logo

Taksim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Taksim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2014 Salı

Mehmet İstif'i, Hakan Yaman'ı ve Akaki Avaliani'yi Hatırladınız Mı?

Bugün de bir anda karardı.

Gezi eylemleri sırasında Mersin’de polisin 40 cm’den ağzına gaz sıktığı Mehmet İstif, yakalandığı dil kökü kanseri yüzünden bugün hayatını kaybetti.

17. White Sea oyunlarının açılışında ileri demokrasimizdeki demokratik hakkını kullanan ve protestolara katılan Mehmet İstif, 40 cm’den ağzına sıkılan biber gazının etkisiyle dil kökü kanseri olmuştu.

Daha fazla direnemedi...

Penguen Medya’nın çok fazla ilgisini çekemedi, çok fazla yer bulamadı. Bu biraz da bizim suçumuzdu. Artık kendisi aramızda değil. Halkı için acı çekerek, günden güne azalarak hayatını kaybetti.

Kendisine rahmet, ailesine sabır diliyorum. Hoşçakal Mehmet Abi...

Ancak bu ölüm gibi önemli olan başka şeyler de var...

Yazımın taziye bölümünü bitirdikten sonra iki isme dikkat çekmek istiyorum: Hakan Yaman ve Akaki Avaliani…

Bu isimleri tekrar hatırlamak için aramızdan ayrılmalarını beklemeyelim. Kimdi bu yurttaşlarımız? Unutanlar, özgür medyamız sağ olsun duymayanlar olabilir. İnsanlık hali. Hatırlatmak ise benim yurttaşlık görevim.

Hakan Yaman: Sancaktepe’de biri sivil toplam altı polis tarafından kalkanlarla dövülen, kemikleri kırılan ve ateşin içine atılan (söz sanatı yapmıyorum gerçekten ateşin içine atılan!) direnişçi. Suçu: Demokratik hakkını kullanmak…


Akaki Avaliani: Eskişehir’de üniversite okuyan Akaki Avaliani, polisler tarafından başına vurularak felç edildi. Kafatası kırıldı ve kırılan kemik beynine batarak sağ kolunu felç etti. Hayatını felçli bir şekilde ve kafasında yapay bir kemikle sürdürüyor.


Gezi Olayları’nda o kadar can verildi ki, o kadar üzüldük ağladık ki, bu kişileri sanki biraz unuttuk…

Unutmayalım…

Unutmayacağız…



Ve son olarak da "acaba" diyorum, Mehmet İstif’in ağzına 40 cm’den gaz sıkan polis müsveddesi canlı, acaba bu haberi öğrendiğinde ne yaptı?


Uğur Mutlu

21 Nisan 2014 Pazartesi

Ensonhaber'den belden aşağı 1 Mayıs saldırısı

Ensonhaber sitesi, Taksim'de DİSK'e yönelik polis saldırısı haberine "En seksi devrimci" başlığını attı.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu(DİSK), Taksim Hill Otel'de yaptığı toplantının ardından Gezi Parkı merdivenlerinde 1 Mayıs kutlamalarına ilişkin bir basın açıklaması yapacaktı. Çevik kuvvet ekipleri, toplantı sırasında Otel'i barikatlarla oteli çevreledi ve DİSK üyelerinin binadan çıkmasını engellemek istedi. Bunun üzerine toplantıya katılanlarla polis arasında arbede yaşandı. Bu sırada polisin biber gazı ve tazyikli suyla saldırması üzerine çatışma yaşandı.

















Olayı haberleştiren www.ensonhaber.com internet sitesi ise haberin görselinde kullandığı başlıkla DİSK'e yönelik çirkin bir saldırıda bulundu. Site, haber görselinde polis barıkatını aşmaya çalışan DİSK üyesi Arzu Başçı'yı kullandı.  Görselinde haber başlığında "En seksi devrimci" ifadesi yer aldı. Haberin kısa özetinde ise, "1 Mayıs'ta Taksim'i nasıl yakıp yıkarız provası" ifadesini kullandı.

Habere "sarışın" ayarı!

Site, haberin sosyal medyada tepki görmesi üzerine görselde düzenlemeye gitti. Site, "En seksi devrimci" ifadesini kaldırıp "Sarışın devrimci de gördük" ifadesini ekledi.

