logo

Barış Terkoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Barış Terkoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Direnen basın Koşuyolu’nda buluştu

Koşuyolu Forumu’na davet edilen direnen basın kurumlarının temsilcileri Gezi Direnişi’nin muhalefeti bir araya getirdiğini ve yeni bir toplum yarattığını söyledi.

İstanbul Kadıköy’deki Koşuyolu Parkı’nda dün akşam yapılan foruma Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İlker Yücel, Yurt Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, OdaTV Haber Müdürü Barış Terkoğlu, BirGün Gazetesi Yazıişleri Müdür Barış İnce ve soL Gazetesi Yazıişleri Kurulu Üyesi Alper Birdal konuşmacı olarak katıldı. Panelde yapılan konuşmalarda medyanın AKP tarafından baskı ve mali operasyonlarla ele geçirildiği ve medya eliyle halkın algısının kontrol edildiği söylendi. Panelde ayrıca Gezi eylemiyle birlikte Türk bayrağının emperyalist gericiliğin elinden alınarak devrimcilerin eline geçtiği belirtildi.

“Çadırların iktidarını kuracağız”

İlker Yücel, konuşmasına Armutlu’da direnen gençlerin selamını ileterek başladı. İlker Yücel, Direniş’ten önce herkesin kendi dar çevresine göre hareket ettiğini, Direniş’in bu durumu değiştirdiğini vurguladı. Yücel, “Halk sistemin dışına çıktı. Sistemin dışı TBMM’nin dışıdır. Halkımız son bir yılda Silivri’de, 19 Mayıs’ta, 29 Ekim’de, 10 Kasım’da, 13 Aralık’ta ve 8 Nisan’da direnişi başlatmıştı. Halkımız bir ayağını direnişe atmıştı. Son bir ayda diğer ayağını da attı. Kendi dar çevremize sıkışmadığımız sürece alternatif bir muhalefet odağı yaratırız. Silivri’de, Tahrir Meydanı’nda, Gezi Parkı’nda çadırlar vardı. Biz çadırların iktidarını kuracağız” dedi.

“Gezi bütün dengerleri dağıttı”

Merdan Yanardağ, Gezi Direnişi’nin bütün siyasi dengeleri altüst ettiğini söyledi. Medyanın ele geçirilerek halkın algısının yönetildiğini vurgulayan Yanardağ, “Mısır’da 33 milyon insan sokağa çıkıyor. Ordu yönetime el koydu diye darbe deniyor. Mısır hareketinin lideri ‘Ordu bizim taleplerimize boyun eğdi’ diyor fakat bu müdahaleyi 12 Eylül ile bir tutan arkadaşlarımız var medyada. Mısır’da ordu geleneksel Amerikancı bir yapıya sahiptir. İktidar blokunun önemli bir parçasıdır. Bu hareketin gerçek bir devrim olmaması için devreye girmiştir. Fakat onu buna mecbur bırakan bir halk hareketi var” şeklinde konuştu.  

“Bütün ezilmişler bir araya geldi”

Barış Terkoğlu, Gezi Direnişi’nin bütün ezilmişleri bir araya getirdiğini belirtti. Terkoğlu şunları söyledi: “İki gazetede birden yazarlık yapan Başbakan Danışmanı Yalçın Akdoğan, 20 gazetenin doğal genel yayın yönetmenidir. Çünkü Yalçın Akdoğan bir gazetede istemediği bir şey gördüğü zaman genel yayın yönetmenini yanına çağırıp uyarabiliyor. Boston’da 2-3 kişi mi ne öldü. Günlerce yayın yaptılar ama 53 kişinin öldüğü Reyhanlı’yı yazamayan bir medya yarattılar.”

“Emperyalizm, sosyalizm olmadan yenilemez”

Alper Birdal, Türk bayrağını direnişçilerin elinde görmekten gurur duyduğunu söyledi. Birdal, “Türk bayrağı, 30 yıldır görmediğimiz şekilde karşımızda dalgalanıyor. Bundan gurur duyuyoruz. Fakat 1920’lerin Türkiyesinde yaşamıyoruz. Emperyalizmin gerici saldırıları bakımından benzerlikler var. Fakat bugün kurmak istediğimiz Türkiye’nin sosyalizm eksenli olması şarttır. Bu gericilik, sosyalizm olmadan yenilemez” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’de 1950’den beri faşizm var”

Panelin son konuşmacısı Barış İnce ise, faşizmin batıda kapitalizmin sıkıştığı belli dönemleri aşmak için kullandığı dönemsel bir olgu olduğunu, Türkiye’de ise 1950’den beri devam eden bir süreç olduğunu söyledi. Müzakere sürecine değinen İnce, “Kürt sorununda bir barış kelimesidir gidiyor. Barış en önemsediğimiz kavramlardan biridir. Fakat biz yıllar önce ‘Tek yol barış’ diye bir manşet attığımızda ne bölücülüğümüz kaldı ne teröristliğimiz. Siz barışı bir lütuf gibi verirseniz buna karşı çıkarız” sözlerini sarf etti.

Soner Bahadır

14 Temmuz 2013 Pazar

Gazeteciler TOMA’ları aşmaya kararlı

Direnen Gazeteciler’den eylemlerini değerlendirmelerini istedik. Yürüyüşleri TOMA’larla engellenen gazeteciler, mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğini söyledi.

