logo

IŞİD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
IŞİD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2017 Pazar

“Yeni” bir yıl temennisi

2017'nin “yeni” bir yıl olması için 2016'da yaptığımızdan daha kuvvetli bir biçimde takım elbiseli IŞİD iktidarından kurtulmak için omuz omuza mücadele etmeliyiz.

2017'nin ilk saatlerinde, Suriye'yi cehenneme çeviren yobaz yamyam çetelerinin siyasi akrabalarının onlarca canımızı alması, biz müdahale etmediğimiz sürece “yeni” bir yılın yaşanamayacağını gösterdi. 2017'nin Türkiyesi'nde Saray Faşizmi'nden kurtulmaya çalışmak bir “tercih” olmaktan çıkıp, zorunluluk haline geldi.

Peki Saray'dan nasıl kurtulabiliriz ya da Saray'dan kurtulmak için neler yapmalıyız? Sorunun çok gizemli bir yanıtı yok: 2013 Haziran ayında ne yaptıysak aynısını daha bilinçli ve daha örgütlü yapmalıyız.

“UZUN” VE “KISA” YIL

Türkiye Komünist Partisi Merkez Komite Üyesi Metin Çulhaoğlu, 29 Ocak 2012 tarihinde yaptığı konuşmasında “uzun yüzyıl” ve “kısa yüzyıl” tanımlarını kullanmıştır. (1) Metin Çulhaoğlu bu kavramları şöyle açıklamıştı: “Aslında adı üstünde yüzyıl, yüz yıllık bir zaman kesitinden oluşur rakam olarak, takvim olarak. Ama toplumların tarihine, toplumların gelişimine insanların özlemlerine beklentilerine, mücadelelerine, devrimlere ve karşıdevrimlere bakıtğımızda bazı yüzyılların yüz yıldan daha uzun, bazı yüzyılların ise yüz yıldan daha kısa sürdüğünü görürüz”

Bu tanımlama ışığında baktığımızda, takvim olarak geride bıraktığımız 2016 yılının bir “uzun yıl” olduğunu söyleyebiliriz. 2016 yılı, siyasi olarak 5 Haziran 2015 tarihinde HDP'nin seçim mitingine yönelik katliam saldırısıyla başlamıştır. O günden bugüne, sıkışan Saray Faşizmi'nin imdadına ülkemizin her yerinde patlayan bombalar ve kitlesel katliamlar koşmuştur. Bu katliamların sonuncusu da sabaha karşı Ortaköy'de yaşandı.

YA “HAZİRAN TÜRKİYESİ” YA DA “YENİ OSMANLI”

Tablo nettir: “Türkiye'yi böldürtmeyeceğiz” diye nara atan Saray Faşizmi, Türkiye halkını bölmüştür. 7 Temmuz 1993'te Madımak'ı yakanların avukatları takım elbiseleriyle bir IŞİD iktidarı kurmuşlardır. İktidarda kalmak için de kendisinden olmayan herkese katliamlar uygulamak zorundadır.

Bu tablonun karşısında ise “Taksim Komünü”nü ve Haziran Direnişi'ni var etmiş, Türkiye'nin parlayan aydınlık yüzleri var.

Ülkemiz yoluna ya “Haziran Türkiyesi” olarak ya da “Yeni Osmanlı” olarak devam edecek. Buna, “boyun eğmiyoruz” diyenler, “Saltanata teslim olmayacağız” diyenler karar verecek.

“Yeni Osmanlı”ya dur diyebilmek için önümüzdeki ilk fırsat Anayasa Referandumu. Halkımızın padişahlık heveslilerine, “Huysuzlanma padişahım, senden büyük Allah var” demesi için şimdiden harekete geçip Referandum'dan “Hayır” çıkmasını sağlamalıyız.

Referandum bir başlangıç: Yapabiliriz, birlikte başarabiliriz!

(1) 29 Ocak 2012 - Ankara Arena Spor Salonu: TKP MK Üyesi Metin Çulhaoğlu

Soner Bahadır

29 Ağustos 2016 Pazartesi

YPG, Fırat'ın batısı, Menbiç ve Fırat Kalkanı

Fırat Kalkanı Operasyonu, adından da anlaşılacağı üzere YPG'nin başını çektiği Suriye Demokratik Güçleri'ni hedef alan bir saldırı. Operasyonun gösterilenin tam aksine IŞİD'e destek amacı var.

Yazının başlığı kısaca "Fırat'ın batısı ve Fırat Kalkanı" da olabilirdi aslında. Çünkü Fırat Kalkanı Operasyonu'nun amacı PYD'nin Menbiç zaferiyle IŞİD'in Saray Faşizmi ile alışveriş kanalını tıkama tehlikesinin oluşmuş olması.

Aslında bu yazdığımın Amerika'yı keşfetmek olmadığını da söylemek gerekiyor. Çünkü operasyonun ilk günlerinden itibaren başta Külliye Reisi, Külliye Sözcüsü ve Düşük Profilli Sadrazam olmak üzere bütün Saray ekranı, operasyonun amacının "Güney sınırının IŞİD ve PYD'den temizlemek" olduğunu açıkça söyledi. Fakat uluslarası basın kuruluşları, TSK'nin yobaz yamyam çeteleriyle birlikte sürekli YPG noktalarına saldırdığını ortaya koydu. (1)

Hatta havuz medyası, yobaz medyası, yanar döner(ana akım) medya ve ulusalcı medya birleşerek bir "savaş medyası" oluşturdular. Bu medya dört koldan "Kahraman Türk ordusunun 2 cephede nasıl kahramanlık yaptığını" pompalama görevi üstlendi. Saray Faşizmi, bu kara propagandadan beslenerek HDP binalarına ve yöneticilerine saldırıp, Özgür Gündem gazetesini kapatıp, Gazete Danışma Kurulu Üyesi Aslı Erdoğan'a düşman hukuku işletti ve Kürt siyasetini ezmeye çalıştı. PKK'nin bu baskılara ise aralarında Kemal Kılıçdaroğlu'nun kortejinin de bulunduğu silahlı saldırılarla yanıt vermesi yine topraklarımızın şiddet sarmalına saplanmasına neden oldu.