Aşçı'dan açıklama

Banu Aşçı, konuyla ilgili soL Haber Portalı'na konuştu. Aşçı konuyla ilgili olçarak,  "Çok çirkin, cinsiyetçi, tacizci, hedef alan bir başlık. Kadına bakış açılarını gösteriyor. Kadını direngen tavır içinde görmeye tahammülleri yok. Yandaş medyanın 1 mayıs öncesi yaptığı provokasyon çalışmalarıdır. Yasal işlem başlatacağız. Sendikam gereğini yapacak. Gerekli tavrı sergileyeceğiz" ifadelerini kullandı. 

8 Mart 2014 Cumartesi

“Sorumlular Belli Adalet İstiyoruz”

Esenyurt Çadır Yangını Davası’nın 11. duruşması Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

İnşaat şantiye alanında meydana gelen çadır yangınında hayatını kaybeden işçilerin aileleri duruşma öncesi bir basın açıklaması yaptı. Aileler adına basın açıklamasını hayatını kaybeden işçilerden Barış Kıyak’ın kardeşi Damla Kıyak okudu. “İş Kazası Değil Cinayet” ve “Sorumlular Belli Adalet İstiyoruz” sloganları atıldıktan sonra duruşma salonuna geçildi.

Davada gelinen aşamada ailelerin avukatları tarafından hakkında itiraz dilekçesi verilen Bilirkişi Raporu yeniden Bilirkişi Heyeti’ne gönderilmişti. Bilirkişi Heyeti rapora yapılan itirazları dikkate almamıştı. Ve ek rapor incelemesine gerek görmemişti. Bu duruşmada Mahkeme Heyeti Bilirkişi Raporu’na dair aileler ve avukatlarının, bazı sanık avukatlarının itirazlarını görüştü. Ankara’dan yeni bir Bilirkişi Heyeti oluşturularak yeniden Bilirkişi İncelemesi yapılması talebini kabul etti. Bilirkişi Heyeti’nin “1 A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı- 1 İş Hukukçusu- 1 Üniversiteden İnşaat Mühendisliği bölümünden Yapı İşletimi dalından iş güvenliği formasyonlu saha tecrübesi olan” kişilerden oluşmasına karar verdi.

Duruşmada sanık avukatlarının sanıkların duruşmadan muaf tutulması talebine, ailelerin avukatları itiraz etti. Mahkeme itirazları dikkate alarak bu talebi reddetti; sanıkların duruşmalara gelmek mecburiyetinde olduğunu hükme bağladı.

Aileler ve Avukatları, bugüne kadar yakalanamayan taşeron şirket Kaldem ortaklarından Mehmet Altun’un yakalanması için gerekli etkin çalışmayı yapmayan Emniyet Görevlileri hakkında suç duyurusunda bulundu.
Duruşma 12 Haziran 2014 tarihine bırakıldı.

Ailelerin basın açıklamasından:

İş cinayetlerinde hayatını kaybeden kardeşlerimize rahmet, ailelerine başsağlığı ve yaralananlara da acil şifalar diliyoruz.

Böyle olmasın diye mücadelemize devam edeceğiz. Avukatlarımız ve destek veren dostlarımızla her duruşmada; bütün gerçekler raporlarla, tanık ve sanık ifadeleriyle ortada iken, sorumluların layığıyla yargılanması için burada olmaya devam edeceğiz.

11 Mart 2012 tarihinde Esenyurt’ta işçilerin barınma amaçlı kullandığı çadırlarda meydana gelen yangında 11 işçi canımız hayatını kaybetti. Cumhuriyet Savcılığı tarafından düzenlenen iddianame ile 13 kişi yargılanmakta. Tutuklu sanık kalmadı. Yangından bu yana aranan Kaldem ortağı sanık Mehmet Altun halen yakalanmadı. Üstelik ihalelere girip ticaret ve inşaat yapmaya devam etmesine rağmen. Bütün resmi başvurularımıza rağmen, yakalayacak makam bulamıyoruz. Sanığın avukatının duruşmada Mahkeme Heyeti’yle pazarlık yapmaya çalışmasını izliyoruz. “Tutuklamama sözü verirseniz, sanığı getireyim” diye. Böyle rezalet de, böyle adalet de olmaz.