Galatasaray Meydanı’nda önceki akşam toplanan Direnen Gazeteciler, medyanın Haziran Direnişi’ne yönelik ilgisiz ve çarpıtıcı tavrını protesto etmek amacıyla Taksim Meydanı’na yürümek istedi. Galatasaray Lisesi önüne 2 adet TOMA ve Çevik Kuvvet polisi ile barikat kurulması ve İstiklal Caddesi’nin kapatılması üzerine gazeteciler oturma eylemi yaptı. Özgür medya talepleri TOMA’larla engellenen gazeteciler, bu konu hakkındaki görüşlerini aktardı.

“Özgür basın AKP’siz Türkiye’de mümkün”

İlk olarak görüşüne başvurduğumuz isim Aydınlık Gazetesi’nin Haziran Direnişi’ni haberleştirmek isterken gözaltına alınan genç muhabiri Selçuk Özcan oldu. Selçuk Özmen, özgür basın talebiyle yürüyüşe katıldığını belirterek şunları söyledi: “İnsanların en demokratik hakkı olan haber alma özgürlüğü bir kez daha AKP tarafından yasaklanmıştır. Özgür basın ancak AKP’siz, demokratik ve bağımsız bir Türkiye’de mümkün.”

“Bu oyunu bozacağız”

Aydınlık Gazetesi Yazarı Eren Erdem ise baskılara karşı mücadelenin sürdürüleceğini vurguladı. Erdem, “Gazetecilere uygulanan sansür ve baskı karşısında medya çalışanlarının onurlu isyanına şahitlik ediyoruz. Bu türden baskılar faşizmin amentüsüdür. Ama bu oyunu bozacağız” dedi.

“Kazanan gazeteciler olacak”

OdaTV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, bütün baskılara rağmen kazananın gazeteciler olacağını söyledi. Barış Pehlivan eylemi şöyle değerlendirdi: “Burada toplanan insanların elinde kalemleri, parklarda söyledikleri sözleri ve dillerinde sloganları var. Karşı tarafta ise gaz bombası, coplar ve TOMA’lar var. Bu kadar korkuyorlar gerçeklerin haykırılmasından. Ama önünde sonunda kazanan gazeteciler olacak.”

“Gazeteciler barikatı aşacak”

OdaTV Haber Müdürü Barış Terkoğlu da barikatların önünde sonunda aşılacağını söyledi. Terkoğlu, “Bugün burada bir ay boyunca kovulan, sürülen ve dövülen arkadaşlarımız için toplandık. Sansüre karşı bağımsız ve özgür bir medya istiyoruz. Önümüze kurulan bu barikat bu değerlere kurulmuştur. Ama önünde sonunda bu barikat aşılacak” ifadelerini kullandı.  

Soner Bahadır

4 Nisan 2013 Perşembe

İÜ’de “İfade Özgürlüğü”ne yer yok


İÜ’de düzenleneceği duyurulan "İfade Özgürlüğü Konferansı", Üniversitei'nin konferans salonun dolu olduğunu söylemesi yüzünden başka yerde yapıldı.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde dün Basın Yayın Kulübü tarafından OdaTV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ve OdaTV Haber Müdürü Barış Terkoğlu’nun katılımıyla İfade Özgürlüğü Konferansı düzenleneceği duyurulmuştu. Fakat Fakülte Dekanlığı, konferans günü Konferans Salonu’nun dolu olduğunu öne sürerek konferansı iptal etti. Konferans, Taksim Çukurcuma’daki 49/51 Ajans’ın bürosunda gerçekleştirildi.

“Salonun boş olduğuna eminiz”

Konuyla ilgili konuştuğumuz Kulüp Başkanı Özge Kara, konferansı yapmak için izin aldıkları salonun konferans günü boş olduğuna emin olduğunu belirtti. Kara, “Okulumuzdaki hocalarla konuşmuştuk, salon konusu da halledilmişti. Salon konusunu netleştirmek için tekrar gittiğimizde bize farklı konuşmaya başlandı. Fakülte Dekanı ve Fakülte Sekreteri bize salonun dolu olduğunu söylediler. Dersten sonra boş olduğuna eminiz biz. Konferans Salonu'nu veremiyorlarsa biz amfide de etkinliğimizi yapmaya razıydık. Buna da müsaade etmediler ve etkinliğimizi taşımak zorunda kaldık. Kalabalık oldu yine de ama okulda yapsaydık etkinliğimize sınıfını toplayarak katılabileceğini söyleyen bir hocamız vardı. Onları etkinliğimize dahil edemediğimiz için gerçekten çok üzülüyoruz. Fakat yine de etkinliğimizi başarılı bir biçimde yaptığımız için mutluyuz” şeklinde konuştu.

Soner Bahadır

17 Şubat 2013 Pazar

RedHack, Dışişleri'ne muhtıra verdi!


Siber TİM hakkında "Demirden korksak trene binmezdik" diyen RedHack, kendileriyle ilgili davanın duruşma sonucuna göre Dışişleri Bakanlığı ile ilgili "canlı bomba niteliğinde" belgeleri yayınlayacağını duyurdu.

