logo

Başbakan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Başbakan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2014 Cuma

Okmeydanı Hükümetin Planı Mıydı?

Öncelikle dün hayatını kaybeden adaşım Uğur Kurt ağabeyim için Tanrıdan rahmet diliyorum.

Dün çok düşündüm. Acaba dedim, bizim cin fikirliler, Soma yasımızı gündemden düşürmek adına
Okmeydanı’ya bilerek mi girdi, bilerek mi olay çıkarttı? Çünkü ateşe yürümenin başka açıklaması olamaz. Çünkü hepimiz biliyoruz ki Okmeydanı’ya girip Berkin Elvan’ı anan mahalle halkının üzerine gaz atmak, cami duvarına işemekten farksızdır.

Cephelilerin adeta namusu olan Okmeydanı’ya girip kafalarına gaz atıldığında, mahalle halkının karşılıksız kalmayacağını Başbakan ve tayfası tabi ki bizden iyi biliyordu...

Baktılar ki Soma’da ölen yurttaşlarımızı unutmuyoruz ve her gün olayın üzerine yürüyoruz, dediler ki “Şu gündemi bir değiştirelim bakalım... Okmeydanı’yı karıştıralım!”

Malum, Başbakan için bir Alevi yurttaş bir Allah Kuruşu’ndan daha değersiz. Reyhanlı’da yaşanan faciada “52 sunni vatandaşım hayatını kaybetti" diyen de oydu, her açıklamasında Alevileri hedef alan da. Bir Alevinin daha canına kıyılması umurunda olmadı.

Dediğim gibi dün çok düşündüm... Ama bugünkü konuşmasıyla anladım. Bugün ne dedi?

“301 şehidimizin acısı tazeyken sustuk. Kan kustuk, kızılcık şerbeti içtik dedik. Ama kimse kusura bakmazsın daha fazla susacak değiliz.”

Öncelikle kan kusmadı, kin kustu. Ayrıca bu cümlelerde "patlamaya" yer aradığı çok belli. Öte yandan, sen ne zaman sustun ki?

Ve ardından: “Neymiş Berkin Elvan’ı anmak için törenler düzenleyeceklermiş. Her ölüm hadisesinde bir tören mi düzenleyeceğiz. Ölmüştür geçmiştir.”

Yine klasik saygısızlık, yine ötekileştirme, yine vicdansızlık. Amacı hep aynı… Yüksek tansiyon. Vardır elbet hedeflediği bir çıkar.

Lakin ben artık eminim: Okmeydanı’ya bilerek girildi. İnsan canına değer vermeyen Sayın Başbakan, yine gündemi değiştirme çabasında. Yine masum bir cana kıyarak…

Dün Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) 70. Mali Kurul toplantısında Kılıçdaroğlu’ya çattı, yetmedi toplantıyı terk etti. Baktı gündem değişmedi, şimdi de bunu deniyor.

Ama yine olmayacak. Ne Soma’yı unutacağız, ne Uğur Kurt’u, ne de Gezi Şehitlerini…


Uğur Mutlu

11 Eylül 2012 Salı

CİHANER : TÜRKİYE'DE ULTRA ÜVER ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER VAR !

KCK'nın sözde basın komitesine yönelik operasyon sonucunda gözaltına alınıp tutuklanan gazetecilerin duruşma malumunuz dün Çağlayan Adalet(!) Sarayında gergin bir atmosferde başladı. 38'i tutuklu toplamda 44 gazetecinin yargılandığı davada tahilye talepleri dilendirildi.

PKK'nın şehir yapılanması olarak da bilinen KCK'nın (Kürdistan Topluklar Birliği) sözüm ona basın komitesini oluşturanların davasına dün çok sayıda yerli ve yabancı milletvekilleri, basın mensupları, sivil toplum kuruluşları, basın meslek örgütleri ve tutuklu yakınları takip etti.

Kürdistan Topluluklar Birliği'nin basın ayağını oluşturan gazetecilerin yargılandığı davayı takip etmeye ve destek vermeye gelen vekillerden biride CHP Denizli Milletvekili ve Sosyalistlerin Meclisi Üyesi İlhan Cihaner idi. Cihaner ile adliye koridorunda duruşma saatini beklerken ayak üstü yaptığım söyleşiyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Basın alanında kötü gidişatın sorumlusu bugün kitap bombadan daha tehlikelidir diyen zihniyettir !


Öncelikle Türkiye'de basın özgürlüğünün üstünü çizen İlhan Cihaner, KCK basın komitesine yönelik asılsız suçlamalarla tutuklanan 38'i tutuklu 44 gazetecinin yargılanmasına yönelik tepkisini şu sözleri ile dillendirdi. Türkiye'de basın özgürlüğü alanında ciddi bir sıkıntı mevcut. Gazetecilerin ellerinde silah yok. Ama onlar birtakım kişilerce toplum nezninde terörist olarak gösterilmeye çalışıyor ve PKK'nın propagandasını yapmakla yargılanıyorlar. Bu düşünce basın özgürlüğü alanına uygun düşmez. 44 gazetecinin yaptığı tek şey, halkın haber alma ihttiyacını gidermek hepsi bu. Bugün basın alanında oluşan kötü atmosferin sebebi Kitap bombadan daha tehlikelidir diyen zihniyetten başkası değildir. dedi.