Dava dosyası mahkeme tarafından atanan Bilirkişi Heyeti’ne gönderilmişti. Gelen raporu öğrendik. Kabul etmiyoruz. Mahkeme Heyeti’nden yeni bir Bilirkişi Heyeti atanarak Rapor alınmasını talep edeceğiz. Çünkü,

1- Bilirkişi Heyeti elektrik mühendisliği ve inşaat mühendisliği meslek disiplinlerinden oluşmuştur. Eksiktir. Bilirkişi Heyeti’nin bir uzman elektrik mühendisi, bir yapı işletmesi ve iş güvenliği dalında formasyon sahibi inşaat mühendisi, kanunun öngördüğü bir iş güvenliği uzmanı ve sorumluluk tespitinde yasal mevzuat analizini yapabilecek bir uzman iş hukukçusunun yer alacağı biçimde oluşturulmasını talep etmekteyiz.

2- Bilirkişi Raporu’nda İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı hükümleri eksik ele alınmıştır. Ve bu yaklaşımın Rapora yansıyan sonucu, MarmaraPark ve Kayı İnşaat yetkililerinin aklanması olmuştur.

3- Bilirkişi Heyeti tarafından olayın ve olay örgüsünün ele alınışında, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı Analiz ve Değerlendirmesinde, Sosyal Güvenlik Kurumu Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı İnceleme Raporu’nda “ortak değerlendirme olarak” olayın 5510 Sayılı Kanun’un 11/2 Maddesine göre “İşyerinde üretilen mal veya verilen hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen iş yerine bağlı yerler, dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden veya meslek eğitimi yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ile araçlar da işyerinden sayılır.” hükmü yer almaktadır. Dikkate alınmamıştır. Bakanlık Raporu olmazsa, Bilirkişi “iş kazası” bile saymayacak derecede, işçi aleyhtarı tutum takınmıştır.

4- Kusurun Belirlenmesine ve Sonuca/Ceza Tayinine Etkili Olacak Mevzuata Raporda Hiç Yer Verilmemiştir. Yapı İşlerinde Sağlık ve Güvenlik Yönetmeliği, İşçi Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğü, Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik, Elektrik İç Tesisleri Yönetmeliği, Yapı Denetimi Hakkındaki Kanun, Topraklama Yönetmeliği, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun, 81 Nolu İş Teftişi Hakkındaki Milletler Arası Çalışma Sözleşmesi, 155 Nolu İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin Sözleşme, Büyükşehir Belediyesi ve Belediye Kanunları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, T.C. Anayasası.

Yine halen yakalanmamış olan Kaldem ortağı Mehmet Altun’un yakalanması için gerekli ve etkin çalışma sürdürmeyen Emniyet Görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunacağız…

Bu vesileyle bilinmelidir ki, açık sorumluluğu ortada olan işverenler ve diğer yetkililerin sorumluluktan kurtarılması anlamına gelen her türlü değerlendirmenin karşısında olacağız. Ve kabul etmeyeceğiz.
Esenyurt Çadır yangınının 2. yıldönümü nedeniyle 9 Mart Pazar günü saat:13.00’te MarmaraPark AVM’nin önünde yapılacak basın açıklamasına,
Her ayın ilk pazar günü 13.00’te Taksim Galatasaray Meydanı’nda tuttuğumuz VİCDAN ve ADALET NÖBETİNE davet ediyoruz.

Biliyoruz ki sesimiz güçlendikçe duyulur, görülür olacağız. Biliyoruz ki suskunlaşmış vicdanlara, sesimiz güçlendikçe ulaşacağız. Biliyoruz ki adalet isteğimiz sen de yanımızda olduğun ölçüde güçlenecek. Bizler, aileler olarak bir araya gelerek sürdürdüğümüz adalet mücadelesinde, bizlerle dayanışma gösteren bütün kişi ve kurumlara teşekkür ediyoruz. Gözünüz, kulağınız, varlığınız, vicdanınız bizimle olsun.

Saygılarımızla

ESENYURT’U UNUTMADIK UNUTTURMAYACAĞIZ…

İş Kazası Değil, Cinayet Diyoruz!..