Bugün Ulusal Kanal'da yayınlanan Eren Erdem ve Yılmaz Yunak'ın sunduğu Ezber Bozanlar programının konuğu Red Filmi Yönetmeni Mustafa Aybars, RedHack Kitabı Yazarı Orhan Gökdemir ve gazeteciler Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan oldu. Sosyalist hacker grubu RedHack ise programa sesli bağlantı yaptı. RedHack; Terkoğlu, Pehlivan, Erdem ve Yunak'ın sorularını yanıtladı. Erdem, RedHack'i, "Klavyenin Ebuzerleri" olarak niteledi

Hackerlar, Türkiye'de yaşadıklarını, 12 kişilik bir çekirdek kadroları olduğunu ve üyelerinin birbirini tanımadığını belirtti. RedHack, 25 Şubat'ta görülecek RedHack Davası Duruşması hakkında, "Dışişleri Bakanlığı konusunda yayınlamadığımız canlı bomba niteliğindeki belgeler var. Duruşmadan çıkacak sonuca göre çok zorlanırsak bunları yayınlayabiliriz" dedi.

"Demirden korksak trene binmezdik"

Devlet tarafından oluşan Siber TİM'e karşı kendilerine güvenip güvenmedikleri sorulan hackerlar, "Demirden korksak trene binmeyiz. Halkımız önemli atasözleri üretmiş. Biz kendi bilgimize güveniyoruz" yanıtını verdi.

Seçim yazılım sisteminin yönlendirmelere uygun olduğu tartışmaları hatırlatılan RedHack, konuyla ilgili olarak, "Bu yazılımın yönlendirmeye uygun olduğu doğru. Bu konuda bir saldırımızın olup olmayacağını halkımız belirler" dedi.

"RedHack, devrimci dayanışmanın ürünüdür"

Herhangi bir siyasi örgüt ya da hacker timiyle bağlantıları olmadığını vurgulayan hackerlar, "RedHack, devrimci dayanışmanın bir ürünüdür. Kendini sosyalist olarak ifade eden bir örgütlerin bütünüdür. RedHack sosyalist mücadelenin içindeki örgütlerin ne altındadır, ne üstündedir, ne yanındadır. RedHack, sosyalist dayanışmanın ürünüdür" ifadelerini kullandı.

"Devletin imajını hackledik"

RedHack, yaptıkları çalışmaları, "Biz devletin imajını hackledik, devletin dokunulamaz olmadığını gösterdik. Dokunan yanar denilen insanların kartondan kaleler olduğunu gösterdik" şeklinde tanımladı.

Türkiye'de yaşadıklarını vurgulayan hackerlar, "Türkiye'de yaşıyoruz. Türkiye gündemini bu kadar yakından takip etme şansınız yok yurt dışında. Biz klavye başında oturan asosyal tipler değiliz. Eylemlerin içinden haber veriyoruz. Biz hacker kimliğimizden ziyade devrimci kimliğimizle çalışıyoruz" dedi.

Hackerlar kendilerini, "Redhack, sosyalizme inanan bilişim ve teknoloji işçilerinden oluşuyor. RedHack'in yaptığı iş,  Sinan Cemgil'lerin yaptığı gibi sistemin içinde rahatlıkla geçinebilecekleri halde mücadelesini halk için veren insanlardan oluşuyor" şeklinde tanımladı. Eylemlerini nasıl kararlaştırdıklarını da anlatan RedHack, "Biz halkın yaşadığı sorunlarda halkın öfkesinin sesi olmayı hedefliyoruz. Bizim eylemlerimizi belirleyen halkın ihtiyaçları" dedi.

"Siber alan mücadele alanı"

Yönetmen Aybars, filmi göstermekte zorlandıklarını belirterek, "Ülkedeki faşizm öyle bir noktaya ulaştı ki bir sinema sahibi salonum kapatılırsa diye izin vermediler" şeklinde konuştu. İşçi sınıfının yeni mücadele alanlarından birinin de internet olduğunu belirten Aybars,"Uzun yıllardan beri dünya çapında işçi sınıfının bir mücadelesi var. Bu mücadele kimi zaman yükseldi, kimi zaman alçaldı ama bugün söylendiği gibi hiçbir şey bitmiş değil. Fabrikalar, tarlalar diye sloganlar atıyoruz. Fakat siber alan yeni bir mücadele alanı" ifadelerini kullandı.

"Gerçekleri söylemek devrimciliktir"

Gazeteci Terkoğlu, iktidarların kamuoyuna söyledikleriyle perde arkasında söylediklerinin farklı olduğunu, RedHack'in bu konudaki gerçekleri ortaya çıkarttığını belirtti. Terkoğlu, "Dünyada bir enformasyon mücadelesi var. Bizdeki iktidarlar dahil halkı bilgilendirmek ya da yanlış bilgilendirmek için bilgi kanalları kapatılır. İktidarların kamuoyuna söyledikleri ile perde arkasında söyledikleri farklıdır. Bu noktada gerçek olanı söylemek devrimci bir şeydir. Rus Devrimi olduğunda ilk yapılan şeylerden biri Çarlık yönetiminin gizli belgelerini ortaya çıkarmaktır" dedi.

"RedHack kalacak"

Terkoğlu ile birlikte WikiLeaks belgelerinden derleyerek "Sızıntı" kitabını yazan Gazeteci Barış Pehlivan, WikiLeaks belgelerinde ABD'den sonra en çok Türkiye ile ilgili kriptoların bulunduğunu söyledi. Pehlivan, "Türkiye, Washington'dan sonra en çok kripto çıkarak ülke. 251 bin 287 kripto şu an internette var. Ben aslında en çok mesleğim için üzülüyorum. Biz bunları içerden bu kitabı yazabilirken meslektaşlarım nasıl bunları yazamıyor?" şeklinde konuştu. Pehlivan, RedHack hakkında ise, "Hükümet istediği kadar baskı yapsın. RedHack duracak ve belgelerini yayınlamaya devam edecek" şeklinde konuştu.

