logo

Birleşik Haziran Hareketi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Birleşik Haziran Hareketi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2016 Cumartesi

Ne emmeye ne gömmeye gelen “devrimciler”*

4 Ağustos 2016 İzmir Cumhuriyet ve Demokrasi Mitingi
CHP'nin “Cumhuriyet ve Demokrasi” mitinglerinin ardından Yenikapı'ya gitmeye karar vermesi üzerine CHP'nin mitinglerine katılanlara karşı ne emmeye ne gömmeye gelen bir “devrimci” güruh yine boy gösterdi. Bu güruh hakikaten “devrimcilik” yapmak istiyorsa, mitinglere gidenlere laf yetiştirmeye kullandığı enerjiyi, CHP'nin Sarayla uzlaşmacılığına karşı harcamalı.

Saray Faşizmi'nin, kendi ortağının acemi darbe kalkışmasının ardından tüm devlet olanakları seferber edilerek, bedava sucuk ekmek dağıtılarak, camilerden selalarla, türlü gerici ve yobaz propaganda söylemleriyle sokağa çıkarılan ve Haziran Direnişi'nde sokağa çıkan kitleyle kıyaslanamayacak kadar düşük olan bir kitle, Saray'ın ilan ettiği Olağanüstü Hal(OHAL) ile muhalefetin sessizliğinden ve hareketsizliğinden yararlanarak sokakta etkin gözüken bir pozisyon kazanmaya başlamıştı.

24 Temmuz'da İstanbul Taksim Meydanı'nda, 4 Ağustos'ta ise İzmir Gündoğdu Meydanı'nda CHP tarafından düzenlenen “Cumhuriyet ve Demokrasi” mitingleri, Haziran Direnişi'nde sokağa çıkan Saray karşıtı kitle açısından nefes alma ve moral kazanma şansı oldu. Bu mitinglerle birlikte, Haziran Direnişi kitlesi yeniden sokaklarda daha güçlü olduğunu gösterdi ve kendine geldi.

24 Ağustos 2016 İstanbul Taksim Cumhuriyet ve Demokrasi Mitingi(Fotoğraf: Meryem Yıldırım - İleri Haber)















“NE YAPMAMALICILAR”IN(1) TAKSİM'DE YEDİĞİ TOKAT

Haziran Direnişi devam ettiği sırada, Direniş'e katılan milyonlarla temas kuramayan ve bunun yollarını aramayı da reddeden ve kendi yetersiz siyaset tarzlarını sürdürmekte ısrar eden “ne yapmamalıcılar” iki mitinge de katılma kararı alan ve kendi halkıyla birlikte omuz omuza “Ne darbe ne dikta” diyen Birleşik Haziran Hareketi(HAZİRAN)'ne laf yetiştirme yarışına girdiler.

24 Temmuz Mitingi öncesi, Saray medyasının pompaladığı ve kendilerinin de Haziran Direnişi sırasında “Penguen medyası” olarak nitelendirdiği medyadan pompalanan AKP'nin de mitinge üst düzey temsilcilerden oluşan heyetiyle katılacağı ve miting kürsüsünde yer alacağı propagandasına yaslanarak, kuruluşunda yer aldıkları fakat içinden dağıtmayı başaramadıkları için ayrıldıkları HAZİRAN'a karşı politik bir linç kampanyasına giriştiler. Bu linç kampanyası, 23 Temmuz akşamı AKP'lilerin kürsüde yer almayacakları haberiyle ilk tokadı yedi. İkinci tokatsa miting günü alana girmeye çalışan 200 civarındaki AKP'linin alandan HAZİRAN'ın “Hırsız, katil Erdoğan” sloganlarıyla başlayan tepkiyle kovan miting katılımcılarından geldi.

İzmir Mitingi'ndeki kitle ise “CHP kuyrukçuluğu” korkusu ile bu eylemleri baltalamayı ve yerinde oturmanın teorisini üretenler içerisinde utanması olanın insan içine çıkmamasını gerektiren bir durumdu!

HAZİRAN'DAN “CHP KUYRUKÇULUĞU”NA BARİKAT!

HAZİRAN, bahsi geçen eylemlerden alnının akıyla ve eyleme katılan CHP kitlesinin, CHP merkezinin karşılamasına imkan olmayan talepleri konusunda en güven veren siyasal özne olarak çıkmıştır. Bu durum, 24 Temmuz sonrası düzenlenen tüm HAZİRAN toplantılarının eskilerine göre daha kalabalık ve daha beklenti dolu bir hale gelmesini sağlamıştır. Üstelik bunu başarabilen HAZİRAN, CHP'nin uzlaşmacılığını da görmezden gelmemiştir. CHP Genel Başkanı'nın Saray'ın davetine icabet etme kararı almasının ardından HAZİRAN net bir biçimde, “Taksim’de Gündoğdu’da Birleşenler AKP Diktasıyla Uzlaşmayacak. Kılıçdaroğlu, Yenikapı Mitingi’ne katılmaya 'evet' diyerek, gerçek demokrasiye ve laikliğe 'hayır' dedi. Taksim’e ve Gündoğdu’ya sırtını döndü, Erdoğan’ı sırtına almayı tercih etti. Kılıçdaroğlu bilmeli ki bu tercihinde yalnızdır”(2) diyerek “CHP kuyrukçuluğu”na karşı barikatı da kendi örmüştür!