15 Ekim 2013 Salı

Küçükçekmece – Taksim neden 35 dakika?

Soruyu tam soralım: 2016’da metro ile Küçükçekmece – Taksim neden 35 dakika?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın "Eşim, çocuklarım beni affetsinler, ben en az onlara olduğu kadar İstanbul'a ve spora sonsuz bir aşk ile bağlandım" itirafıyla(!) başladı “olimpiyat sevdası”(!) Hiçbir ülke bu kadar önemsemezken Erdoğan, bütün bakanlar kurulunu toplayarak gitti 2020 Olimpiyat Oyunları Seçimleri Finali’ne. Final günü öncesi kulislerde İspanya’nın Başkenti Madrid, Japonya’nın Başkenti Tokyo ve İstanbul’un favoriler arasında olduğu söyleniyordu. Finale Tokyo ve İstanbul kalmıştı. AKP Rejimi’ni bir heyecan sarmıştı. Fakat, Erdoğan’ın dilediği olmadı, olimpiyatları Tokyo kazandı.

O andan itibaren Erdoğan’ın klasikleşen histerik yaylım ateşleri başladı. Erdoğan Batı’yı “Adil davranılmadı. Bir yönüyle 1.5 milyarlık İslam dünyası ile bağları da kesip atıyorlar” sözleriyle hedef aldı. Bu sözlerin siyasi yorumlamasına hiç girmeyeceğim. Konunun iç ekonomipolitik yönüyle ilgileneceğim.

Mimarlar Odası Genel Merkezi, 7 Ekim Dünya Mimarlık Günü ile ilgili yaptığı yazılı açıklamada, “Kentler; ekonomik büyüme ve ekolojik müdahaleler nedeniyle çok kapsamlı, çok katmanlı sorunları olan ‘küresel bir şantiye’ haline gelmektedir” demişti.(1) Bu durumun Türkiye’deki örneği olan İstanbul’un “küresel şantiye” olmasının sebebi, İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı(OECD)’nın 1999 yılında yazdığı bir raporda Türkiye’ye “Bir şehrini uluslar arası hiyerarşide yarışır hale getirmesi” tavsiyesinde bulunması. Başbakan Erdoğan’ın bir buçuk milyarlık İslam dünyasının hamiliğine soyunmasına neden olan “bölgesel, oyun kuran güç” hayallerini de okşayan bu tavsiyeyle, Erdoğan, histerik bir biçimde İstanbul’un havasına, suyuna, taşına, toprağına saldırmaya başladı.  

Bu saldırıların sonuncusu da bu “Her yere metro, her yerde metro” sevdası. İstanbul’un dört bir yanını bilmem kaç yılında bilmem nereden bilmem nereye metroyla bilmem kaç dakika şeklinde reklamlar gözümüze sokuluyor.

Şu an 1 buçuk saat

Bu reklamlardan somut olarak üzerinde konuşabileceğim örnek, “2016’da metro ile Küçükçekmece – Taksim 35 dakika” yazılı ilan. 2 ay öncesine kadar Küçükçekmece’nin merkezinde oturuyordum. Çalıştığım gazete ise Taksim’de bulunuyor. Şu an Küçükçekmece Soğuksu’dan Taksim Tepebaşı’na gelmek tamı tamına bir buçuk saat sürüyor. Yani 2 yıl boyunca her gün sadece işten eve, evden işe 3 saat yolum vardı. Gazetecilik gibi hem zihin hem beden yoğun emek gerektiren bir meslekte bunun sürdürülebilir olması pek mümkün değildi. Ekonominin önemli unsurlarından olan emeğin yıpranma payı yoğun mesai ve uzun yol sebebiyle yükseliyordu.

Yani gün içinde hem zihnen hem bedenen yorulan emek, fiili nüfusu 20 milyon olmasına rağmen resmi nüfus olan 13 milyona göre hazırlanan toplu taşımayla 3 saatlik konforsuz yolculuk yapınca fazladan bir yıpranma yaşıyordu. Bu yıpranma ise emeğin verimini ciddi bir şekilde düşürüyordu.