Soner Bahadır

2 Şubat 2013 Cumartesi

"Haberime dokunma, habercime dokunma"


Tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasının talep edildiği eylemde tutuksuz yargılanan Gazeteci Bedri Aranır, yaptığı Kürtçe konuşmada “hepimiz aynı gemideyiz” dedi. Eylemde, Pazartesi günü Silivri Cezaevi’nde görülecek olan KCK Basın Davası’nı izleme çağrısı yapıldı.

Gazetecilere Özgürlük Platformu tarafından düzenlenen yürüyüş Galatasaray Meydanı’nda başlayıp Taksim Meydanı’nda son buldu. Eyleme katılanlar arasında Şarkıcı Ferhat Tunç ve Avukat Hüseyin Ersöz’ün yanı sıra gazeteciler Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu ve Şükran Soner de katıldı. Meşale taşınan yürüyüş sırasında yürüyüşçüler Demirören AVM önünde 5 dakikalık oturma eylemi yaptı. Yürüyüş esnasında, “Özgür basın onurumuzdur”, “Özgür basın susturulamaz”, “Faşizme karşı omuz omuza” ve “Haberime dokunma, habercime dokunma” sloganları atıldı.

Tutuklu gazetecilerin mektupları okundu

Yürüyüşün ardından tutuklu gazeteciler Kenan Kırkaya, Ramazan Peköz, Yüksel Genç ve Hatice Duman’ın gönderdiği mektuplar okundu. Gazeteciler mektuplarında şu ifadelere yer verdi:

Kenan Kırkaya: “Bölge halkı için yoksulluk kaçınılmaz bir şeydir. Ekonomik dışlanmanın yanı sıra mensubu olduğum Kürt toplumunun dışlanmasını da yaşadım. Çocukluğuma ait anılarda asker, postal, çatışma gibi kavramlar gizlidir. İlkokul, ortaokul ve lise çağlarımı bu şartlar altında Malazgirt’te geçirdim. 2002 yılında Dicle Haber Ajansı’na stajyer olarak girdim. Sloganımız, ‘duyulmayanı duyurmak, görünmeyeni göstermek’ti. 2008-2011 yılları arasında Ankara temsilciliği yaptım. Gözaltına alınmam tamamen haberlerim dolayısıyla oldu. Polis bana, ‘Senin yaptığın haberlerin etkisi, teröristin yarattığı tehlikeden daha büyüktür’ dedi. Yaşadığımız bu süreç hukuki değil, tamamen siyasi bir süreçtir. Gözaltılar, farklı olan, muhalif bakan herkese tutulan bir sopadır. Bizden çok dışarıdakiler tehdit edilmektedir.”

Ramazan Peköz: 20 Aralık 2011’de misafir kaldığım evde tamamen siyasi bir şekilde gözaltına alındım. Mahkeme süreci bizim için tamamen bir tiyatroydu. KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan ile yaptığım röportajım suç delili olarak gösterildi. Kürt basınının emekçisi olmam tutuklanmama yetmişti.

Yüksel Genç: “Ben senin terörist olma ihtimalini sevdim. İddianamem tamamen bu başlıktaki ihtimale dayalı. Örnek mi? Muhabire bir bilgi mi geldi? Hemen eylem hakkında bilgi verildiği tespit edildi. Muhabir arkadaşımız da bu eylemi engellemediği gibi ekipmanını kurup eyleme gitmiş. Bizim gazeteci değil, terörist olma ihtimalimizi sevmiş savcı.”

Hatice Duman: “Sayın Başbakan, hakkımdaki dosya Anayasa Mahkemesi’ndeyken bu kadar rahat konuşmanız yargının neye hizmet ettiğini göstermiyor mu? Kendiniz için demokrasi narası atıp bizi baskı altına almaktan vazgeçin. Şahsım nezlinde tutuklu gazeteciler üzerindeki karalamalarınızdan vazgeçin.”

“Örgütsel habercilik kavramı ortaya çıktı”

Mektupların okunmasının ardından Gazeteci Eda Yıldırım tarafından basın açıklaması yapıldı. Yıldırım açıklamada, “Hapisteli gazeteciler listesi bile deliller arasında. Van ve Erciş depremlerinden haber vermek suç. Meslektaşlarımız, ‘Türk devletini sıkıntıya sokacak, kamuoyu önünde küçük düşürecek haberler peşinde koşmak’la suçlandı. Meslektaşlarımıza, ‘Bu haberi niye yaptın?’ diye soruldu. Bu operasyon sayesinde gazetecilik literatürüne, ‘örgütsel habercilik, normal gazetecilik’ kavramları(!) girdi. Her itirazı, her demokratik tepkiyi, ‘terör’ kapsamına dâhil eden başta TMY olmak üzere, tüm yasalardaki düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. Özgürlük istiyoruz. 4 Şubat Pazartesi günü Silivri’de görülecek ‘KCK Basın Davası’nı izleyerek, tutuklu meslektaşlarımızın yanında olacağız. Başta meslektaşlarımız olmak üzere herkesi, duruşmayı izlemeye davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Haber: Soner Bahadır
Fotoğraf: Gökhan Çelik & Soner Bahadır

"Bağımsız Dergisi" Ne kadar Bağımsız?