CHP'NİN SOLCULARIYLA NE YAPACAĞIZ?

CHP mitingleriyle birlikte, “Ne yapmamalıcılar”ın yok olması için dua ettiği Haziran Direnişi dinamiğinin dimdik ayakta durduğu ve harekete geçecek bir odak aradığı bir kez daha ispatlanmıştır. Bu odağın CHP olamayacağı da HAZİRAN'ın özellikle Taksim Mitingi'nde alana yansıyan ve kürsüye de hem laiklik hem de darbenin yanında diktaya karşı durma vurgusunu yansıtan etkisi göstermiştir.

Haziran Direnişi dinamiği, AKP'yi eyleme yasakladığı ve üzerine OHAL ilan ettiği Taksim'den kovarak Taksim'in ve sokakların kendisinin olduğunu göstermiştir. Bu dinamik, yalnız kalan bir siyasi fraksiyonun “kitlesel bildiri dağıtımı” ile kandırılamaz!(3) Eğer bu kadar yapılanı beğenmiyorsan, daha iyi bir eylemin çağrısını yaparsın ve böyle bir eylem örgütlersin, biz de utanırız ve susarız. Ama bu kadar iş yapılırken yerinden kıpırdamadan oturuyorsanız, bu yüzden utanmanız gerekmektedir!

Bu yazıyı kendilerine yıllar önce sordukları bir soruyu hatırlatarak bitirelim. Yaklaşık 6 yıl önce kendileri, “CHP'nin 'solcuları' ne yapacak?” sorusunu sorup, yanıt vermeyip şöyle “akıl” dağıtarak yazılarını bitirmişlerdi:

“Türkiye solunu milliyetçilik ve liberalizm arasında sıkıştıran esas olarak CHP'dir. CHP'deki krizi ancak ve ancak milliyetçilik ve liberalizmle hesaplaşmaya dönüşürse sola yarayacaktır. 'Biz de Marksistiz' diyen CHP'liler… İşte zamanı… Ya "hizipler savaşı"na dahil olacak veya son tahlilde aynı kapıya çıkan milliyetçilikle liberalizm arasında tercih yapacaksınız ya da 'yeter' diyeceksiniz.”(4)

İşte HAZİRAN tam da bu beyfendinin sorduğu soruya vermediği yanıtın üreticisi olmaya taliptir. HAZİRAN; bu yanıtı kerameti kendinden menkul bir biçimde kendi başına üretemeyeceğinin farkındadır. HAZİRAN, bu sorunun yanıtını muhataplarıyla birlikte yan yana, omuz omuza vermenin yolunu aramaktadır.

Ayrıca HAZİRAN, bu soruya yanıt aramak isteyen herkesi de samimi bir şekilde yan yana ve omuz omuza olmaya çağırıyor!

*Yazının amacı, “sol içi polemik” yaparak bir örgütü hedef almak değil, bir politik tavrı eleştirmektir. Bu politik tavrı en radikal biçimde sürdürmesinden dolayı bir örgütün örnekleri kullanılmıştır.

(1)Kavramı ilk kullandığım yazı: Soner Bahadır, “Bozguncu komünistler ya da 'Ne yapmamalıcılar' ”, www.serbestats.blogspot.com.tr/2015/09/bozguncu-komunistler-ya-da-ne_87.html

(2)HAZİRAN, “Taksim’de Gündoğdu’da Birleşenler AKP Diktasıyla Uzlaşmayacak”, http://www.birlesikhaziranhareketi.org/kilicdaroglu-erdogana-evet-diyerek-laiklige-ve-gercek-demokrasiye-hayir-dedi/

(3)Komünist Parti'den İstanbul'da kitlesel bildiri dağıtımı www.haber.sol.org.tr/toplum/komunist-partiden-istanbulda-kitlesel-bildiri-dagitimi-163583

(4)Kemal Okuyan, "CHP'nin 'solcuları' ne yapacak?" www.haber.sol.org.tr/yazarlar/kemal-okuyan/chpnin-solculari-ne-yapacak-35385

Soner Bahadır

2 Mart 2016 Çarşamba

Erkan Baş: Erdoğan, ABD'den hilafet mührünü almaya çalışıyor

HTKP Genel Başkanı Erkan Baş, Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD'den hilafet mührünü almaya çalıştığını söyledi. Erkan Baş, AKP devrilmediği sürece Türkiye'nin hiçbir sorununun çözülemeyeceğini ve AKP'nin devrilmesinin tek yolunun cumhuriyetçiler ve Kürt emekçilerinin yan yana gelmesi olduğunu söyledi.

