği üzerinde duracağım.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan konuyla ilgili olarak, “Hayırlı olsun. Tutuksuz yargılanmaya devam edecekler” açıklamasında bulundu.            

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç ise tahliye kararının ardından, “Tahliyelerden sadece memnuniyet duyulur. Özellikle gazeteci kimlikeri olan arkadaşlarımızın 375 gündür, yani bir yıldan daha fazla içeride tutuklu kalmış olmaları üzüntüye muciptir. Doğru olan budur. Bugüne kadar uygulanmamış olmasını aslında sorgulamamız gerekir” şeklinde konuştu.      

Aklıma gelen sorular

Hükümetin yetkin ve etkin isimlerinin yaptığı bu açıklamalardan sonra karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor: Hükümet, 4 tane “darbeci”, “terörist”, “tecavüzcü” ya da “banka soyguncusu”nun tahliye edilerek halkın içine salınmasını ve tutuksuz yargılanmasının hayırlı olmasını diliyor, olması gerekenin bu olduğunu söylüyor, hatta neden daha önce olmadığının sorgulanması gerektiğini söylüyor. 

Tabloya bakınca sormadan edemiyorum: Olması gereken, 4 tane “darbeci”, “terörist”, “tecavüzcü” ya da “banka soyguncusu”nun tahliye edilerek halkın içine salınmasını ve tutuksuz yargılanması mıdır? Böyle bir durumun neresi hayırlı olabilir?

Asıl sormak istediğim soru ise, tahliye edilerek halkın içine çıkarılması gereken 4 kişinin aylarca hapis yatması kişi hürriyetine indirilmiş bir darbe, bu kişilerin ruhlarına uygulanmış bir terör, bu insanların aile ve dost çevreleri yaşamlarına edilmiş bir tecavüz ve halkın haber alma özgürlüğüne karşı uygulanmış bir soygun değil midir?

Takdiri “Milli irade”ye bırakıyorum...

(1)Egemen Bağış’ın kendi resmi sitesinde yayınlanan BBC World röportajının haber metni, http://egemenbagis.com/tr/4207

Soner Bahadır