Bağımsız Dergisi, "Bağımsız haberler, cesur eleştiriler ve analizler Bağımsız da yazılır ve okunur" sloganı ile 25 Ocak 2013 günü yurt yayın grubu bünyesinnde yayın hayatına başladı. Peki ama haber-yorum dergisi formatında haftalık periyotlar ile çıkan Bağımsız Dergisi ne kadar Özgün, ne kadar bağımsız ?

Yayın Kurulu "Bağımsız" değil !

İmtiyaz sahipliği Cumhuriyet Halk Partisi Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat' da olan Bağımsız Dergisinin Genel Yayın Yönetmenliği Merdan Yanardağ üstlenmiş.Genel Müdür Ezgi Seda Özbolat, Mali İşler Koordinatörü Suat Yorgancı, Hukuk Danışmanı Av. Salim Baki, Reklam Koordinatörü Gürsel Kaya, Genel koordinatör Tekin Cebeci, Yazı İşleri Müdürü Ahmet Ravalı, Ege Bölge Temsilcisi İdris Akyüz, Ankara Temsilicisi İsmet Demirdöğen ve Yurt Dışı Temsilciliği ise Yılmaz Polat üstlenmiş. Ancak gelin görün ki bu künye pek de yabancı olduğumuz yeni bir künye değil. Derginin yönetim kadorsundaki bu isimler hiç şüphe yok ki direkt akıllara 29 Ocak 2012'de yayın hayatına yaygın süreli günlük gazete formatında  çıkan Yurt Gazetesi'ni getirdi. "Bağımsız"da,  Yazı işleri Müdürler İnci Hekimoğlu ve Esin Dalay, Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve Yazı İşlerinde Çağlar Tekin - Gökçe Aytekin dışında tüm kadro ki buna Görse Yönetmen Süleyman Perol'da dahil olmak üzere yayın künyesi aynı. Yani ilk tespitimiz şu oluyor ki: Derginin yayın kurulun "BAĞIMSIZ" bir kurul değil. Yurt Yayın grubuna doğrudan bağımlı bir Dergi. (Künye örnekleri metinin en altındadır)

Yayın içerikleri "BAĞIMSIZ" değil !

Yayın kurulu künyesini bir tarafa bakıp yayın içeriklerine baktığımız zaman yine karşımıza Yurt Gazetesi kadrosu çıkıyor. Ki bu isimler; Merdan Yanardağ, Kerem Çalışkan, Çağlar Tekin, Ömer Ödemiş, Şükrü Sine Gürel, Mehmet Ömür, Ali Şimşek ve Hakan Gülseven. Zaten Yurt Gazetesinin bu kadrosu ile neredeyse 64 sayfanın 3/2'lik kapasitesi dolmuş oluyor. Haber- yorum yazılarında ağırlıklı olarak Yurt Gazetesinde yine alışılagelen "Ulusalcı-Kemalist" söylemler dikkat çekiyor. Böylece 2. tespitim: yayın içeriklerinin de "BAĞIMSIZ"  olmadığı yönünde...

Bilenleriniz bilir bundan iki sene öncesine dek "Aydınlık Dergisi" var idi. 1921'de yayın hayatına Şefik Hüsnü ile 1921 yılında yayın hayatına başlamıştı.1978 yılında gazete olarak yayın hayatına devam eden Aydınlık, sonrasında  uzunca bir süre yine dergi formatında haftalık haber-yorum formatına devam ettikten sonra 1 Mart 2011 tekrar günlük gazeteye dönüştü (Dergi örneği metinlerin en altında mevcuttur). Geçen salı Bağımsız Dergisi'ni  satın alı sayfalarını karıştırdığımda gördüm ki esasında ismi kadar bağımsız bir yayın değilmiş. Özgün ve yeni bir yayından ziyade sanki 2 sene önceki Aydınlık Dergisi'ni okuyormuşum gibi hissettim. Ki mizanpaj (sayfa tasarımı), yazım üslubu, haber imzaları ve fotoğraf konumları tıpkı Şefik Hüsnü'nün yayınını profili oluşturdu zihnimde.

Bağımlı Dergisi

Yukarıda yaptığım karşılaştırmalarda da olduğu üzere Bağımsız Dergisi doğrudan hem nicelik benzerliğinden hemde nitelik benzerliğinden Yurt Gazetesine doğrudan doğruya BAĞIMLI dır. Tabi her ne kadar gerek nitelik gerekse nicelik olarak özgün bir yayın olmasa da böylesi bir yayın organına ihtiyacımız vardı. Çünkü birazda Merdan ağabeyin deyimi ile  basının her geçen gün daha fazla iktidarın kontrolüne girdiği, cemaat gazeteciliğinin bir ahtapot gibi ülkeyi sardığı, kendisine "merkez medya" adını veren gazete ve televizyonların gerçekleri yazmaktan ve sorgulamaktan hızla uzaklaştığı bir dönemde bu dergi yeni bir soluk getirebilir. Bunu zamanla yaşayıp göreceğiz. Umarım uzun soluklu bir dergi olurlar.