Türkiye'de ultra üver yetkili özel mahkemeler var!


Söyleşiye Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması hakkında ne düşünüyorsunuz sorusuna Sosyalistlerin Meclisi Üyesi İlhan Cihaner şu şekilde yanıt verdi. Ülkemizde Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırıldığı bir yalandır. Aslında durum şuan daha vahim bir yol aldı. Dünyanın hiçbir yerinde sade ve sadece bir davaya bakan bir mahkeme yoktur. Bu durum uluslar arası hukuka aykırı bir durumdur. Ne yani, şimdi bu dava bitince hakimlerinde de mi işi bitecek. Böyle bir yargı kimseyi yargılayamaz. Bu mahkemelerin Türkiyede yeni adı ultra üver özel yetkili mahkemelerdir dedi.

Yargı bağımsızlığı Türkiye'de yoktur.


Türkiye'de 12 Eylül referandumu ile yasama, yürütme ve yargı artık güç haline gelmiştir. Bu durumun en büyük emsali de HSYK'nın birkaç gün önce yaptığı bir açıklamadır. Başbakan Bilişim suçtur diyor. Ardından kalkıp Hakimler ve Savcılar Yönetim Kurulu başbakan öyle demek istememiştir. Dili sürçmüstür diye açıklama yapıyor. Normalde yargı bağımsızlığını sağlaması gereken ve yargıyı her türlü iç ve dış müdahelerden koruması gereken bir kurum  böylesine talihsiz bir açıklamada bulunuyor. Şimdi dil sürçmesi nasıl olıur. Şöyle ki siz şayet yargı yerine kargı derseniz evet bu dil sürçmesi olur. Kalkıp bir hükumet görevlisi biz yargıya gerekn talimatı verdik, artık onlar üzerlerine düşen görevi yapar derseniz o ülkede yargı bağımsızlığından söz edilemez.

Yasama, Yürütme ve Yargı'nın başında tehlikeli bir başbakan var!


Geçenlerde Danıştay Başkanı bir açıklama yapıyor. Onu durdur, bunu durudur... Yok artık onu bunu durdur. yürütmeyi durdurmak yok diyor. Üstelik bunu söyleyen kişi idareden gelen biri. Yani idareden hükumet faliyetlerinden zarar gören yurttaşların yanında olması gerek bir mahkemedir. İdare Mahkemelerin görevi budur. Böylesi bir makamda böyle talihsiz bir açıklama yapan bir kurumun  başkanından eşitlik, hak ve hukuk beklemek zordur. Yani lafın özü demem o ki. Türkiye'de yasama, yürütme ve yargı tek bir kişinin elinde. Onun başında da çok tehlikeli bir adam var başbakan var!
                                                 Gökhan ÇELİK

16 Haziran 2012 Cumartesi

"Devlet içinde devlet olmaz"

Gazeteci- yazar Müyyeser Yıldız'ın 14 Haziran 2012 günü Silivri Ceza İnfaz Kurumu'ndan "Tutuklu gazetecilere tanıklık günleri" için yazdığı mektubu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu metin 15 Haziran 2012 günü İstanbul Çağlayan Adliyesinin önünde oğlu İlim Yıldız tarafından okundu. Lütfen sizlerde okuyun ve paylaşın... Şimdiden gösterdiğiniz hassasiyet için ben kendi adıma teşekkür ediyorum. Saygılarımla...

Merhaba değerli ve cesur dostlar,
İlk duruşmamızda, "Ben bu hukuku tanımıyorum." demiş şunu da eklmişdim. "Devlet içinde devlet olmaz böyle bir develet kimseye yar olamaz, yıkılır."

Geldiğimiz noktada Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Başbakanı, "yargıya güvenmediğini; çizmenin aşıldığını" açıklayıp "devlet içinde devlet olunmasından" yakınıyor.

Haklı çıktığım için sevinmiyor, ailesine ülkem ve milletim için üzülüyor, acı çekiyrum.

Biliyorsunuz, yaptığımız haberlerle " devam eden davaları, bu davalara bakan savcı ve hakimleri itibarsızlaştırdığımız" öne sürüldü. "Kara propaganda ve halk yalnış bilgilendirme" gibi, hiçbir konuda yer almayan "suçlar" icat edilerek, 16 ayımız çalındı.

Ve bugün Babakan, yaptığı o açıklamalarda tam da bu "suçlar" işeldi. T.C Başbakanına düşen görev, yakınmak değil, "çizmeyi aşanları, devlet içinde devlet" haline gelenleri ortaya çıkarıp hesap sorulmasına sağlamktır. Değilse kendisi de "Kara propaganda yapmak ve halkı yalnış bilgilendirmekten" Silivri 8 no'lu cezaevinin C-5 Koğuşuna bekliyorum. Yer var !