KÜRT SİYASETİNİN SIKIŞMASI

Kürt siyaseti, PYD eliyle IŞİD çetelerine karşı Rojava Direnişi'nde verdiği mücadeleyle çok iyi bir meşruiyet kazanmıştı. PYD bu meşruiyeti, Moskova'da temsilcilik açma, ABD ile de yakın ilişkiler kurma, Esad ile de işbirliği tavrı gibi önemli stratejilerle kendisini bölgesel siyasette önemli bir aktör haline getirmede başarılı bir şekilde kullanmıştı. Suriye Demokratik Güçleri(SDG) zemininde Suriye içinde de yarattığı meşru zemini, Saray Faşizmi'nin kendisine yönelik hamlelerinde bir güç olarak değerlendiren PYD, “Fırat'ın batısı kırmızı çizgimiz” şahlanmasına, “Kimse kendi topraklarımızdan çekilmemizi isteyemez” yanıtını verdi.(2)

Bu tavır, Suriye'deki güç dengeleri içinde alınması gereken tavırdı kuşkusuz. PYD'nin elini güçlendiren bu tavıra Suriye'nin dışından Saray Faşizmi'nin yaptığı “topyekün savaş” müdahalesi ise konuyu ve çatışmaları Suriye konusu olmaktan çıkarıp Türkiye'ye sıçratan ve karmaşıklaştıran bir noktaya çekti. (3)

Gelinen bu noktada Kürt siyasetinin Saray Faşizmi'nin bu tavrına karşılık olarak aynı topyekün savaş pozisyonuna geçmesi ise HDP ile 7 Haziran seçimlerinde elde edilen fakat 1 Kasım seçimleriyle birlikte zayıflayan “Türkiyelileşme” zemininin iyice yok olmasına sebebiyet verir. Bu zeminin yok olması ise hem Kürt siyasetinin Türkiye'de güç kaybetmesine hem de Türkiye'nin batısındaki halkların kurtuluş mücadelesinin önemli bir güç kaybına uğramasına sebebiyet verir. Kürt siyasetinin bu yüzden adım atarken Suriye ve Türkiye'deki koşulları çok dikkatli gözeterek hareket etmesi gerekmektedir.

DOSTUNU SÖYLE SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM!

Saray Faşizmi'nin Fırat Kalkanı bahanelerinden biri ise “Suriye'nin toprak bütünlüğünü sağlamak” idi. Fakat Suriye Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklama bu bahaneyi boşa düşürdü. Bakanlık'tan yapılan açıklamada Fırat Kalkanı Operasyonu için “Tankların sınırı geçmesi egemenliğimizin ihlali” açıklaması yapıldı. (4)

Benzer bir açıklama da Ortadoğu denkleminin kritik ülkelerinden İran'dan geldi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi, “Suriye topraklarındaki terörist gruplarla mücadele, uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olan o ülkenin toprak bütünlüğü ve egemenlik haklarına saygı gösterilerek merkezi yönetimle koordineli şekilde yapılmalı. İran olarak terörizmle mücadelenin uluslararası bir yükümlülük olduğunu ve bu menfur olguya karşı bölge ülkelerinin ortak işbirliği içinde olmaları gerektiğine inanıyoruz” açıklamasında bulundu(5)

Çünkü Saray Faşizmi'nin derdi Suriye'nin toprak bütünlüğü filan değil, Rojava Kantonu Moskova Temsilcisi Rodi Osman'ın yaptığı açıklamada belirttiği üzere, “Osmanlı'yı yeniden kurma planının bir parçası”(6)

Bu noktada Saray Faşizmi'nin gözü dönmüş yamyam çeteleriyle Suriye'deki savaşı ve yıkımı körüklemek konusunda sınırının olmadığı da 12 yaşında çocukların kafasını kesen çetelerle “destan yazması”ndan belli.(7)

SDG ile TSK arasındaki çatışmalı durum, Saray Faşizmi'nin baş kıblesi ABD tarafından da kabul edilebilir bir durum değildir. Hakeza ABD Savunma Bakanlığı(Pentagon)'ndan bu konuda tepki geldi. Pentagon Sözcüsü Peter Cook, New York Times'ta yayınlanan yazısında, “IŞİD’in artık bulunmadığı Cerablus’un güneyinde Türk silahlı kuvvetler, bazı muhalefet grupları ve SDG ile bağlantılı birlikler arasındaki çatışmalara ilişkin haberleri yakından izlerken bu çatışmaları kabul edilemez bulduğumuzu açıkça ifade etmek istiyoruz. Zaten bu kalabalık bir savaş alanı. Bu nedenle ki silahlı tüm oyuncuları hemen çatışmaları durdurmaya ve ihtilafa son vermek için gereken önlemleri almayı çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

Suriye'de küresel sermayenin başlattığı yobaz saldırılarının Türkiye'de laiklik düşmanı Meclis Başkanı'nın ağzından Ernesto Guevara'ya yönelik başlatılan saldırılardan bağımsız düşünülmesi mümkün değildir.(8)

Türkiye ve Ortadoğu halklarına yönelik yobaz saldırılarının düşmanı ortaktır. Kıyılarımıza vuran Aylin(Alan) bebeğin hesabını sormak istiyorsak, omuz omuza verip tepemizdeki takım elbiseli IŞİD çetesinden kurtulmalıyız!

(1)ÖSO militanı: Cerablus operasyonu için 1,500 savaşçı Karkamış'a taşındı www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-37167865?ocid=socialflow_facebook

(2)YPG: Kimse kendi topraklarımızdan geri çekilmemizi isteyemez www.siyasihaber3.org/ypg-kimse-kendi-topraklarimizdan-geri-cekilmemizi-isteyemez

(3)Yıldırım'dan 'Cizre' açıklaması: Topyekûn savaş açtık www.demokrathaber.org/siyaset/yildirim-dan-cizre-aciklamasi-topyekn-savas-actik-h71766.html

“911 km’lik sınırın PYD’nin eline geçmesini kabul edemeyiz” www.imctv.com.tr/911-kmlik-sinirin-pydnin-eline-gecmesini-kabul-edemeyiz/

(4)Suriye'den Cerablus tepkisi: Egemenliğimizin ihlali www.muhalefet.org/haber-suriyeden-cerablus-tepkisi-egemenligimizin-ihlali-56-20432.aspx

(5)İran'dan 'Cerablus' açıklaması www.demokrathaber.org/dunya/iran-dan-cerablus-aciklamasi-h71762.html

(6)YPG: Operasyon Erdoğan'ın Osmanlı İmparatorluğu'nu yeniden kurma planının bir parçası www.t24.com.tr/haber/ypg-operasyon-erdoganin-osmanli-imparatorlugunu-yeniden-kurma-planinin-bir-parcasi,356708

(7)Cerablus operasyonuna çocuk kafası kesen grup da katılıyor www.birgun.net/haber-detay/cerablus-operasyonuna-cocuk-kafasi-kesen-grup-da-katiliyor-125425.html

ANHA: AKP destekli ÖSO, Menbiç'in Dendeniye köyüne kimyasal gaz attı www.yarinhaber.net/guncel/44270/anha-akp-destekli-oso-menbicin-dendeniye-koyune-kimyasal-gaz-atti

(8)TBMM Başkanı: Che denen eşkıya benim gencimin yakasında, göğsünde olamaz! www.birgun.net/haber-detay/tbmm-baskani-che-denen-eskiya-benim-gencimin-yakasinda-gogsunde-olamaz-125976.html

Soner Bahadır  

20 Mart 2016 Pazar

IŞİD ya da TAK fark eder mi?

