CHP İBB Başkan Adayı Mustafa Sarıgül, seçim propagandasını bu soruyu sorup kendi ismiyle yanıtlayarak sürdürüyor.
Madem ki soruyu sorduk, cevabını da verelim. İstanbul’da yüzde yüzün yüzünü güldürecek bi başkan ya da başkan adayı yok, olmadı ve sınıflı toplum devam ettiği sürece de olmayacak. Bu durum sadece İstanbul’a özgü bir durum değil. Sadece Türkiye’nin değil, Dünya’nın hiçbir yerinde sınıflı toplum var olduğu sürece yüzde yüzün yüzünü güldürecek değil bir belediye başkanı, cumhurbaşkanı bile olamaz. Bu durum adayların kişilikleri ya da siyasi becerileriyle alakalı değildir. Bu durum, mevcut ekonomik ve politik sistemin doğal ve bu sistemler devrilmedikçe değiştirilemez sonucudur.
Çünkü sınıflı toplumlar; ekonomik çıkarları, dolayısıyla mutlulukları uzlaşmaz bir biçimde birbirine zıt kesimlerden oluşur. Sermayedar sınıfı, sürekli para birikimini arttırmak zorundadır. Bunun için de öncelikle emekçi sınıfının tek geliri olan maaş giderini azaltmak zorundadır. Emekçi kesimse hayatını daha ileri düzeye taşımak için maaş gelirini arttırmak zorundadır. Bu durum az önce anlattğım denklemde sermayenin azalmasına sebebiyet vereceği için sermayedar sınıfın çıkarına aykırıdır.
Peki Mustafa Sarıgül ve Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) ekipleri bunu bilmiyor mu? En az benim kadar iyi biliyor. Peki neden böyle bir seçim propagandası izliyorlar? Soruya, uzun bir aradan sonra demir parmaklıkların ardından aramıza dönen Gazeteci Merdan Yanardağ versin:
“Neoliberal politikalara kayıtsız şartsız teslim oldu AKP, gözü kara bir biçimde bu neoliberal politikaların uygulayıcısı oldu. Küresel sermayenin talepleri de bu yöndeydi. Dolayısıyla AKP iktidarının çökmesiyle sert savruluşu engellemeye çalışıyorlar. Burada yapılacak tek şey CHP'yi terbiye ederek yumuşak geçiş sağlayacak bir çizgiye kazanmaktı. Malesef öyle bir yerde konumlanmış durumda CHP. Bu projeye ‘evet’ demiş, o anlaşılıyor.”(1)
Peki CHP, bu “yumuşak geçiş”i nasıl sağlayacak? Siyaset sözlüğünde bu sorunun yanıtı “sınıf uzlaşması”dır. Sınıf uzlaşması nedir? Sınıf uzlaşması, sermayeci(kapitalist) düzenin oluşturduğu ekonomik sınıflar arası gelir farkını(uçurumunu) kendilerince “kabul edilebilir” düzeye çekmektir. Bu düşünce, içinde bulunduğumuz dönemde olduğu gibi sosyal ve ekonomik gerilim ve uçurumların arttığı dönemde sermaye sınıfı tarafından parlatılarak halkın önüne konur.
İtiraz demeyeyim de, bazı “homurdanma”ları duyar gibiyim: “AKP gitsin de nasıl giderse gitsin”, “Ne yapalım, AKP’ye göre kötünün iyisi” diyorsunuz değil mi?
Türkçe Olimpiyatları’nı hatırlıyorsunuzdur. BOP Eş Başkanlığı tarafından bugün “Paralel Devlet” ve “Haşhaşi” gibi nitelemelerle anılan F Tipi Örgüt’ün uluslararası militan yetiştirme festivali. F Tipi Örgüt’ün, iktidardan “Ne istese aldığı” dönemlerde Tayyiban kadrolarının Cumhurbaşkanı ve Başbakan düzeyinde gururla katıldığı bir etkinlikti. Tayyiban kadroları ile F Tipi Örgüt arasında “Öküz ölüp, ortaklık bitince” Tayyiban bu etkinlikleri bir daha yaptırmayacağını bağırmıştı.
“AKP’den kurtulmak için kötünün iyisi” olan Mustafa Sarıgül bu duruma ne yanıt verdi? “Cemaate zulüm ediliyor. Türkçe Olimpiyatları benim dönemimde daha görkemli olacak!” Hatta “CHP Genel Müdürü”, Türkçe Olimpiyatları’ndan “Türkiye’nin gururunun okşandığını” söyledi.
Sermaye sınıfı, bu iki yaklaşımı türkü söyleyerek karşılıyor:
“Ölen beden imiş,
Aşıklar ölmez!”