Değerli Dostlar,
Artık büyük resmi görüp okumanın zamanıdır. Olayların hiçbiri ve ülkenin açık hava hapishanesine dönüştürülmesi tesadüf değil. 100 yılın hesabı görülüyor. Sadece bu resmi görüp, gerçekleri anlatmaya çalışanlar değil, böyle bir teşebbüste bulunma ihtimali olan herkes peşinen tutuklanıp, göz-kulak hapsine alınıyor. Gencler, hatta çocuklar korkutulmak isteniyor. Kısacası herkese teslimiyet veya esaret dayatılıyor.

Bu şartlar altında hangi adalet, hangi savunmadan söz edeceğiz ?

Hayır; Başbakanın yargıya güvenmediği bir ülkede kimse benim güvenmesini beklemesin, savunma yapmama istemesin. Gerçek suçlular dışardayken, develete sızmışken, beton mezarlara konmuş masumlar kendilerini değil, ancak ve ancak ülkesini, milletini, hukukunu savunur.

Hayır; bizler sanık sandalyesinde değil, iddia makamındayız artık. Ahlak, evrensel hukuk ve vicdan da bunu gerektiriyor.

Basını özgür olmayan bir ülkede hiç kimse özgür değildir. Başta TGS, bir avuç cesur kadın ve adamın verdiği bu mücadelenin, kendilerini " özgür ve dokunulmaz" zannedenlere örnek olmasını diliyorum. Herkesi korkutamayacağını, herkesi satın alamayacağını ve herkesin onurunu çiğnenemeyeceğini ispatlıyoruz. Şükranlarımı ve saygılarımı sunuyorum.
               Silivri'den kucak dolusu sevgiler.        
                                                        Müyesser YILDIZ - 14 Haziran 2012

NOT : 18 Haziran 2012 Günü İstanbul Çağlayan'daki adalet sarayında Odatv duruşması görülecektir. İlgilere ve duruşmayı izlemek isteyenlere önemle duyurulur...

29 Mayıs 2012 Salı

BAŞBAKANA AÇIK MEKTUP

Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Ercan İpekçi’nin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleri üzerine yaptığı açıklama şöyle:

“Sayın Başbakan,

Gazeteci meslektaşlarımızla ilgili olarak kullandığınız hakaret içerikli “akbabalar, tasmalarınızı çıkardık, uluslararası tasma taktınız” sözlerinizden dolayı sizi kınıyoruz. Bir basın meslek örgütü olarak “en sert ve en sarsıcı” açıklamaları bile “ifade özgürlüğü” kapmasında değerlendirmemize rağmen, sizin bu üslubunuz, açıkça “nefret söylemi” içermektedir. Uludere’de 34 yurttaşın katledilmesiyle ilgili gerçeklerin kamuoyunca öğrenilmesi amacıyla mesleki görevlerini yerine getiren basın emekçilerine yönelik bu “kin ve nefret” söylemi içeren açıklamalarınız, belki sizin “kindar eğitim” tıynetinize uygun düşebilir ancak “basın ve ifade özgürlüğü” kapsamında savunulması mümkün değildir.

Bir devlet adamına yakışmayan bu hakaretlerinizin dozunu son zamanlarda giderek artırmış durumdasınız. Bu, sizin, hatalarınızdan kaynaklanan endişe ve korku dolu ruh halinizin dışavurumu olsa gerek. Görevlerini yaptıkları için cezaevine konulan ve yargılanan meslektaşlarımızı “terörist” olarak suçladığınız yetmediği gibi şimdi de “uluslararası tasma” takmakla itham edebiliyorsunuz. Başta Anadolu Ajansı olmak üzere emrinizin altındaki medya kuruluşlarında çalışan basın emekçilerine yapılan mezalimi görmezden gelip, “varsın bir kısım medya bizimle olmasın” diyerek ayrımcılık yapmaya ve hedef göstermeye devam ediyorsunuz. Bütün bu hakaretlerinizin telafisi için özür dilemeniz bile yetersiz kalacaktır.

Haklarınız ve yetkileriniz sınırsız değildir. Yürütme organının başı olarak, yurttaşların özgürlük alanlarına şahsi keyfinize göre müdahale etmeye hakkınız yoktur. Hele onlara hakaret etme hakkına hiç sahip değilsiniz. Sizin bu devlet adamlığına yakışmayan tutumunuzdan dolayı ülkemizin ve halkımızın geleceği adına endişe duyuyoruz.

İcraatlarınızı eleştiren gazetecilere, yazarlara, sanatçılara, aydınlara, akademisyenlere, sendikacılara, sivil toplum örgütlerinin temsilcilerine karşı, bütün bir toplumu temsil ettiğinizi iddia ettiğiniz makamınızın ağırlığına uygun düşecek saygı ve tahammülü göstermeye sizi bir kez daha davet ediyoruz.”


TÜRKİYE
GAZETECİLER SENDİKASI