Bağımsız Dergisi Künyesi

Yurt Gazetesi Künyesi

Aydınlık Dergisi örneği



Analiz ve araştırma: Gökhan ÇELİK 

14 Eylül 2012 Cuma

ODATV DAVASINDA SİL BAŞTAN !

Utanç haftası hız kesmeden devam ediyor... Geçen pazartesi gününden beri Çağlayan'daki İstanbul adliyesinde adeta kamp kurdum. Hafta başı önce KCK davası sonrasında bugünde Odatv. Esasında bu ikisininde ortak tek bir yönü var. Ne mi ? O da yargılmanlarda kişiler veya örgüt değil, tamamıyla gazetecilik faaliyetleri yargılanıyor oluşu...

İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava öncesin Gazeteciler Özgürlük Platformu tarafından organize edilen "Kalem Bırakma" eylemi gerçekleştirdik. Amacımız, tutuklu meslektaşlarıımzın serbest bırakılması için kamoyunun dikkatini çekebilmek. Zindanlar boşalsın, gazetecilere özgürlük parolasıyla buluştuğumuz adliye önünde kimler yoktu ki? En önde Odatv davasının tutuksuz sanıkları Nedim Şener, Doğan yurdakul, Ahmet Şık, Müyyeser yıldız. Sonrasında hemen arkasında CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, CHP milletvekilleri Oktay Ekşi, Haluk Eyidoğan, Celal Dinçer, Kadir Öğüt  hemen akabinde gazeteciler: Ahmet Hakan, Ayşenur Arslan, Uğur Dündar ve en nihayetinde koca sanat camiasından bir dev çınar Tarık Akan. Hepsi tek bir amaç için gelmiş idi o da tutsak gazetecilere özgürlük. Bu isimler hemen İstanbul Adalet(!) Sarayının önüne açılan "Gazetecilere özgürlük" pankartının önünde haklı tepkilerini dillendirirken biz ve beraberimizdeki basın ordusu gazetecilik faaliyetinin yargılandığı yerde gazetecilik yapıyor idik... 

Susmak için değil, protesto etmek için kalem bıraktık...

Derken ilk mikrofonu alan kişi pek sevdiğim gazeteci ablam Sayın Ayşenur Arslan oldu. Arslan yaptığı konuşmada, Soner Yalçın susmayayım diye içeride yatıyor. Bunun farkında olmak gazeteciliğin farkında olmak için buradayız. Dedi. Ki harfien de haklı idi. Hakikaten de Gerek Soner Ağabey gerekse içeride esaret altında olan diğer gazeteci ablalarım ve ağabeylerim bizler susmayalım diye içeride yatıyor... Ayşenur abladan sonra mikrofonu alan bir diğer gazeteci ise Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Sayın Ercan İpekçi idi. İpekçi de, Bu eylem yazmaktan vazgeçtiğimiz anlamına gelmiyor. Bu duruma sebebiyet veren kanunları ve bu kanunları uygulayanları protesto etmek için bunu yapıyoruz. Susmak için değil, protesto etmek için kalem bırakıyoruz dedi ve ardından bizlerde kalemlerimizi Ercan ağabeyin dediği üzere kanun koyucuları ve bu kanunları uygulayanları protesto etmek için hemde içerideki tutsak gazetecilerin bir an evvel tahliye edilmesi için kalem bıraktık.

Duruşma salonunda balık istifi olmak...

Hemen adliye önünde  gerçekleştirdiğimiz kalem bırakma eyleminin ardından geniş kitleler ile Adalet(!) Sarayına girdik. İstikamet belli. 1. Ağır Ceza Mahkemesinin duruşma salonu. Şimdi içten içe yahu Odatv duruşmasına İst. 16. Ağır Ceza Mahkemesi bakmıyor muydu? dediğinizi duyar gibiyim. Şüpheye düşmeyin halen öyle. Lakin Koskoca Avrupanın en büyük Adalet Sarayımızın en büyük duruşma salonu malumunuz 1. Ağır Ceza'ya ait. Ha bakmayın siz büyük dediğime. Aslında hikaye çünkü oturma kapasitesi 80 kişi ile sınırlı. Düşünün ki biz o 80 kişilik duruşma salonuna yeri geliyor 150 hatta 200 kişi balık istifi halinde sığmaya gayret ediyoruz. ( Bu arada hazır yeri gelmişken söyleyeyim. KCK davası bundan böyle Silivri'deki duruşma salonunda görülecek. Gerekçesi Çağlayandaki duruşma salonun yetersiz kalması)  Neyse çok uzatmayalım. en nihayetinde vardık duruşma salonunun önüne ki ne görelim. Müthiş bir kalabalık. C blok önündeki ilk geçiş kordunun önünde kimisi tutuklu yakını olduğundan içeri girmek için sıra bekliyor, kimisi haber takibi yapmak için, kimisi de duyarlılık gösterip içeride yargılanan aydınlara destek vermek için bekliyor idi. Bizler basın mensubu olduğumuzdan diğerlerine nazaran içeri girmemiz bir daha kolaydı. Ki biz o halde bile yaklaşık bir buçuk saat sıra bekledik. Gayrı varın diğer geçiş kordonu önünde bekleyen yurttaşların halini siz hesaplayın...