Emeğin veriminin düşmesi, üretimin kalitesinin hatta bazı şartlarda sayısının düşmesine sebep olur. Bu durum, kapitalizmin asla kabul edemeyeceği bir şeydir. Kapitalizm, üretimin sayıca ve kalitece düşmesini engellemek için “olabildiğince” emeğin yıpranma payını düşürmek zorundadır. AKP, “Cumhuriyet tarihinin en büyük metro yatırımını” yaparak, “Saatlerle ulaşımı dakikalarla ulaşıma” çevirmeye çalışmasının sebebi 3 saatlik yol yıpranmasını 1 saate indirerek kapitalizmin kaliteli üretim ihtiyacını karşılamaktır. Bu ihtiyacı karşılamak için büyük reklam ve patırtıyla başlatılan atakta ne kadar başarılı olabilecekleri ise ciddi bir soru işareti...

(1) Soner Bahadır, ‘Kentler küresel şantiye oldu’, 7 Ekim 2013, http://serbestats.blogspot.com/2013/10/kentler-kuresel-santiye-oldu.html

Soner Bahadır

7 Haziran 2013 Cuma

Akademisyen'den Gezi Parkı Çıkarımları


GEZİ PARKI DİRENİŞİ'NDEKİ TECRÜBELERİMLE BİR AKADEMİSYEN OLARAK ÇIKARIMLAR

1. TÜRKİYE'NİN ORTAK DEĞERLERİ İNSANİ VE KÜLTÜRELDİR. BKZ. YILDIZLARA ÇARŞI (BİR TARAFTAR GRUBU), ECZACILAR ODASI, TABİPLER ODASI. 80 ÖNCESİ TECRÜBEYE DAYALI TOPLUMU ANLAMAYA YÖNELİK TÜM PARADİGMALAR İFLAS ETMİŞTİR.

2. MEVCUT SİYASİ, HUKUKİ, EKONOMİK VE TOPLUMSAL SİSTEM VE BUNLARA İLİŞKİN PARADİGMALAR VE ALGILAMALARIN GÜNÜMÜZE CEVAP VEREMEDİĞİ ORTAYA ÇIKMIŞ, HEPSİ ÇÖKMÜŞ VE İFLAS ETMİŞTİR.

3. ÜLKEDEKİ EN GENİŞ ANLAMIYLA MEVCUT İLETİŞİM SİSTEMİ GEÇERLİLİĞİNİ KAYBETMİŞTİR. SOSYAL MEDYA ÜZERİNDEN BİREYSEL SİSTEMİ YÜKSELEN TREND HALİNE GELMİŞTİR.

4. MEVCUT ÖRGÜTLÜ TÜM SİYASİ YAPILANMALAR ÇÖKMÜŞ VE ONLARIN PARADİGMALARI, SÖYLEMLERİ, POLİTİKALARI DA TÜM GEÇERLİLİĞİNİ KAYBETMİŞTİR.

4. SİVİL TOPLUM KURULUŞU OLDUĞUNU İDDİA EDEN STK LARIN BÜYÜK BİR ÇOĞUNLUĞU ÇÖKMÜŞ, STRATEJİLERİ VE POLİTİKALARI İFLAS ETMİŞTİR.

5. SENDİKALAR GİBİ MESLEKİ DAYANIŞMA ÖRGÜTLERİ DE ÇÖKMÜŞTÜR.

6. SON YILLARDA SAYISIZ YAPTIKLARI ARAŞTIRMALARLA TOPLUMUN NABZINI, DEĞERLERİNİ, GÖRÜŞLERİNİ ÖLÇTÜKLERİNİ SÖYLEYEN ARAŞTIRMA ŞİRKETLERİNİN ASLINDA HİÇ BİR ŞEYİ ÖLÇEMEDİKLERİ ORTAYA ÇIKMIŞTIR.

MÜMKÜN OLDUĞUNCA ÖZELLEŞTİRMEDEN GENELLEŞTİREREK YAZILMIŞTIR.