İstiklal Caddesi'ndeki patlama gerçekleştiğinde genel olarak merak edilen konu saldırıyı yapanın IŞİD mi yoksa TAK mı olduğuydu. Oysa bunun hiçbir farkı ve önemi yok.

7 Haziran 2015 seçimlerinde “Seni Başkan yaptırmayacağız” diyerek direnen Türkiye halklarının önemli bir talebinin sözcülüğünü üstlenen HDP, “Türkiyelileşerek” hem Türk ve Kürt halklarının ortak bir zeminde siyaset yapmasına bir ölçüde zemin hazırlamış hem de aldığı oy oranıyla AKP'nin tek başına iktidar olmasını engelleyerek Saray Faşizmi'ne geçit vermemişti.

Yan yana gelerek gerçekten barışmamızdan ödü kopan Saray Faşizmi, Ülkemizi 5 Haziran 2015 tarihinde HDP'nin Diyarbakır'da düzenlediği seçim mitingine yönelik saldırının ardından bir mayın tarlasına dönüştürdü. Diyarbakır'la başlayan kör şiddet sarmalı Suruç ve 10 Ekim 2015 Ankara katliamlarıyla devam etti. Yobaz ölüm makinesi IŞİD'in, Saray Faşizmi tarafından kollanarak gerçekleştirdiği bu kör şiddet yüzünden Türkiye'nin doğusunda ve batısında Türk ve Kürt beraber can verdik.

DOĞU'DA YANGIN, BATI'DA KORKU

Saray Faşizmi'nin saldırıları IŞİD katliamlarıyla da bitmedi. Türkiye'nin Kürt bölgelerine yönelik halkı teslim alma ve “ölümle terbiye etme” saldırıları başladı. Saray Faşizmi'nin masum halkı hedef alan bu katliamları Türkiye'nin sosyalist, solcu, devrimci, ilerici ve aydın çevreleri tarafından Saray Savaşı olarak nitelendi ve lanetlendi.

Saray Faşizmi, bölgenin temsiliyetini gasp etmek için öne sürdüğü “Biz gidersek beyaz toroslar gelir” tehdit ve şantajına rağmen Kürt halkı kendisine teslim olmayınca şantajını gerçekleştirdi. Bölgeye önce “Beyaz TOMA'lar”, sonra tanklar tüfekler ve ölümler geldi. Ülkenin doğusu yangın yerine dönmüştü.

Sabiha Gökçen Havalimanı'nda beklenmeyen bir bombalı saldırı gerçekleşti. Bu saldırıların ardından devletin merkezinde 2 bombalı saldırı daha gerçekleştirildi. 23 Aralık 2015, 17 Şubat 2016 ve 13 Mart 2016 tarihlerinde gerçekleştirilen bu eylemler, TAK(Kürdistan Özgürlük Şahinleri) tarafından üstlenildi. Bu eylemlerde çoğu sivil toplamda 67 kişi hayatın kaybetti, 187 kişi yaralandı. Bu eylemlerin, bu rakamlardan çok daha büyük etkisi ise başta İstanbul olmak üzere Türkiye'nin büyük illerinde halkın ölüm korkusuyla sokağa çıkmaya korkar hale gelmesidir.

Böylesi sonuç veren eylemler için Türkiye sosyalist hareketinin tarihinde Eski THKP-C Lideri Mahir Çayan'ın, “Devrimci eylem,halkın safında oligarşiye karşı yapılan eylemdir.Sivil halkı hedef alan her eylem devrimci değil ancak adi terör eylemi olabilir. Bunu devlet de yapsa aynıdır örgüt de yapsa aynıdır” sözleriyle koyduğu kriter vardır. Bu yüzden TAK'ın eylemleri sosyalistler açısından asla kabul edilemez, savunulamaz ve haklı görülemez.

Türkiyeli sosyalistler için bu eylemim kabul edilemezliği yalnızca genel geçer eylemlilik ilkelerimiz değildir. Bugün Türkiyeli sosyalistlerin, Saray Faşizmi'nin Türk ve Kürt halkları arasında yaşatmaya çalıştığı duygusal kopuşun önüne geçmek ve zenginlerin akıttığı kanı durdurmak gibi bir görevi vardır. TAK'ın bu eylemlerinin bu görevle örtüşmediği tartışılmaz bir gerçektir.

SARAY SAVAŞI'NIN SUÇLUSU “TÜRKLER” Mİ?

KCK Yürütme Üyesi Sabri Ok, 17 Şubat'taki saldırı hakkında, sivillerin ölümünü inkar ederek “Bu eylemi TAK ya da başka bir güç üstlenmiş olabilir. Fakat Zinar yoldaşın eylemi her açıdan sahiplenilecek ve onur duyulacak tarihsel önemde bir eylemdir” demişti.

Diğer bir KCK Yürütme Kurulu Üyesi Cemil Bayık da, 13 Mart'taki saldırı ile ilgili “Türkler Kürt kentlerini yağmalayıp yıktılar, intikam hisleriyle doluyuz, gerillalarımıza intikam çağrısı yapıyoruz, her emir meşrudur” dedi.

Eski CHP Vekili Hüseyin Aygün ise Cemil Bayık'ın bu açıklamalarına Twitter hesabından çok güzel bir yanıt geldi. Hüseyin Aygün'ün, “Birincisi, 'Kürt kentlerini yağmalayıp yıkan' Türk halkı değil, AKP ve onun polis örgütü ve askeri liderliğidir. Yoksul ve kardeş Türk halkını zan altında bırakamazsınız.