(1)Merdan Yanardağ, soL Gazetesi, 24 Mart 2014, sayfa 2
Soner Bahadır
Merdan Yanardağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Merdan Yanardağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Mart 2014 Salı
11 Mart 2014 Salı
Merdan Yanardağ: Türkiye'nin Berkin'e borcu var
Merdan Yanardağ, Berkin Elvan'ın hayatını kaybetmesi hakkında “Türkiye'nin Berkin'e borcu var” dedi.
SONER BAHADIR
Ergenekon Davası Sanığı Gazeteci Merdan Yanardağ, Ulusal Kanal'a canlı telefon bağlantısıyla katıldı. Merdan Yanardağ, Berkin Elvan'a yapılan polis saldırısının Türkiye'nin aydınlanmacı yüzüne yapılan bir saldırı olduğu ve Türkiye'nin Berkin Elvan'a yeni Berkinlerin daha özgür yaşayabileceği bir Türkiye borcu olduğunu söyledi.
'Hepimizin çocuğu'
Gazeteci Yanardağ, Berkin Elvan'ın hayatını yitirmesi hakkında, “Berkin hepimizin çocuğuydu. Bu aslında bu rejimin çöktüğünü gösteriyor. Tayyip Erdoğan, 'Emri ben verdim' diyor. Haziran eylemlerinde hayatını kaybedenlerin sayısı bir arttı. Hayatını kaybedenler hepimizin çocuğuydu ama Berkin'de bir masumiyet vardı. 14 yaşında bu ülkenin geleceğini temsil eden bir çocuktu” şeklinde konuştu.
'İlerici taleplere saldırı'
Yanardağ, Türkiye'nin ilerici taleplerine saldırı yapıldığını belirterek bu saldırılara karşı mücadele çağrısı yaptı. Yanardağ, “Kimse öfkesini frenlemisin. Evet, rövanşist değiliz. Ama Bu ülkenin cumhuriyetçi, aydınlanmacı güçlerine saldıranlara karşı mücadele etmeliyiz. Berkin'in vücudunda bu ülkenin ilerici taleplerini öldürmek istediler. Türkiye'nin Berkin'e borcu. Berkinlerin daha iyi yaşayabileceği bir ülke kurabilirsek Berkin'e olan borcumuzu ödeyebiliriz” dedi.
Muhalif basına teşekkür
Merdan Yanardağ, halkın gücüyle tahliye olduklarını, bu halkın gücünün oluşmasında da muhalif basın kuruluşlarının önemli bir yeri olduğunu belirtti. Bu kuruluşlara teşekkür eden Yanardağ, “Ben Ulusal Kanal'a çok teşekkür ediyorum. Ben Ulusal Kanal'ın yayınının verilmesi için dilekçe verdim. Ulusal Kanal'ın yayınının verilmesiyle Muğla Cezaevi'ndeki hava değişti. Ulusal Kanal, Aydınlık, Halk TV, Cumhuriyet, Yurt, soL ve BirGün gibi muhalif medyanın özgürlüklerin artmasında, bu duvarların yıkılmasında çok önemli olduğunu vurgulamak istiyorum. Dışarıda bu mücadele verilmemiş olsaydı, halkın gücü arkamızda olmasaydı bunu başaramazdık” ifadelerini kullandı.
'Özgürlüklerimizi lekelemeye çalıştılar'
Yanardağ son olarak, Ergenekon Davası sanıklarının, Hrant Dink cinayeti ve Malatya Zirve Yayınevi saldırısının sanıklarıyla aynı zamanda tahliye edilmesinin bir karalama kampanyası olduğunu söyledi. Yanardağ bu konudaki görüşlerini, “Bizim tahliyemizi karalamak için önce katilleri saldılar. Özgürlüklerimizi lekelemeye çalıştılar. Hrant Dink Davası'ndan tutun da, Zirve Yayınevi Davası'na kadar. En son da 13. Ağır Ceza Mahkemesi yargıya darbe girişiminde bulundu. Bu durumun aşılmasında muhalif gazetelerin verdiği mücadele son derece önemliydi” sözleriyle dile getirdi.
15 Temmuz 2013 Pazartesi
Direnen basın Koşuyolu’nda buluştu
Koşuyolu Forumu’na davet edilen direnen basın
kurumlarının temsilcileri Gezi Direnişi’nin muhalefeti bir araya getirdiğini ve
yeni bir toplum yarattığını söyledi.