                                                             Adem AYTEN İÜ İletişim Fakültesi

13 Aralık 2012 Perşembe

BİR PASTANE VE MUGALATA SANATI

Sadece bir pastane kapatıldı bu yaygara ne, diye buyurdu Sayın Murat Bardakçı. İnci Pastanesi’nin tahliyesindeki hukuksuzluğa karşı çıkanları da eylem için eylem yapmakla mimledi. Her ne kadar, eylemin nadide bir olgu olduğu ülkemizde eylemin fazlası göz çıkarmaz diye düşünsek de Sayın Bardakçı’nın karikatürize ederek içini boşaltmaya çalıştığı kamuoyu tepkisine dair birkaç söz söylemek istiyoruz.

Tarihçinin, sosyal bilimcinin hatta en geniş tanımıyla aydının görevlerinden biri gündelik hayatta birbirinden kopuk olarak varolan olguları önce hakikate mümkün olduğunca yakın şekilde belgelemek, ardından da onlara anlam kazandıracak, aralarında ilişkileri, varoluş nedenlerini ortaya çıkaracak daha geniş bir anlatının içine yerleştirmektir. Toplumsal gündelik hayatın keşmekeşi ancak böyle anlamlı hale gelebilir; tarihçiyi de, kanaat önderini de malumatfuruşçudan ayıran da zaten budur. Belli ki Sayın Bardakçı’nın böyle bir derdi yok, madem öyle biz anlatalım profiterolün gör dediğini.

Öncelikle Bardakçı’nın çarpıtma işleminden geçen olguların doğrusunu anlatalım. İnci Pastanesi’nin tahliyesine karşı çıkan arkadaşlarımızın ‘laiklik elden gidiyor’ demişliği yoktur. Zira elden giden laiklik değil kent ve onun içinde kurulmuş toplumsal ilişkilerdir. Farklı yerlerde ama ortak bir plan çerçevesinde zuhur bulan olaylara karşı çıkan muhalefeti biraz takip ediyor olsaydı, İstanbul’daki kentsel muhalefetin ana derdinin tepeden inme otoriter politikalar temelinde yürüyen bir mekânsal yağma hareketi olduğunu bilirdi. İnci Pastanesinin tahliyesini sadece bir pastanenin tahliye edilmesinden çıkarıp, onu Emek Sineması, Taksim Meydanı Projesi, Tarlabaşı’nın, Fener Balat’ın soylulaştırılması, ölçeği daha da arttıralım, 3. Köprü projesi ve bir dizi kentsel dönüşüm projeleriyle ilişkiye sokan bu minvaldir. Tüm bu projelerin üç ortak özelliği vardır: a)İstanbul’un sadece ve sadece emlak rantının maksimizasyonu çerçevesinde kamu yararından uzak dar bir üst sınıfa kazanç sağlamak için, b) her geçen gün daha da otoriterleşen merkezi idare tarafından, c) hukuki süreçleri ya çiğneyerek ya da onları şekli müdahalelerle anlamsızlaştırılarak, yeniden düzenlenmesidir. Her boş bulunan kamusal alanın Başbakan’ının emriyle dini sembollerle bezenmeye çalışılması bu muhalefetin karşı çıktığı tali bir konudur.

Beyoğlu’nun İstiklal’den ibaret olmadığını söylemiş Sayın Bardakçı; bunu belki de en iyi bilen İnci’nin tahliyesine karşı çıkan arkadaşlarımızdır. Onlar İnci’nin önüne İnci’nin çok daha makro bir sürecin mikro bir veçhesi olduğunun bilinciyle gitmişlerdir. İnci’nin ve Emek Sineması’nın yıkılması, Tarlabaşı’nın soylulaştırılması ve Taksim Meydanı’nın göbeğine AVM kondurma projeleri bir bütündür. Amaçlanan da Beyoğlu’nun sadece turistlere ve bir avuç yerli elite hizmet veren bir mekan haline getirilmesidir. Sayın Bardakçı sever veya sevmez (açıkçası kimsenin de umrunda değil), Beyoğlu bugün farklı sınıflardan, kimliklerden, hayat tarzlarından milyonlarca insanın geçtiği, bir araya geldiği kamusal bir mekan. Bu özelliğini hızla kaybetmekte olsa da, hala daha farklı zevklere, bütçelere (25 kuruşa bira bulmak maalesef pek mümkün olmasa da) hitap eden seçeneklere sahip. Beyoğlu aynı zamanda şehirdeki birçok sivil ve politik örgüte, derneklere, yayınevlerine ev sahipliği yapan kültürel ve politik bir merkez. Bugünkü ‘yavan yıkıcılıkla’ yağmalanan, hala daha tam yitirilmemiş bu kamusallıktır. Tarlabaşı da her ne kadar yoksulluğun en keskin olarak yaşandığı yerlerden biri olsa da binlerce Türk, Kürt, Roman, Trans, göçmen emekçiye kentin merkezinde, istihdam alanlarına yakın yaşama imkanı veren bir yerdir. Bugün orada yaşayanlar Beyoğlu Belediyesi ve Çalık Holding işbirliğiyle yapılan kentsel dönüşüm projesiyle, en iyi ihtimalle (ödeyebileceği bile belli olmayan) 20 yıllık borçlanmayla şehrin 50 km dışındaki TOKİ konutlarına yerleştirilecek, çoğunluğu ise bu kentten sürgün edilerek halihazırdaki yoksullukları katmerlenecektir.