İkincisi, AKP Sur'da masumları katlediyor diye, siz Ankara'da ODTÜ'lü öğrencileri, dershaneye giden liselileri, kadınları, çocukları mı katledeceksiniz? O halde, siz AKP'yi taklit ediyorsunuz.

Üçüncüsü, 'İntikam', 'her eylem meşrudur' sözlerinizle, siz Kürt sorununa çözüm mü arıyorsunuz, yoksa 7 Haziran'da Saray'da planlanan Türkiye'nin kaosa sürüklenmesi senaryosuna katkı mı yapıyorsunuz?

Kızılay'daki saldırı Sur'da yapılandan bin kat daha vahşidir, büyük bir insanlık suçudur..” yanıtı hepimiz adına verilmiş en sağlıklı yanıttır.

ÖĞRENCİLERİ PATLATARAK MI ERDOĞAN'I YIKACAKSINIZ?

Bayık, 13 Mart'taki saldırı hakkındaki açıklamalarında “Erdoğan'ı devirmek istiyoruz. Savaş her yerde” de demişti.

KCK Yürütme Konseyi de, dün Taksim İstiklal Caddesi'nde gerçekleşen saldırı hakkında, “Kürt Özgürlük Hareketi olarak sivillerin hedef alınmasına karşıyız ve sivillere yönelik eylemleri kınıyoruz. Ölen sivillerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz” şeklinde bir açıklama yapmış.

Bu açıklamalar üzerine birkaç soru sormak gerekiyor: Öncelikle “Erdoğan'ı devirmek için” verilen savaşın yeri silahsız sıradan insanların beklediği otobüs durakları mıdır? Ya da Kürt kentlerini yağmalayanlar, sahiplendiğiniz saldırıda öldürülen ODTÜ öğrencileri midir? Son olarak Kürt bölgelerinde hayatı zindan eden Saray Savaşı ile ya da yüzde 90'ı görebilen İstanbul trafiğini yüzde 4'e kadar indiren(1) IŞİD saldırılarıyla sizin sahiplendiğiniz saldırılar arasında ne fark var?

(1)İstiklal'deki saldırının ardından İstanbul'daki trafik yoğunluğu yüzde 4'e kadar düştü,  http://ilerihaber.org/icerik/istiklaldeki-saldirinin-ardindan-istanbulda-trafik-yogunlugu-yuzde-4e-kadar-dustu-52153.html

Soner Bahadır

2 Mart 2016 Çarşamba

Erkan Baş: Erdoğan, ABD'den hilafet mührünü almaya çalışıyor

HTKP Genel Başkanı Erkan Baş, Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD'den hilafet mührünü almaya çalıştığını söyledi. Erkan Baş, AKP devrilmediği sürece Türkiye'nin hiçbir sorununun çözülemeyeceğini ve AKP'nin devrilmesinin tek yolunun cumhuriyetçiler ve Kürt emekçilerinin yan yana gelmesi olduğunu söyledi.

SONER BAHADIR

Halkın Türkiye Komünist Partisi(HTKP) Genel Başkanı Erkan Baş, Hayat TV'de Arif Koşar'ın moderatörlüğünü yaptığı “Ne yapmalı nasıl yapmalı?” programına konuk oldu. Erkan Baş programda; İleri Haber Genel Yayın Yönetmeni Can Soyer, BirGün Politika Editörü Uğur Koç ve Hayat TV Politika Editörü Cem Şimşek'in sorularını yanıtladı.

Erkan Baş, Suriye'deki savaşa yönelik olarak Suriye halkının savunması olmasaydı, Rusya ve İran'ın Suriye halkına destek vermeyeceğini ifade ederek, Suriye halkının direnişinin ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi(BOP)'ni bozduğunu belirtti. AKP'nin, Büyük Ortadoğu Projesi'ni Türkiye'de “Yeni Osmanlıcılık” olarak yansıttığını belirten Erkan Baş, BOP'un sorun yaşamaya başlamasıyla birlikte AKP'nin de sorun yaşamaya başladığını ifade etti.

“TÜRKİYE'DE IŞİD İKTİDARI VAR”

Erkan Baş, Türkiye'de IŞİD iktidarının olduğunu söyledi. Baş, “Türkiye'de halkın özgür seçimiyle belirlediği bir iktidar yok. İktidara her türlü savaş, baskı ve zorla el koymuş bir yapı var. Türkiye'de bir IŞİD iktidarı var. IŞİD'lileri alın hamama götürün, tıraş edin, Türkiye'ye bakan yapın, ortaya çıkacak görüntü budur” dedi.

“1 KASIM SEÇİMLERİ KAZLIÇEŞME MİTİNGİ'NE BENZİYOR”

Erkan Baş 1 Kasım seçimleri sonucunu, Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Haziran Direnişi sırasında Taksim'in direnişçilerin kontrolünde olduğu dönemde Kazlıçeşme'de yaptığı mitinge benzetti. Baş, “2007 yılında Cumhuriyet Mitingleri ile birlikte bu iktidara kitlesel bir tepki vardı. O dönem, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçildiği bir seçim yaşandı. Ama o dönemde önemli kitlesel tepkiler de vardı. 2009'da TEKEL direnişi yaşandı. Ya da çok uzağa gitmeyelim. 2 buçuk yıl önce Haziran Direnişi'nin yaşandığı günlerde Taksim'de büyük bir miting yapmıştık. Aynı dönemde Tayyip Erdoğan da Kazlıçeşme'de bizimki kadar büyük olmasa da önemli bir kitleyi konsolide eden bir miting yapmıştı. 7 Haziran'da biz Taksim'de miting yaptık; 1 Kasım'da Tayyip Erdoğan, Kazlıçeşme Mitingi gibi bir yanıt verdi” şeklinde konuştu.

“AKP; SIRADAN BİR PARTİ DEĞİL, BİR ÇETEDİR”

Erkan Baş, AKP'nin alışılagelmiş bir sermaye sınıfı partisi değil, Türkiye'yi bir noktaya götüren bir çete olduğunu söyledi. Baş konuyla ilgili görüşlerini, “Tayyip Erdoğan, bir düzeyde tabii ki emperyalizmin piyonu. Ara sıra ufak çelişmeler yaşansa da ABD emperyalizmi ile farklı noktalara çıkabilecek bir parti değil. Ama AKP, basit bir sermaye partisinin üstlenebileceğinden fazlasını üstlendi. Karşımızda belli bir ajandası olan bir çete var. Bu çete belli bir ajandayla Türkiye'yi bir yerlere götürüyor. Bunu görmemiz lazım. Bu önemli bir durum” ifadeleriyle dile getirdi.