SONER BAHADIR

Halkın Türkiye Komünist Partisi(HTKP) Genel Başkanı Erkan Baş, Hayat TV'de Arif Koşar'ın moderatörlüğünü yaptığı “Ne yapmalı nasıl yapmalı?” programına konuk oldu. Erkan Baş programda; İleri Haber Genel Yayın Yönetmeni Can Soyer, BirGün Politika Editörü Uğur Koç ve Hayat TV Politika Editörü Cem Şimşek'in sorularını yanıtladı.

Erkan Baş, Suriye'deki savaşa yönelik olarak Suriye halkının savunması olmasaydı, Rusya ve İran'ın Suriye halkına destek vermeyeceğini ifade ederek, Suriye halkının direnişinin ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi(BOP)'ni bozduğunu belirtti. AKP'nin, Büyük Ortadoğu Projesi'ni Türkiye'de “Yeni Osmanlıcılık” olarak yansıttığını belirten Erkan Baş, BOP'un sorun yaşamaya başlamasıyla birlikte AKP'nin de sorun yaşamaya başladığını ifade etti.

“TÜRKİYE'DE IŞİD İKTİDARI VAR”

Erkan Baş, Türkiye'de IŞİD iktidarının olduğunu söyledi. Baş, “Türkiye'de halkın özgür seçimiyle belirlediği bir iktidar yok. İktidara her türlü savaş, baskı ve zorla el koymuş bir yapı var. Türkiye'de bir IŞİD iktidarı var. IŞİD'lileri alın hamama götürün, tıraş edin, Türkiye'ye bakan yapın, ortaya çıkacak görüntü budur” dedi.

“1 KASIM SEÇİMLERİ KAZLIÇEŞME MİTİNGİ'NE BENZİYOR”

Erkan Baş 1 Kasım seçimleri sonucunu, Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Haziran Direnişi sırasında Taksim'in direnişçilerin kontrolünde olduğu dönemde Kazlıçeşme'de yaptığı mitinge benzetti. Baş, “2007 yılında Cumhuriyet Mitingleri ile birlikte bu iktidara kitlesel bir tepki vardı. O dönem, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçildiği bir seçim yaşandı. Ama o dönemde önemli kitlesel tepkiler de vardı. 2009'da TEKEL direnişi yaşandı. Ya da çok uzağa gitmeyelim. 2 buçuk yıl önce Haziran Direnişi'nin yaşandığı günlerde Taksim'de büyük bir miting yapmıştık. Aynı dönemde Tayyip Erdoğan da Kazlıçeşme'de bizimki kadar büyük olmasa da önemli bir kitleyi konsolide eden bir miting yapmıştı. 7 Haziran'da biz Taksim'de miting yaptık; 1 Kasım'da Tayyip Erdoğan, Kazlıçeşme Mitingi gibi bir yanıt verdi” şeklinde konuştu.

“AKP; SIRADAN BİR PARTİ DEĞİL, BİR ÇETEDİR”

Erkan Baş, AKP'nin alışılagelmiş bir sermaye sınıfı partisi değil, Türkiye'yi bir noktaya götüren bir çete olduğunu söyledi. Baş konuyla ilgili görüşlerini, “Tayyip Erdoğan, bir düzeyde tabii ki emperyalizmin piyonu. Ara sıra ufak çelişmeler yaşansa da ABD emperyalizmi ile farklı noktalara çıkabilecek bir parti değil. Ama AKP, basit bir sermaye partisinin üstlenebileceğinden fazlasını üstlendi. Karşımızda belli bir ajandası olan bir çete var. Bu çete belli bir ajandayla Türkiye'yi bir yerlere götürüyor. Bunu görmemiz lazım. Bu önemli bir durum” ifadeleriyle dile getirdi.

“LAİKLİK, KAZANILMASI GEREKEN BİR MEVZİ”

Erkan Baş, Türkiye'de laikliğin yeniden kazanılması gereken bir mevzi olduğunu belirtti. Baş, “Türkiye, geçmişte devrimciler için kağıt üzerinde de olsa laik bir ülkeydi. Bugün Türkiye'nin laik olduğunu kim söyleyebilir? Bir zamanlar laik ülkede türbanlı memur mu olur diye tartışıyorduk. Bugün biz laik bir ülkeyiz, hepimiz türban takmak zorunda değiliz diye tartışıyoruz. Bu yüzden laikliğin, kazanılması gereken bir mevzi olduğunu düşünüyoruz aynı zamanda. Bu açık bir rejim değişikliğidir. AKP/Saray Rejimi dediğimiz bu” ifadelerini kullandı.

“AKP, TASMASI OLDUĞU İÇİN TASALI”

Erkan Baş, AKP'nin ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarları için fazla ön plana çıktığını, ABD'nin geriye çekilmesinden dolayı sıkıntı yaşadığını ifade etti. Erkan Baş şunları söyledi: “AKP, ABD'nin bölgeyi düzenleme projesinin ürünü bir partidir. AKP, ABD'nin projesini en iyi yapacak aktör olarak kendini öne attı. AKP, bugün tasması olduğu için tasalı. Sizin tasmanızı elinde tutan geri çekilirse o tasma boğazınızı sıkar.”