Bizler, kapatılan İnci’nin camına baktığımız zaman bu talan ekonomisinin yağmaladığı kamusal alanları, doğayı, kültürel belleği, toplumsal ilişkileri görüyoruz, siz sayın Bardakçı hala daha frambuaz soslu profiterol niye yok diye mi düşünüyorsunuz? Eğer öyleyse, binlerce kitaplık arşivinizi bizlere bağışlamayı düşünmez misiniz?

İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi

www.toplumunsehircilikhareketi.org
toplumunsehircilikhareketi@gmail.com
facebook.com/imece.hareketi
twitter.com/imece_

15 Ekim 2012 Pazartesi

"Doktoralı işsiz olmayacağız"

İTÜ'lü araştırma görevlileri 50/D'ye dur demek için  yürüdü.

İstanbul Teknik Üniversitesi(İTÜ) Araştırma Görevlileri bugün akşam  6111 torba yasa ile yürürlüğe giren Yükseköğretim Kanunu 50/D maddesini protesto etmek için Taksim tramvay durağından  İTÜ Makina Fakültesine yürüdü. Protesto yürüyüşüne, KESK, TMMOB, 4C'li TUİK Çalışanları, İTÜ Araştırma görevlileri ve İTÜ'lü öğrenciler katıldı. Yürüyüşte, Ferman YÖK'ün üniversiteler Bizimdir, 50/D'ye dur de, YÖK gitsin biz kalıyoruz, Doktoralı işsiz olmayacağız, Güvenceli iş güvenceli gelecek istiyoruz, Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz sloganları atıldı.

Taksim Tramvay durağından İTÜ Makina Fakültesine yapılan yürüyüşün ardından araştırma görevlileri basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını İTÜ'lü Araştırma Görevlileri adına, araştırma görevlisi Özgür Gülensoy yaptı. Gülensu açıklamada, " Yükseköğretim kanunu öğrenimi devam ettiği sürece lisansüstü öğrencilerinin 50/D kadrosundan istihdam edebileceğini açıkca belirtiyor. Buna rağmen YÖK, yasayla yapamadığını dayatmayla yapıyor ve Araştırma Görevlilerinin işten çıkarılmasına sebeb oluyor. İTÜ Rektörlüğü de bu hukusuzlupa ortak oluyuyor. Bu mağduriyete maruz kalan Araştırma Görevlilerinin durumunu tartışmak üzere Rektörlük tarafından oluşturulan komisyon ise bu işlevi yerine getirmiyor. Araştırma Görevlilerini hedef alan bu uygulamaların İTÜ'yü geri dönülmez bir şekilde dönüştüreceğini yineledik. Bu süreçte İTÜ'de sessiz kalmayan Araştırma Görevlisi, Öğretim Üyesi, İdari Personel, Sözleşmeli çalışan ve öğrencilerin bine yakın imzasını İTÜ Rektörlüğüne ilettik. Fakat İTÜ rektörlüğü bu tepkilere seyirci kaldı. Bugün bir adım daha ve taleplerimiz gerçekleşene kadar üniversitemizi terketmiyoruz" dedi.

Haber: Gökhan ÇELİK
Fotoğraf: Soner BAHADIR