“LAİKLİK, KAZANILMASI GEREKEN BİR MEVZİ”

Erkan Baş, Türkiye'de laikliğin yeniden kazanılması gereken bir mevzi olduğunu belirtti. Baş, “Türkiye, geçmişte devrimciler için kağıt üzerinde de olsa laik bir ülkeydi. Bugün Türkiye'nin laik olduğunu kim söyleyebilir? Bir zamanlar laik ülkede türbanlı memur mu olur diye tartışıyorduk. Bugün biz laik bir ülkeyiz, hepimiz türban takmak zorunda değiliz diye tartışıyoruz. Bu yüzden laikliğin, kazanılması gereken bir mevzi olduğunu düşünüyoruz aynı zamanda. Bu açık bir rejim değişikliğidir. AKP/Saray Rejimi dediğimiz bu” ifadelerini kullandı.

“AKP, TASMASI OLDUĞU İÇİN TASALI”

Erkan Baş, AKP'nin ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarları için fazla ön plana çıktığını, ABD'nin geriye çekilmesinden dolayı sıkıntı yaşadığını ifade etti. Erkan Baş şunları söyledi: “AKP, ABD'nin bölgeyi düzenleme projesinin ürünü bir partidir. AKP, ABD'nin projesini en iyi yapacak aktör olarak kendini öne attı. AKP, bugün tasması olduğu için tasalı. Sizin tasmanızı elinde tutan geri çekilirse o tasma boğazınızı sıkar.”

“HİLAFET MÜHRÜ ABD'NİN ELİNDE”

Erkan Baş, AKP'nin Kürt halkına yönelik savaş politikalarının toptan bir Kürt alerjisi içermediğini, AKP'nin Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ile daha sıcak, Suriye'nin kuzeyinde IŞİD ile savaşan PYD'ye karşı ise düşmanca bir siyaset izlediğini hatırlattı.

Konuşmasının çeşitli noktalarında AKP'nin iç siyasetle dış siyasetin kesiştiği noktalardan hareket ettiğini vurgulayan Erkan Baş, son dönemlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ve AKP'nin Türkiye'yi Suriye'de bir savaşa sokabileceği ihtimali sorulmasının üzerine ise, “Bir deyim vardır delidir ne yapsa yeridir diye. Ben bu soruya böyle yanıt vermek istiyorum. Tayyip Erdoğan hakkında 1. Dünya Savaşı'ndaki Enver Paşa benzetmesi var ya. Hakikaten gerçekliği okuyamıyor. Kendini halife olarak görüyor ama mührün ABD'de olduğunun farkında. ABD'nin mührünü alabilecek tek kişi olduğunu düşünüyor ve dış siyasette ABD'yi mührünü almaya ikna etmeye çabalıyor” yanıtını verdi.

“TÜRKLER VE KÜRTLER YAN YANA GELMEDEN AKP'Yİ YENEMEYİZ”

Erkan Baş, Türkiye'nin AKP iktidarını devirebilmesini yolunun cumhuriyetçi çevrelerle Kürt yoksullarının yan yana ortak düşmana karşı hareket etmesi olduğunu ifade etti. Erkan Baş, “AKP ne zaman bir tepkiyle karşılaşsa Kürt halkına savaş açıyor. İnsanlar açken sen bunu vatanın için yapıyorsun diyerek insanları geçici bir süre ikna edebilirsin ama bu savaşın etkisi ülkenin tamamını etkilemeye başladığı zaman bunun altından kalkamazsın” şeklinde konuştu.

Gezi Parkı eylemleri sürdüğü dönemlerde “Kürtler nerede?” sorusunun sorulmasının hatırlatılması üzerine Erkan Baş; bu sorunun haklı bir soru olduğunu, fakat aynı sorunun bugün de Kürt illerinden Türkiye'nin batısındaki halklar için sorulduğunu belirtti. Erkan Baş çözüm önerisini ise şöyle açıkladı: “Orta düşmana karşı hareket ettiğimizde kardeşliğimizi de kazanıyoruz. Kürt siyasetine ilişkin Gezi sürecinde 'Kürtler nerede?' diye soruldu. Bu sorunun kısmi haklılık payı da var ki kendileri de kabul ettiler. Kürt emekçileri ve yoksulları da bir savaşa maruz kaldıklarına aynısını soruyor. Demek ki Türk emekçileri ve Kürt emekçileri yan yana gelmeden bu iktidarı yenemeyeceğimiz ortaya çıkıyor.”

“ÖZERKLİĞİ TARTIŞABİLECEĞİM ORTAMI ARIYORUM”

Erkan Baş, Kürt Sorunu'nda gündeme gelen özerklik tartışmalarına da değindi. Erkan Baş, kendilerinin özerklik konusuna sınıfsal ve üretim araçlarının mülkiyeti açısından baktıklarını belirtti. Baş, bu noktada özerkliğin bölgesel asgari ücret gibi adaletsizliklere sebep olabileceği ve sermaye sınıfının daha rahat hareket etmesine sebebiyet verebileceği uyarısında bulundu.

Erkan Baş, bu değerlendirmelerinin ardından ise henüz Türkiye'de özerkliğin tartışılabildiği bir ortamın olmadığını dile getirerek, “Bugün ölen 7 günlük insanlar var. Umarım yakın bir gelecekte bir barış ortamı sağlanır da bu tartışmayı yapabiliriz” dedi.

Erkan Baş bu konu hakkında, Türk ve Kürt emekçilerinin eşit haklara sahip ortaklığını hedeflediklerini ve bu noktada Kürt halkına herhangi bir dayatmanın yapılmasını kabul etmeyeceklerini ifade etti.

BİRLEŞİK HAZİRAN HAREKETİ VE CERATTEPE


Aynı zamanda Birleşik Haziran Hareketi(HAZİRAN) Türkiye Yürütmesi Üyesi olan Erkan Baş, programın sonunda HAZİRAN ile ilgili de konuştu. Recep Tayyip Erdoğan'ın Anayasa Mahkemesi kararını tanımadığını ifade eden sözlerini hatırlatan Baş, “Türkiye Cumhuriyeti protokolünün 1 numarası Anayasa Mahkemesi kararını tanımıyorum dediği andan itibaren halka da bu hak doğuyor. Cerattepe'de hukuki süreç bitene kadar dokunulmayacak dendi. Eğer o hukuki süreç, Cerattepe halkının taleplerini yansıtmazsa o kararı tanımama hakkı doğmuştur. Burada fiili mücadele gerekliliği ortaya çıkar. Birleşik Haziran Hareketi, yerel meclisleriyle bu mücadelenin aracı olmaya çalışacak” şeklinde konuştu.