“HİLAFET MÜHRÜ ABD'NİN ELİNDE”

Erkan Baş, AKP'nin Kürt halkına yönelik savaş politikalarının toptan bir Kürt alerjisi içermediğini, AKP'nin Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ile daha sıcak, Suriye'nin kuzeyinde IŞİD ile savaşan PYD'ye karşı ise düşmanca bir siyaset izlediğini hatırlattı.

Konuşmasının çeşitli noktalarında AKP'nin iç siyasetle dış siyasetin kesiştiği noktalardan hareket ettiğini vurgulayan Erkan Baş, son dönemlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ve AKP'nin Türkiye'yi Suriye'de bir savaşa sokabileceği ihtimali sorulmasının üzerine ise, “Bir deyim vardır delidir ne yapsa yeridir diye. Ben bu soruya böyle yanıt vermek istiyorum. Tayyip Erdoğan hakkında 1. Dünya Savaşı'ndaki Enver Paşa benzetmesi var ya. Hakikaten gerçekliği okuyamıyor. Kendini halife olarak görüyor ama mührün ABD'de olduğunun farkında. ABD'nin mührünü alabilecek tek kişi olduğunu düşünüyor ve dış siyasette ABD'yi mührünü almaya ikna etmeye çabalıyor” yanıtını verdi.

“TÜRKLER VE KÜRTLER YAN YANA GELMEDEN AKP'Yİ YENEMEYİZ”

Erkan Baş, Türkiye'nin AKP iktidarını devirebilmesini yolunun cumhuriyetçi çevrelerle Kürt yoksullarının yan yana ortak düşmana karşı hareket etmesi olduğunu ifade etti. Erkan Baş, “AKP ne zaman bir tepkiyle karşılaşsa Kürt halkına savaş açıyor. İnsanlar açken sen bunu vatanın için yapıyorsun diyerek insanları geçici bir süre ikna edebilirsin ama bu savaşın etkisi ülkenin tamamını etkilemeye başladığı zaman bunun altından kalkamazsın” şeklinde konuştu.

Gezi Parkı eylemleri sürdüğü dönemlerde “Kürtler nerede?” sorusunun sorulmasının hatırlatılması üzerine Erkan Baş; bu sorunun haklı bir soru olduğunu, fakat aynı sorunun bugün de Kürt illerinden Türkiye'nin batısındaki halklar için sorulduğunu belirtti. Erkan Baş çözüm önerisini ise şöyle açıkladı: “Orta düşmana karşı hareket ettiğimizde kardeşliğimizi de kazanıyoruz. Kürt siyasetine ilişkin Gezi sürecinde 'Kürtler nerede?' diye soruldu. Bu sorunun kısmi haklılık payı da var ki kendileri de kabul ettiler. Kürt emekçileri ve yoksulları da bir savaşa maruz kaldıklarına aynısını soruyor. Demek ki Türk emekçileri ve Kürt emekçileri yan yana gelmeden bu iktidarı yenemeyeceğimiz ortaya çıkıyor.”

“ÖZERKLİĞİ TARTIŞABİLECEĞİM ORTAMI ARIYORUM”

Erkan Baş, Kürt Sorunu'nda gündeme gelen özerklik tartışmalarına da değindi. Erkan Baş, kendilerinin özerklik konusuna sınıfsal ve üretim araçlarının mülkiyeti açısından baktıklarını belirtti. Baş, bu noktada özerkliğin bölgesel asgari ücret gibi adaletsizliklere sebep olabileceği ve sermaye sınıfının daha rahat hareket etmesine sebebiyet verebileceği uyarısında bulundu.

Erkan Baş, bu değerlendirmelerinin ardından ise henüz Türkiye'de özerkliğin tartışılabildiği bir ortamın olmadığını dile getirerek, “Bugün ölen 7 günlük insanlar var. Umarım yakın bir gelecekte bir barış ortamı sağlanır da bu tartışmayı yapabiliriz” dedi.

Erkan Baş bu konu hakkında, Türk ve Kürt emekçilerinin eşit haklara sahip ortaklığını hedeflediklerini ve bu noktada Kürt halkına herhangi bir dayatmanın yapılmasını kabul etmeyeceklerini ifade etti.

BİRLEŞİK HAZİRAN HAREKETİ VE CERATTEPE


Aynı zamanda Birleşik Haziran Hareketi(HAZİRAN) Türkiye Yürütmesi Üyesi olan Erkan Baş, programın sonunda HAZİRAN ile ilgili de konuştu. Recep Tayyip Erdoğan'ın Anayasa Mahkemesi kararını tanımadığını ifade eden sözlerini hatırlatan Baş, “Türkiye Cumhuriyeti protokolünün 1 numarası Anayasa Mahkemesi kararını tanımıyorum dediği andan itibaren halka da bu hak doğuyor. Cerattepe'de hukuki süreç bitene kadar dokunulmayacak dendi. Eğer o hukuki süreç, Cerattepe halkının taleplerini yansıtmazsa o kararı tanımama hakkı doğmuştur. Burada fiili mücadele gerekliliği ortaya çıkar. Birleşik Haziran Hareketi, yerel meclisleriyle bu mücadelenin aracı olmaya çalışacak” şeklinde konuştu.