Duruşma salonuna girdiğimde saatler 11:36'yı gösteriyordu. İçeri girdiğimde mahkeme başkanı Mehmet Ekinci duruşmaya 5 dakikalık ara vermiş idi. Hemen bir yer kolladım kendime ve ilk boş olan müsait bir yere gidip hemen yerleştim. eşyalarımı bıraktım ve hemen tutuksuz sanıkları için ayrılan bölmenin hemen önüne gittim. İlk Barış Terkoğlu ile tokalaştım. Hal hatır sordum. Kendisi iyidi. Hatta öyle ki bizlerden daha dik ve inançlı duruyordu, duygulandım ama belli etmedim. Hemen solumda Soner Yalçın ağabey CHP Milletvekili Oktay Ekşi ile kelam ediyordu o yüzden sadece kafa selamı ile yetinemek zorunda kaldım. Tutuklu sanıkların hemen hemen hepsi gayet moralli ve iyi görünüyorlardı. Derken içeriye mahkeme heyeti geçti bende yerime.

Duruşmaya verilen 5 dakikalık aradan sonra savunmaya Yalçın Küçük devam etti. Yalçın hocayı bilen bilir. Yine tam teçhizatlı gelmişdi. Delil klasörleri, gazete kupürler ve kendi yazdığı onlaraca kitap ile gelmişdi. Savunma yaparken kullandığı meşhur mizahi üslubu ile salondaki başta mahkeme heyetini olmak üzere herkesi pür dikkat kendini dinlemeye teşvik ediyordu. Kâh sert kâh yumuşak söylemleri ile zaman zaman salonun o gergin ve kasvetli havasını silip insanların tebessüm etmesine neden oluyordu. Savunmanın detayına girmiyorum çünkü onu mesai arkadaşım Soner Bahadır değinecek.... Derken saatlerimiz 12:30'u gösterdiğinde mahkeme başkanı Mehmet Ekinci öğle arası verdi duruşmaya. Duruşma saati 13:45. Ekinci'nin ara vermesi ile ben ve beraberimdeki Soner arkadaşım önce odatv davasından daha önce tutuklanmış sonrasında tahilye edilmiş gazetecilerin yanına gittik. İlk isim Dünya basın özgürlüğü kahramanı Nedim ŞENER. Sonrasında Müyyeser Yıldız ve Sait Çakır. Bu üç isimle yaptığımız söyleşileri yine Soner arkadaşın ayrıca değinecek o yüzden detaylarına girmiyorum...

Barış Pehlivan: Sayın heyet elinizi vicdanınıza koyun....

Yaklaşık 1 saat 15 dakika süren aradan sonra tekrar duruşma salonundaki yerlerimizi aldık. Önce yine Yalçın Küçük yarım kalan savunmasını kendisine verilen 5 dakika içinde bitirdi. Sonrasında savunmasını yapmak üzere mahkeme heyetinin huzuruna Barış Pehlivan çıktı. Pehlivan, savunmasında gerek kendisine gerek ise diğer gazeteci arkadaşlarının Odatv'deki bilgisayarlarına gönderilene truva atı diye nitelendirilen zararlı yazılımın nasıl soysal mühendisler tarafından gönderildiğine değindi. Savunmasını Tübitak'ın 7 aylık araştırması sonucunda hazırlanan rapora göre yaptı. Sürekli mahkeme heyetine dönüp, " bakın bunları ben demiyorum. Sizin istediğiniz Tübitak raporuna göre konuşuyorum. Bizler burada mağduruz. 20 aydır tutukluyum. Lütfen biraz elinizi vicdanınıza koyun" dedi. Salonda sessizlik hakimdi. Kısa bir süre kimseden çıt çıkmadı. Herkes bir yerde içerlemiş, bir empati kurmuşdu sanırım... (Davaya ilişkin detayları yazı dizimizin Haber bölümünden erşişebilirsiniz)

Sonuç : Dön dolaş yine TÜBİTAK

Malumunuz herhangi bir beraat veya tahliye kararı çıkmadı. Sebep mi? Odatv  davasında 7 ay sonra mahkemeye ulaşan TÜBİTAK raporu mahkemeyi memnun etmemiş efendim. Üstelik sanık avukatlarının geçtiğimiz duruşmada  Rapor müvekkillerimizin masumiyetini ortaya koydu” demesine karşılık, mahkeme heyeti TÜBİTAK’ın yeni bir rapor yazmasını istedi... Yani bir şarkı da söylendiği üzere mahkeme heyeti sil baştan başladı... Bakalım bu rapor çok muhtarem TÜBİTAK heyetinden ne zaman geçecek. Gayrı sonra ki gelişmeleri hep birlikte yaşayıp göreceğiz...

Güncelleme(21:50)  Odatv davasında Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan tahliye edildi. Mahkeme Soner Yalçın, Yalçın Küçük ve Hanefi Avcı'nın tutukluluğunun devamına kararını verdi. Duruşma 16 Kasım'a ertelendi.


                                                                         Gökhan ÇELİK

OdaTV’de savcılık yeni rapor istedi(Güncellenmiş)


OdaTV Davası’nda Savcı Adnan Çimen, TÜBİTAK’ın raporunu çelişkili ve davanın esasına ilişkin olduğu için yargılama sürecini doğrudan etkileyeceğini öne sürerek yeni bir rapor yazmasını istedi. Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu tahliye edildi. 