1 Kasım 2014 Cumartesi

ABD bayraklı Peşmerge ve “Biji Serok Obama”

Üniformasının omzunda ABD bayrağıyla Kobane’ye giden peşmergenin fotoğrafının yayınlanması ve peşmerge grubunun “Biji Serok Obama” sloganıyla karşılanması Kobani konusunda turnusol kağıdı işlevi görüyor.

Başından beri, IŞİD denen yamyam sürüsünün Kuzey Irak ve Kuzey Suriye bölgelerine musallat edilmesinin, ABD’nin tıkanan Büyük Ortadoğu Projesi’nde kendine yeni hamle sahası açma amaçlı olduğunu söylüyorduk. Çarşamba günü üniformasının sol koluna ABD Bayrağı takarak geçiş yapan bir peşmergenin zafer işareti yapan fotoğrafının yayınlanması ve bu peşmerge grubunun “Biji Serok Obama” sloganıyla karşılanması da bu tezi kuvvetlendiren gelişmeler.

Gerçi Peşmerge Bakanlığı Genel Sekreteri Cabbar Yaver, konu hakkında Perşembe günü Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada, "Amblem biçiminde başka bir devletin  bayrağının, Peşmerge üniformasının omzuna veya göğsüne yapıştırılmasına  kesinlikle izin verilmemektedir. Bunu hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. O  üniformayı söz konusu Peşmergenin kendisi temin etmiştir. Bizim bu konuya ilişkin tavrımız nettir" dedi. Eğer böyleyse, fotoğrafı tüm dünyaya yayılan bu peşmergenin bulunup görevden alınması gerekmektedir. Aksi takdirde bu açıklama pek inandırıcılık kazanmıyor. Konuyla ilgili ABD'den bir açıklama gelmemesi ise ayrı bir dikkat çeken konu.

Öncelikle askeri alanda bir silahlı gücün üniformasının omzunda taşıdığı bayrak, nerenin silahlı gücü olduğunu temsil eder. Eldeki açık veriler ışığında söyleyebiliriz ki şu an en azından IŞİD’e karşı savaşan askeri koalisyonda fiilen bir ABD askeri bulunuyor. ABD, bu askeri koalisyonun aleyhine oluşacak herhangi bir durumu Kobani’ye fiili müdahale için bahane edecektir ya da kendi fiili müdahalesi haklı gösterecek durumun oluşmasını sağlamaya çabalayacaktır. Bu durumun da halklar lehine bir sonuç getirmeyeceği açıktır.   

Obama lehine slogan atma “özgürlüğü”

Peşmerge güçlerinin bağlı bulunduğu Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin, ABD’nin Kürt siyasi çevreleri içerisindeki en önemli ortağı olduğu açıkça bilinen bir gerçek. Fakat, Kürt siyasi çevreleri içerisinde tabanları itibariyle sol karakteri daha fazla öne çıkan HDP’den gele açıklama ise endişe verici. HDP Mardin Milletvekili Erol Dora’nın konuyla ilgili yaptığı, "Halk özgürdür. Herkes lehine tezahüratta bulunabilir" açıklaması kabul edilebilir gibi değildir. HDP de gerek Rojava halkının gerekse tüm bölge halklarının herhangi bir ABD Başkanı lehine slogan atarak özgürlüklerine ve haklarına kavuşamayacağını gayet iyi bilmektedir.

HDP ve tüm bölgemizin ilerici, aydınlanmacı ve yurtsever güçleri hakları ve özgürlükleri için ABD ve sömürgecilik karşıtı bir tutum almak ve halklardan yana barış için mücadele etmek zorundadır. Çünkü Küba Devrimi liderlerinden Ernesto Guevara’nın da söylediği gibi “emperyalizme güven olmaz”!

Soner Bahadır

14 Ekim 2014 Salı

Tezkere ve Kobanê’de konumlanış

IŞİD bahanesiyle TBMM’den geçirilen tezkereye yönelik tavır almak için, bu tezkereye kimin ne yanıt verdiğine bakmak yeterli.

Türkiye’de IŞİD’e yönelik protestoların 39 kişinin hayatını kaybettiği bir kaos ortamına sürüklenmesi, TBMM’den geçen tezkere ve Kobanê’de yaşanan katliama ilişkin Türkiye halkının bir bölümünün ciddi bir şekilde kafasının bulanmasına sebep oldu. Bu bulanıklığı gidermek için, tezkerenin içeriğine ve tezkereye yönelik hangi devletin ne tavır aldığına bakmak yeterli olacaktır.

Tezkere

AKP hükümeti tezkere konusunda asıl derdinin Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın devrilmesi olduğunu açıkça ortaya serdi. Çankaya Köşkü Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başvekil Ahmet Davutoğlu da birçok beyanında bunu açıkça dile getirdi. Resmi Gazete’de yayınlanan tezkerede ise, Beşar Esad rejimi hakkında “Rejim sivillere yönelik saldırılarını ayrım gözetmeksizin ve her türlü ağır silaha başvurmakta beis görmeksizin sürdürmektedir. Ayrıca meşruiyetten yoksun iktidarını idame ettirebilmek amacıyla terör gruplarına destek vermekte, etnik ve mezhepsel aidiyetleri istismar etmek suretiyle toplumsal farklılıkları fiili çatışmaya dönüştürmeyi hedefleyen bir siyaset izlemektedir” denilerek Esad yönetiminin IŞİD’i var eden ortamı hazırladığı suçlaması yapılmıştır. 

Hatta AKP hükümeti, IŞİD ile fiili çatışmaları yürüten PKK’nin Suriye Kolu PYD’nin Eş Başkanı Salih Müslimle yaptığı görüşmede Salih Müslim’e Esad’a karşı savaşmaları şartını koştu. 

Ülkelerin tezkere tepkileri

Tezkerenin TBMM’de görüşüldüğü 2 Ekim akşamı, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nu telefonla arayarak, terörizmle mücadele konusunda alınan yöntemi eleştirerek mevcut durumu daha da karmaşık hale getirecek her türlü eylemden kaygı duyduklarını ifade etti. 

Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mikdad ise 3 Ekim’de yaptığı açıklamada Suriye topraklarına Türkiye tarafından yapılan askeri bir harekatı saldırı kabul edeceklerini söyledi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni de acil toplantı yaparak Türkiye'yi kınamaya çağıran Bakan Yardımcısı, Türkiye ve Suudi Arabistan'ın ülkelerine militan göndermeye devam ettiğini söyledi.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Türkiye'yi Suriye'ye askeri müdahalede bulunmaması konusunda uyardıklarını belirtti. 'İran'ın Kobani'ye silah yardımı yapıp yapmayacağı' sorusuna karşılık ise Abdullahiyan, "İran, teröristlerle mücadele için Suriye yönetimine verdiği destek çerçevesinde Kobani'deki Kürtlere yardım konusunda ne gerekiyorsa yapacaktır" yanıtını verdi.

Bütün bu gelişmelere karşın ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki ise, “Türk askeri girişimine yetki veren parlamento oylamasını memnuniyetle karşılıyoruz” açıklamasını yaptı

Eldeki veriler şunu gösteriyor: Suriye ve İran tezkereye karşı, ABD ise tezkereden memnun. Unutulmaması gereken bir nokta da Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Mesut Barzani de ABD’den yardım istiyor.

Eldeki veriler nettir. Bu tezkere ABD’nin çıkarları ve istekleri için kabul edilmiştir. ABD’nin çıkarları ve istekleri ise sadece bölgemiz değil tüm dünya halklarının düşmanıdır!

Ölen insanlar, yakılan Türk bayrağı ve Mustafa Kemal büstleri

Peki ölen insanlar, yakılan Türk bayrağı ve Mustafa Kemal büstleri ne olacak? Baştan söylemek gerekir ki, haklı taleplere ilişkin eylemlerde masum insanlara yönelik saldırılar tabii ki kabul edilemez. Çünkü bu tür eylemler, farklı mağduriyetler yaratır ve haklı talebe gölge düşürür. Hele de bu tavırlar, bir ülkenin bayrağı ve bir halkın sömürge karşıtı ilerici değerlerine yönelik saldırılarsa, kabul edilmesi asla mümkün değildir.

Fakat bu söylediğim ilkesel duruma, içinde bulunduğumuz süreçle ilgili bir not düşmek gerekir. IŞİD’in, Irak ve Suriye’de yaptığı katliama karşı çıkmak son derece haklı ve desteklenebilir bir söylemdir. Fakat, AKP hükümetinin esas sorununun Esad olması ve IŞİD’e karşı savaşan tek gücün PYD olması AKP hükümetinin işine gelmemiştir. Bu yüzden toplumda bulunan PKK antipatisini de kullanarak Hizbullahçıları ve Ülkücüleri silahlarla, kendi sivil milislerini palalarla ve polis güçlerini de TOMA ve Akreplerle bu haklı talebi dile getiren kitlelerin üzerine sürmek koşuluyla tepkileri terörize etmiştir. 

Başta Kürt Siyaseti olmak üzere, Kobanê’de yaşanan vahşete karşı duyarlı olan bütün kesimlerin bu konuda azami özeni göstermesi, bunu yaparken de bu vahşete karşı tepkilerini dillendirmeye devam etmeleri gerekmektedir. KCK ve HDP yetkililerinin de dile getirdiği üzere, Kürt halkına ve değerlerine destek istenirken, Türk halkının da değerlerine aynı saygı gösterilmek zorundadır.  



















Türk bayrağıyla “PKK kuyrukçuluğu”!

Bu süreçle ilgili, Halkın Türkiye Komünist Partisi(HTKP)’ne ve Fikir Kulüpleri Federasyonu(FKF)'na toplumun bir kesiminden yapılan eleştiri  PYD’nin Kobanê’yi savunmasına destek vermemiz ve tezkereye karşı çıkmamız gerekçesiyle “PKK kuyrukçuluğu” yaptığımızdı. 

Partimizin, Kobanê konusundaki bakışı, Merkez Komite Üyemiz Doğan Ergün’ün, “Ay yıldızlı bayrağını al, Kobane'yi savun!” başlıklı yazısındaki gibidir. Yazıda özetle şu ifadeler yer alıyor:  

“Cumhuriyetçi kardeşim sana sesleniyorum

Elinde ay yıldızlı bayrağınla sahip çıkarsan Kobane'ye, bir daha hiçbir provokatör yakmaya yeltenemeyecek o bayrağı...

Mustafa Kemal'in büstlerini yakanların elinden alacaksın o çakmağı...

Sen varsan ve sen varsın diye, kimse Amerika'dan medet ummayacak.

Bunu yapamazsan, bunu yapamazsak, işte o zaman kork.”

FKF Genel Başkanı Erçin Fırat ise konu hakkında, "Haziran direnişçisine mektup" başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıda, bayrak yakılması ile ilgili, "“Ama şimdi bayrak yakıyorlar” deme. Penguen medyasını iyi bilirsin, o sadece kendi istediklerini gösterir sana. Kulak asma, al bayrağını çık sokağa Haziran’daki gibi. Bu bayrak Haziran’da gericiliğin, AKP karanlığının karşısına dikildi yine dikilecek de!" ifadeleri yer aldı.
   
İki yazıda da açıkça Türk halkına yapılan çağrı, kendi sömürge karşıtı değerlerine sahip çıkıp onları öne çıkararak Suriye’deki Kürt kentlerinde yaşanan vahşete tepki göstermesidir. Bu da gayet insani bir çağrıdır. 

PKK, Türk bayrağı ile eylem çağrısı yapmadığı sürece HTKP’nin ve FKF'nin “PKK kuyrukçuluğu” yaptığını söylemek, Türkiye siyasi gerçekliğiyle bağdaşmayan bir söylemdir. Hem mevcut partimizin hem de devamı olduğumuz Gelenek Hareketi’nin PKK’ye yönelik eleştirileri ortadadır ve görmek isteyen herkes bunlara kolayca ulaşabilir.

Soner Bahadır

30 Ağustos 2014 Cumartesi

Erdoğan’ın “yemin”i ve Davutoğlu’nun “restorasyon”u

Tayyip Erdoğan’ın Çankaya Yemini’ni, Ahmet Davutoğlu’nun ise “yeni” kabine listesini okurkenki vücut halleri hükümetin psikolojik ve siyasi krizlerini gözler önüne seriyor.

Tayyip Erdoğan her ne kadar kendisini, “12 yılda 8 seçim kazanan lider” olarak pazarlasa da; siyasi olarak, kullandığı bu niteleme kadar güçlü konumda olmadığını çok iyi biliyor.