27 Eylül 2015 Pazar

Birleşik HAZİRAN: Fiili rejimi fiili örgütlülüğümüzle yıkacağız!

Fotoğraf: Süha Küçük/İleri Haber
HAZİRAN Türkiye Yürütmesi Üyesi Erkan Baş, 1 Kasım seçimleri için, "Fiili rejim yaratmak isterlerse fiili örgütlülüğümüzle yıkacağız" dedi.

SONER BAHADIR

Birleşik HAZİRAN Hareketi(HAZİRAN) Okmeydanı Meclisi, AKP'nin savaş ve baskı politikalarına karşı Sibel Yalçın Direniş Parkı'nda bir etkinlik düzenledi.


ERKAN BAŞ: YARALI BİR HAYVANIN SALDIRGANLIĞI VAR

HAZİRAN Yürütme Kurulu Üyesi Erkan Baş, "Karşımızda güçlü bir diktatörün bir halkı ezme çabası değil, yaralı bir hayvanın korkuyla saldırısı vardır. Bize düşen Saray'da tek başına kalan diktatörü kulağından tutup devirmektir" dedi.

Erkan Baş, Rojava'da IŞİD'e karşı savaşırken hayatını kaybeden Aziz Güner'in yaptığı gibi dünyanın neresinde ezilenler zulüm görüyorsa o zulme karşı verilen mücadelenin yoldaşı olmak gerektiğini vurguladı.

Baş, "Biz AKP'nin seçimi kaybettikten sonra pılını pırtını toplayıp gitmeyeceğini biliyoruz. Ama biz AKP'yi sandıkta da yenmenin önemini biliyoruz. Seçim yaptırmayıp fiili yönetim mi yaratmak istiyorlar? Fiili örgütlülüğümüzle yıkacağız! Seçim yapıp hırsızlık mı yapmak istiyorlar, fiili örgütlülüğümüzle engelleyeceğiz. Seçim yapıp sonuçlarını mı yok sayıyorlar, fiili örgütlülüğümüzle seçim sonuçlarına boyun eğdireceğiz" dedi.

ALPER TAŞ: VATAN SOL OLSUN!

Birleşik HAZİRAN Hareketi Türkiye Yürütmesi Üyesi Alper Taş ise, " Vatan sağolsun diye diye gencecik fidanlarımız toprağa düştü. Bu yüzden diyoruz ki vatan sağ olmasın, vatan sol olsun" dedi.

Alper Taş, "Demokratik özerklik, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkının ülkemizdeki yansımış halidir. Fakat demokratik özerklik, silahla elde edilemez. Bunun için devrimci halk savaşına gerek yoktur. Biz silahların susmasını istiyoruz. Demokratik özerkliği demokratik bir şekilde tartışmalı ve kurmalıyız. Vatan sağolsun diyerek gencecik fidanlarımız toprağa düşüyor. Bu yüzden diyoruz ki vatan sağ olmasın, Vatan sol olsun!" ifadelerini kullandı.

FİLİZ KERESTECİOĞLU: O BARIŞ BU ÜLKEYE GELECEK! 

HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da aynı etkinlikte, "O barış bu ülkeye gelecek" dedi.

Filiz Kerestecioğlu, "Kürt sorununa demokratik yollardan çözüm arayan Partimiz'i bir suç örgütü gibi göstermeye çalıştılar. Biz ise asıl suç örgütüne karşı demokratik siyaset yapmanın yolunu aradık. Şimdi ısrarla söylüyoruz: O barış bu ülkeye gelecek!" ifadelerini kullandı. 

Etkinlikte Erdal Bayrakoğlu, Adalılar ve Tolga Sağ da sahne alarak şarkılarını seslendirdi. 

14 Eylül 2015 Pazartesi

Birleşik HAZİRAN Hareketi gözüyle Cizre

HAZİRAN Türkiye Yürütmesi Üyesi Erkan Baş, Cizre ziyareti sırasında “Kürt yoksullarının barış elinin havada kalmamaması çok önemli. Güçlü bir Barış-Kardeşlik inisiyatifi geliştirmemiz gerekiyor” dedi.

Birleşik HAZİRAN Hareketi(HAZİRAN) Türkiye Yürütmesi üyelerinden oluşan Şırnak'ın Cizre ilçesinde yaptıkları gözlemleri Twitter üzerinden paylaştı.

Erkan Baş, madddeler halinde gözlemlerini ve çözüm önerilerini paylaştı. Baş'ın mesajları şu şekilde:

Cizre'de gördüklerimizi anlatmak gerçekten hiç kolay değil. Sadece bir kaç noktayı vurgulamak istiyorum.

1- Cizre'yi görmeyen Filistin-Kobane benzetmelerini abartılı bulabilir ama özellikle Nur ve Cudi Mah. açık bir devlet terörü yaşanmış.