5’i tutuklu 11 sanığın yargılandığı OdaTV Davası’nın 13. Duruşması bugün İstanbul Adalet Sarayı’nda görüldü. Duruşmada tutuklu sanıklar Prof. Dr. Yalçın Küçük ve gazeteciler Barış Terkoğlu ile Barış Pehlivanoğlu savunmalarını yaptı.

“TÜBİTAK bir yobaz yuvasıdır”

Tutuklu sanıklardan Prof. Dr. Yalçın Küçük, savunmasında TÜBİTAK’ı eski ABD Başkanı John Kennedy’nin kurdurduğu bir “yobaz yuvası”  olarak nitelendirdi ve TÜBİTAK’ın raporunun, İsmail Ağa Cemaati’nin vereceği rapordan farksız olacağını savundu. Küçük, konuyla ilgili olarak, “1959-1960 yıllarında SSCB’nin ‘Sputnik’ füzesini uzaya fırlatması, teknolojik yarışta Sosyalizm’i Kapitalizm’in önüne geçirmişti. Bu durum ABD’de büyük endişe yarattı. ABD müttefiği olarak bizim de teknolojik araştırmalar yapmamız gerekiyordu. Bu konuda maruzatım şudur: Bu CD’leri, DVD’leri gönderdiğiniz yerin bilimle bir alakası yoktur. Bir yobaz yatağıdır. TÜBİTAK’ın vereceği raporun, İsmail Ağa Cemaati’nin vereceği rapordan farkı yoktur.”

“OdaTV’yi televizyon sanıyorlar”

Küçük, savunmasının devamında, iddianameyi hazırlayanların OdaTV’yi bir televizyon kanalı zannettiklerini savunarak şöyle konuştu: “Bu iddianameyi hazırlayanlar OdaTV’yi televizyon zannediyorlar. Ben talimat vermişim ‘Şehit haberlerini öne alın’ diye. İnternetin önü, arkası mı olur? OdaTV, Soner Yalçın’ın uydurduğu bir internet sitesi.”

3 mail de aynı kaynaktan

Barış Pehlivan ise savunmasını, TÜBİTAK raporunun içeriğine dayandırdı. Raporun, kendilerinin masumiyetini ortaya koyduğunu savunan Pehlivan; raporda, OdaTV Haber Merkezi’ne, Müyesser Yıldız’a ve kendisine ait 3 bilgisayara aynı e-posta adresinden, “uzaktan yönetilmiş ve bilgisayara dosya atan zararlı bir yazılım” gönderildiğini yazdığını vurguladı.

Mahkemenin, TÜBİTAK’ın raporunun ardından verdiği “kuvvetli suç şüphesi nedeniyle tutukluluk halinin devamına” kararına atıfta bulunan Terkoğlu, raporun tam tersine “kuvvetli suçsuzluk şüphesi” oluşturduğunu savunarak şunları söyledi: “TÜBİTAK, aynı kaynaktan atılan aynı dosyaların atıldığı 3 bilgisayardan birine, yani Müyesser Yıldız’ın bilgisayarına virüs yoluyla dosyaların atıldığını söylüyor, diğer 2 bilgisayar için ‘kesin yargıya varamam’ diyor. Elinizi vicdanınıza koyun.”

“TÜBİTAK raporu akla karayı ortaya koydu”

Davayı Serbest Atış’a değerlendiren müdafi avukatlardan Hüseyin Ersöz, TÜBİTAK raporunun “akla karayı ortaya koyduğunu” savundu. Ersöz, şöyle konuştu: “Kamuoyunda, TÜBİTAK raporunun davanın akıbeti hakkında müdafilerin lehine olduğu düşüncesi var. Fakat Mahkeme, şaşılacak şekilde halen tutukluluğun devamı kararı veriyor. Bu karar, bütün evrensel hukuk kurallarına, bilimsel tespitlere aykırı ve kamuoyunu yaralayan bir karardır. Bu davalara farklı bakan Nazlı Ilıcak bile bu raporun müdafilerin lehine yorumlanması gerektiğini söyledi. Bu noktadan sonra verilecek tutukluluk halinin devamı kararı, tarihe gazeteciliği ve ifade özgürlüğünü yargılayan bir karar olarak geçecek.”

“Gecikmiş tahliye kararını bekliyoruz”
Davanın tutuksuz sanıklarından Gazeteci Nedim Şener ise “TÜBİTAK raporuna göre tahliye çıkması gerekir. Gecikmiş kararlar var. Tahliye talepleri dinlenip tahliye kararlarının alınması gerekir. Umudumuz tahliyelerin olması” şeklinde konuştu.

“Bu dökümanları bu aydınlar yazamaz!”

OdaTV Yazarı Sait Çakır ise davayla ilgili olarak “TÜBİTAK raporu bizim iddialarımızı doğruluyor. Ceza yargılamaları, hakimlerin inisiyatifinde olan yargılamalardır. Bu yargılamayı yapan hakim iddiaları ve suçlanan kişileri mukayese eder. ‘Bu insanlar bu suçu işleyebilir mi?’ diye sorar, sonra da karar verir. Burda ülkenin önemli aydınları yargılanıyor. Suç delili olarak yargılanan dokümanlara baktığınız zaman bu aydınların yazması mümkün değil. Bu dokümanları ancak basit insanlar yazabilir” şeklinde konuştu.

Not: Saat 21.50'de güncellenmiştir.

Soner Bahadır