Haziran Direnişi gibi bir birikimi karşısına toplamış olmak, F Tipi Çete ile sürdürülen iktidar ortaklığının sona erdirilmesinin ardından bu ilişkinin iktidar çatışmasına dönmesi ve kendisini iktidara taşıyan uluslarası sömürücü güçlerin desteğinin eski kuvvetinde olmaması, AKP rejimini oldukça rahatsız ediyor.

Bu verilerin üzerine, bir de iç politikada geniş yoksul kesimlerin yaşamının sürdürülemez noktaya gelmesi ile Ortadoğu’da Ortaçağ gericiliğinin peşine takılan politikaların tıkanması sonucu batılan bataklığın Türkiye’yi de içine çekmesi AKP rejimini iyice sıkıştırmaktadır.

ÖSO ve IŞİD çetelerine yapılan destekle somutlanan Suriye odaklı Ortadoğu saldırılarının başarıya ulaşamadan doğal sınırlarına ulaşmasıyla birlikte Türkiye’de baş gösteren Suriyeliler sorunu, AKP’nin en büyük açmazlarından biri.

Açmaz kabinesi

Ahmet Davutoğlu tarafından açıklanan “yeni” kabine de bu açmaza alınan önlemin siyasal tepe kadrosunu oluşturuyor. AKP korosu çeşitli “kanallar”dan Davutoğlu’nun, “Gölge Başbakan” değil, “Güçlü Parti Başkanı, Güçlü Başbakan” olduğunu söylese de, açıklanan kabine hiç öyle gözükmüyor.

25 kişilik kabinede, 3 kişinin yer değiştirmesinden kaynaklı zorunlu değişiklik olmak üzere 6 makamın sahibinin ismi değişti. Eski kabineden geriye kalan 19 kişi ise yerini korudu.

İradi olarak değiştirilen isimler ise oldukça anlamlı. Tayyip Erdoğan’a en yakın isimlerden biri gözüken Emrullah İşler ve AKP rejiminin en önemli projelerinden müzakere sürecinin sorumlusu Beşir Atalay, Başbakan yardımcılığından uzaklaştırılırken; yerlerine Erdoğan’ın kendisinden sonraki adam olarak düşündüğü öne sürülecek kadar AKP içerisinde öne çıkan Numan Kurtulmuş ve Erdoğan’ın sadık kadrolarından Ali Babacan getirildi. F Tipi Çete’ye yönelik tasfiye operasyonuna destek vermeyen Hayati Yazıcı da “Davutoğlu restorasyonu”nda Gümrük Bakanlığı görevinden oldu.

Böylece AKP rejimi, kendi krizine karşı bir “sıkıyönetim” ilan etmiş oldu.

Tayyip Erdoğan, “devletin en tepesi"ne çıksa da, toplumsal temsiliyetinin kendi geçmişi açısından en düşük noktalarından birinde duruyor. Düşmeye yüz tutan bu toplumsal temsiliyetle, özel önlemler almaksızın o noktada kalamayacağı için iradi müdahalelerle özel ve kendisini sıkılaştırıcı(konsolidasyon) önlemler alıyor.

Bu durum AKP karşıtı mücadeleye de, özel ve kendisini sıkılaştırıcı iradi müdahalelerde bulunma zorunluluğu yüklüyor...

Soner Bahadır

1 Temmuz 2014 Salı

Korkuya mahal yok

Tayyip Erdoğan’ın Köşk Talibi olduktan sonra hutbe okuması; şeriat devletinin ilanı değil, kendi siyasi sıkışmışlığının ilanıdır.

Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanı Tayyip Erdoğan, talipliğinin ardından okuduğu hutbede, "Alemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun. Mülk'ün tek sahibi Allah'tır. Zaferin tek sahibi Allah'tır. Rabb'im senin iznin olmadıkça hiçbir şey hareket etmez. Ya Rabb, sana ve senin yarattıklarına yani halka hizmet için bir güzel yolculuğa hazırlanıyoruz. Bizi kibirden muhafaza et ya Rabb. Selçuklu Sultanı Alparslan gibi kefenimizi giyerek vazifeye soyunduk. Bu milleti zaferle müjdele ya Rabb! Amin. Amin. Amin" ifadelerini kullandı.

Recep Tayyip Erdoğan’ın mâlumun ilanından sonra okuduğu hutbe ise Türkiye’nin aydınlanmacı ve ilerici yüzünün bir kesimi tarafından “Şeriat devletinin ilanı” olarak yorumlandı.

Irak Şam İslam Devleti(IŞİD) isimli terör çetesinin Musul’u işgal ettikten sonra “İslam Devleti” ismini alması ve hilafet ilan etmesi, hilafeti ortadan kaldıran devrimin yaşandığı ülkenin aydınlanmacı ve ilerici yurttaşları olarak bilinçaltımızda duruyordu. Bu olaydan birkaç gün sonra kendine “Cumhurbaşkanı Adayı” diyen böyle bir adamın bu çeşit bir hutbe okumasının bu yoruma sebebiyet vermesi olağandır.

Faşizmin evrensel ilkesi

Fakat korkuya mahal yok. Bu hutbe sırasında alt tarafı içinde saklı tuttuğu müezzini ortaya çıkardı. Faşizmin evrensel bir ilkesi vardır. Faşizm, sıkıştığı zaman saldırganlaşır. Tayyiban Faşizmi de Çankaya Köşkü entrikalarına sıkışmıştır!

Türkiye’ye şeriatın gelmesinin mümkünatı yoktur. Buna ne Tayyiban Faşizmi’nin niyeti vardır, ne de Türkiye’nin aydınlanmacı, ilerici, yurtsever ve eşitlikçi yüzü buna izin verir! Bu hutbenin, Tayyip Erdoğan’ın içinde saklamayı beceremediği müezzin ruhunun basit bir Köşk Talipliği manevrası olmak dışında bir niteliği yok!

Mücadeleye omuz ver!


Müsadele safları yerli yerinde duruyor. Türkiye’nin aydınlanma ve eşitlik mücadelesi, bu mücadeleyi verecek aydınlık yüzleri iflah olmaz kurulu düzenin yedek güçlerinden kopup gerçek mücadele için emek vermeye çağırıyor! Bu mücadeleye omuz verdikçe Tayyiban Faşizmi de, BOP Eş Başkanlığı da yıkılacak!  

Soner Bahadır