2-Halk, örgütlü davranarak ağır saldırılara karşı önemli bir direnişle, örgütlü-birleşik bir halkın yenilmeyeceğini bir kez daha göstermiş

3-Kürt yoksullarının barış elinin havada kalmamaması çok önemli. Güçlü bir Barış-Kardeşlik inisiyatifi geliştirmemiz gerekiyor...

4-Cizre'de yaşanan saldırılar RTE'nin bütün Türkiye halklarını teslim almak için uyguladığı planın bir parçası. Buna izin veremeyiz..

5- Cizre'nin yaralarını sarmak ve Saray'daki diktatöre hak ettiği yanıtı vermek ortak sorumluluğumuz...

6-(son) Kardeşlik zor zamanlarda birlikte olmaksa bu gün Türk ve Kürt emekçilerinin ortak düşmana karşı birlikte dövüşmesi çok daha önemli.

Alper Taş ise Cizre'de kuşatmanın ardından harabeye dönen şehrin fotoğraflarını paylaştı. Taş'ın paylaştığı kareler:













24 Mart 2015 Salı

HAZİRAN’ın seçim kararının anlamı

HAZİRAN aldığı seçim kararıyla, bağımsız devrimci bir özne olmanın dayanışma içerisinde olmaya engel olmadığını ortaya koydu.

2015 Genel Seçimleri yaklaşırken muhalefet hattında en çok merak edilen konulardan biri Birleşik Haziran Hareketi(HAZİRAN)’nin seçimde ne yapacağına dair alacağı karardı. Öncelikle, bir sol özne olarak  HAZİRAN’ın bu merakı uyandırabilmesi, önemli bir yol aldığının göstergesidir.

Yerel  meclislerde 1 hafta süren tartışmaların ardından sunulan raporlar ışığında 3 Mart’ta HAZİRAN Yürütme Kurulu, HAZİRAN’ın merkezi seçim politikasını açıkladı.(1) Bu açıklama tabii ki başta HAZİRAN’ın kendi bileşenleri olmak üzere kimseyi yüzde yüz memnun etmedi. Etmesi de beklenemezdi. Çünkü HAZİRAN; birbirinden siyaseten çok farklı düşünen, farklı öncelik ve yöntemleri olan birçok örgütün bir araya gelmesiyle oluşturduğu çekim alanının örgütsüz aydınlar ve yurttaşlarla buluşmasıyla oluşan bir yapı. Bu kadar farklı yaklaşımın, birkaç ay içerisinde hem de seçim gibi kritik bir başlıkta tek parça bir siyaset üretmesi pek mümkün değildi. Bu noktadan bakıldığında HAZİRAN Yürütme Kurulu’nun açıkladığı karar, HAZİRAN için en olabilir karardı.

HAZİRAN, “Birleşik Haziran Hareketi’nin Seçimlere yönelik, başta CHP ve HDP olmak üzere, hiç bir kesimle parlamentoda temsiliyet kaygısı üzerinden bir müzakeresi söz konusu değildir. Birleşik Haziran Hareketi’nin kendi dışındaki sol kesim ve partilerle ilişkilerindeki temel duyarlılığı Gezi milyonlarının sorun, talep ve beklentileridir” diyerek hem HAZİRAN’ın karakterini yansıtmış hem de HAZİRAN’ı ucuz seçim oyunlarından korumuştur.

Aynı açıklamada yer alan, “Birleşik Haziran Hareketi, seçim süreci ve sonrasında bu konumunu korumak konusunda kararlıdır. Ancak bu bağımsız duruşun bir gereği olarak, altını çizdiğimiz toplumsal talepleri inandırıcı biçimde sahiplenen güçlerle seçim sürecinde dayanışma içinde olacağımızı da kamuoyu ile paylaşıyoruz” ifadeleri ise HAZİRAN’ın seçimi görmezden gelmesini engellemiş, HAZİRAN’ın siyasetin her sahasında dayanışmacı bir bakış açısıyla var olacağını göstermiştir.

Açıklamanın sonunda yer alan, “İçine itildiğimiz karanlıktan rahatsızlık duyan geniş halk kesimlerini, seçim ve ötesine geçen bir mücadeleyi birlikte vermek için, Haziran Meclislerimize davet ediyoruz” çağrısı ise artık HAZİRAN’ın Türkiye siyasetinde hesaba katılması gereken bir aktör olduğunu ortaya koymuştur.

Artık elimizde emekçi halkımızın kendini yönetmesini sağlayacak bir aygıt bulunuyor.  Önümüzde bu aygıtı güçlendirerek hedefe doğru yönlendirme görevi duruyor. Yaklaşık 2 yıl önce, dağınık halde ülke gündemini belirleyen ve AKP faşizmini durduran milyonların kendi kaderlerini ellerine alarak hasretini duydukları kardeşçe, eşitlikçi ve emek eksenli bir ülkeyi inşa etmesi için elinde imkan mevcut. 