İstanbul Kadıköy’deki Koşuyolu Parkı’nda dün akşam
yapılan foruma Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İlker Yücel, Yurt
Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, OdaTV Haber Müdürü Barış
Terkoğlu, BirGün Gazetesi Yazıişleri Müdür Barış İnce ve soL Gazetesi
Yazıişleri Kurulu Üyesi Alper Birdal konuşmacı olarak katıldı. Panelde yapılan
konuşmalarda medyanın AKP tarafından baskı ve mali operasyonlarla ele
geçirildiği ve medya eliyle halkın algısının kontrol edildiği söylendi. Panelde
ayrıca Gezi eylemiyle birlikte Türk bayrağının emperyalist gericiliğin elinden
alınarak devrimcilerin eline geçtiği belirtildi.
“Çadırların iktidarını kuracağız”
İlker Yücel, konuşmasına Armutlu’da direnen gençlerin
selamını ileterek başladı. İlker Yücel, Direniş’ten önce herkesin kendi dar
çevresine göre hareket ettiğini, Direniş’in bu durumu değiştirdiğini vurguladı.
Yücel, “Halk sistemin dışına çıktı. Sistemin dışı TBMM’nin dışıdır. Halkımız
son bir yılda Silivri’de, 19 Mayıs’ta, 29 Ekim’de, 10 Kasım’da, 13 Aralık’ta ve
8 Nisan’da direnişi başlatmıştı. Halkımız bir ayağını direnişe atmıştı. Son bir
ayda diğer ayağını da attı. Kendi dar çevremize sıkışmadığımız sürece
alternatif bir muhalefet odağı yaratırız. Silivri’de, Tahrir Meydanı’nda, Gezi
Parkı’nda çadırlar vardı. Biz çadırların iktidarını kuracağız” dedi.
“Gezi bütün dengerleri dağıttı”
Merdan Yanardağ, Gezi Direnişi’nin bütün siyasi dengeleri
altüst ettiğini söyledi. Medyanın ele geçirilerek halkın algısının
yönetildiğini vurgulayan Yanardağ, “Mısır’da 33 milyon insan sokağa çıkıyor.
Ordu yönetime el koydu diye darbe deniyor. Mısır hareketinin lideri ‘Ordu bizim
taleplerimize boyun eğdi’ diyor fakat bu müdahaleyi 12 Eylül ile bir tutan arkadaşlarımız
var medyada. Mısır’da ordu geleneksel Amerikancı bir yapıya sahiptir. İktidar
blokunun önemli bir parçasıdır. Bu hareketin gerçek bir devrim olmaması için
devreye girmiştir. Fakat onu buna mecbur bırakan bir halk hareketi var”
şeklinde konuştu.
“Bütün ezilmişler bir araya geldi”
Barış Terkoğlu, Gezi Direnişi’nin bütün ezilmişleri bir
araya getirdiğini belirtti. Terkoğlu şunları söyledi: “İki gazetede birden
yazarlık yapan Başbakan Danışmanı Yalçın Akdoğan, 20 gazetenin doğal genel
yayın yönetmenidir. Çünkü Yalçın Akdoğan bir gazetede istemediği bir şey
gördüğü zaman genel yayın yönetmenini yanına çağırıp uyarabiliyor. Boston’da
2-3 kişi mi ne öldü. Günlerce yayın yaptılar ama 53 kişinin öldüğü Reyhanlı’yı
yazamayan bir medya yarattılar.”
“Emperyalizm, sosyalizm olmadan yenilemez”
Alper Birdal, Türk bayrağını direnişçilerin elinde
görmekten gurur duyduğunu söyledi. Birdal, “Türk bayrağı, 30 yıldır
görmediğimiz şekilde karşımızda dalgalanıyor. Bundan gurur duyuyoruz. Fakat
1920’lerin Türkiyesinde yaşamıyoruz. Emperyalizmin gerici saldırıları
bakımından benzerlikler var. Fakat bugün kurmak istediğimiz Türkiye’nin
sosyalizm eksenli olması şarttır. Bu gericilik, sosyalizm olmadan yenilemez”
ifadelerini kullandı.
“Türkiye’de 1950’den beri faşizm var”
Panelin son konuşmacısı Barış İnce ise, faşizmin batıda kapitalizmin
sıkıştığı belli dönemleri aşmak için kullandığı dönemsel bir olgu olduğunu,
Türkiye’de ise 1950’den beri devam eden bir süreç olduğunu söyledi. Müzakere
sürecine değinen İnce, “Kürt sorununda bir barış kelimesidir gidiyor. Barış en
önemsediğimiz kavramlardan biridir. Fakat biz yıllar önce ‘Tek yol barış’ diye
bir manşet attığımızda ne bölücülüğümüz kaldı ne teröristliğimiz. Siz barışı
bir lütuf gibi verirseniz buna karşı çıkarız” sözlerini sarf etti.
Soner Bahadır
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