Yeter ki, HAZİRAN'ın bazı bileşenlerini bütünden ayırıp HAZİRAN'ı bir yerlere iltihak etmeye çalışmayalım ve "siyasi boşluk yaratarak" o boşluğu doldurmak adına şark kurnazlıkları yapmayalım!

Haziran Direnişi’ndeki barikat yoldaşlığını, HAZİRAN ile siyaset ve kader yoldaşlığına çevirme vakti! 

(1) Birleşik Haziran Hareketi Yürütme Kurulu, “Birleşik Haziran Hareketi’nin 7 Haziran Genel Seçimlerine Yönelik Kamuoyuna Duyurusu”, http://birlesikhaziranhareketi.org/hazirandan-secime-iliskin-aciklama/


Soner Bahadır   

26 Şubat 2015 Perşembe

CHP, HDP ve HAZİRAN ittifakı

İttifak; ortak düşmana karşı, ortak ihtiyaçlar doğrultusunda ve ortak ilkeler etrafında yapılır.

İnsanlık tarihinin temel ilkelerinden biridir: İcat, ihtiyaçtan doğar. Faşizanlığının dozajını arttıran AKP iktidarına karşı tepkisi de aynı oranda keskinleşmeye başlayan toplumsal muhalefetin iktidar olmaya ihtiyacı vardır.

Bu ihtiyaç doğrultusunda ortaya atılıp en çok tartışılan “icat”lardan biri de Cumhuriyet Halk Partisi(CHP), Halkların Demokratik Partisi(HDP) ve Birleşik Haziran Hareketi(HAZİRAN) arasında seçim ittifakının yapılması.

Hatta HAZİRAN’ın yerel meclislerinin hepsinde bu hafta bu konu tartışılıyor ve yerel meclislerdeki tartışmaların sonunda oluşturulacak raporlar haftasonu HAZİRAN Yürütme Kurulu tarafından değerlendirilecek ve HAZİRAN’ın merkezi seçim tavrı belirlenmiş olacak.

Dayanışma ve ittifak

Baştan belirtmek gerekiyor ki; kimsenin ırkına, dinine, diline, cinsine ve mensubu olduğu örgüte bakmaksızın yan yana gelen ve siyasi kültürümüze “dayanışma” kavramını radikal bir etkinlikle sokan Haziran Direnişi’ni var eden insanları örgütlü bir çatı altında mücadele etmeye çağıran HAZİRAN, kafadan kimseyle ittifak yapmayacağız diyemez. Çünkü Haziran Direnişi tam da “5 benzemez”in yan yana geldiği bir direniştir.

Fakat karşımızda, aynı zamanda bu “5 benzemez”in herhangi birine ikna olup onun arkasında saf tutmaya yanaşmayan ciddi de bir toplam var. O zaman bu “5 benzemez”in önünde; parklarda, meydanlarda ve sokaklarda gösterilen dayanışmanın bir “ittifak”a dönüştürülmesi gibi bir görev duruyor.  Bu noktada, yazının girişinde yaptığım ittifak tarifi bize yol gösterici durumunda.

Düşmanlar, ihtiyaçlar ve ilkeler

Bu rehberlik doğrultusunda incelemeye tartışmada taraf olduğum HAZİRAN’dan başlayayım. HAZİRAN’ın düşmanları; küresel ve yerel sermaye egemenliği(emperyalizm ve kapitalizm) ve dinci gerici faşizmdir. İhtiyaçlarımız; emeğin, laik bir bakış açısıyla egemen olmasıdır. İlkelerimiz ise; antiemperyalizm, kamuculuk, eşitlikçilik, laiklik, aydınlanmacılık ve kardeşliktir.

CHP’ye baktığımızda ise sadece söylemsel bir Recep Tayyip Erdoğan ve kabine düşmanlığı görüyoruz. Bu göstermelik düşmanlığa karşı CHP’nin ihtiyaçlar listesinde Mustafa Sarıgül, Mansur Yavaş, Ekmeleddin İhsanoğlu, Mehmet Bekaroğlu ve Murat Özçelik’i görüyoruz. CHP’nin ilkeleri ise Adnan Menderes’in ve Turgut Özal’ın mezarlarına çiçek bırakmak ve ABD’nin yeni partnerliğini görüyoruz.

Konunun en tartışmalı tarafı ise kuşkusuz HDP. HDP konusunda baştan söylememiz gereken bir konu var. HDP, seçime parti olarak girme kararını alırken HAZİRAN’a sormamıştır. Dolayısıyla HDP’nin barajı geçememesi gibi bir durumda HAZİRAN’ın zerre kadar vebali ve sorumluluğu olmayacaktır. Bu yüzden HDP de incelemeye başlarken tarif ettiğim göstergeden bağımsız bir pozisyonda değildir.

HDP’nin düşmanı; Kürdistan coğrafyasını paylaşan 4 ülkenin –hükümetlerinden ve çoğunluk olan halklarından bağımsız olarak- ulus devletleridir. İhtiyaçları; dünya siyasetinin şekillendiği bölge olan Ortadoğu’nun kritik bir coğrafi bölgesinde yer almalarından kaynaklı, bu siyasete etkin bir aktör olarak katılma ve Kürt kimliğine bir statü kazandırma. İlkeleri ise AKP’yi islamcı gerici faşistlikle suçlamamak ve bin yıllık islam kardeşliği bayrağı altında Kürt sorununu çözmektir.

İttifak mümkün mü?

Yukarıdaki çözümleme bize gösteriyor ki, bu 3 odak arasında herhangi bir ortak düşman, ortak ihtiyaç ya da ortak ilke bulunmamaktadır. Bu yüzden bu 3 odak arasında herhangi bir ittifak zemini de bulunmamaktadır.

Bu noktada sorulması gereke bir başka soru daha mevcut. HAZİRAN, bir haftasını ayırıyor seçim gündemine. Bu bir haftanın ana ekseni de CHP ve HDP ile ittifak yapılıp yapılmaması. Biz kendi aramızda gelin güvey oluyoruz da, herhangi bir CHP ya da HDP örgütü kendi içinde HAZİRAN ile ittifak yapma ihtiyacı duyup bunun zemini üzerine bir tartışma yürütüyor mu?(Tepedeki birkaç kişiden bahsetmiyorum) Eğer HAZİRAN, böyle bir ihtiyaç olarak kendini kabul ettiremediyse zaten bu iş olmaz.

Felaket senaryoları

CHP ve HDP saflarından, bu ittifakın olmaması durumunda oluşabilecek kuvvetli “felaket senaryoları” da yükseliyor.

CHP saflarından yükselen “felaket senaryosu”; Recep Tayyip Erdoğan’ın 400 milletvekili çağrısı yaptığı, bunun gerçekleşmesi durumunda Anayasa’nın değiştirilerek Başkanlık Sistemi’nin getirileceği, parlamentonun feshedileceği, seçimlerin iptal edileceği ve açık faşizmin ilan edileceği.

HDP saflarından yükselen “felaket senaryosu” ise, HDP’nin baraj altı kalması durumunda açılım sürecinin sekteye uğrayacağı, Kürt sorununda “90’lı yıllara” dönüleceği.

Bugün; Recep Tayyip Erdoğan’ın adından sonra en iyi bildiği şey, AKP’nin 2015 seçimlerinden 400 milletvekili çıkaracak kadar oy alamayacak olduğudur. Bu yüzden kendi şirketleri olan Gezici Araştırma Şirketi bile AKP’nin oyunun yüzde 39 olduğunu söylemiş, bu yüzden AKP faşizminden payına düşeni almıştır.

HDP ise açılım sürecini küresel sermaye egemenliği ile uzlaşı pazarlığı olarak yürütmekte ve siyasi doğrultu olarak zaten Türkiye emekçilerinden farklı bir kader kendine tayin etmiş durumdadır. Bir “çekince” olarak sunulan, şiddetin tırmandırıldığı kaotik bir dönem olan “90’lı yıllara dönüş” ifadesi ise açık bir tehdittir. Bu tehdidin ise devrimci siyasetle bağdaşmayacağını söylemeye gerek bile duymuyorum.

Ne yapmalı?
     
Peki seçimlerde ne yapmalı? Öncelikle seçimlere, “Parlamento’nun meşruiyeti” ya da “Parlamento’nun yeterliliği” gibi kriterlerle bakıp seçimi önemsizleştirmek ve gündem dışına itmek siyasi intihar olur.

Türkiye gibi seçimlerin önemsendiği bir ülkede bu ülkenin evlatları olan devrimcilerinin seçimlere yönelik söyleyecek sözü olmak zorundadır. Kimse merak etmesin; biz o Parlamento’ya girersek kimse bizim kafamızı yarıp, merdivenlerden aşağı atamaz. Çünkü biz, “Patron vekillerin ceketli siyaseti”(1)ni yapmıyoruz. Biz siyaseti, sokaktan Meclis’e taşımayı hedefliyoruz. Türkiye İşçi Partisi(TİP)’nin 15 milletvekili ile  bütün parlamentoyu sallamasının tarihsel mirası belleklerimizde duruyor.

Daha önceki bölümlerde tahlilini yaptığım üzere Parlamento’daki partilerle ittifak yapmanın mümkünatı yok. O zaman HAZİRAN kendi ilkelerini, taleplerini ve siyasetini örgütlenerek güçlendirmeye çalışmaları ve kendi adaylarını ortaya koymalıdır.

Ama bu ülkenin devrimcilerinin tek sözü de seçim olmamalıdır. Çünkü Haziran Direnişi’ni var eden Türkiye’nin aydınlık yüzünü hiçbir sandığa sığdıramazsınız. 7 Haziran 2015 tarihi HAZİRAN için, sadece önemli tarihsel bir uğraktır. 8 Haziran tarihinden itibaren ne yapması gerektiğine dair daha pratik yol gösterecek bir uğraktır.

Ama bugünden itibaren hiçbir durak dinlemeksizin yapmamız gereken Haziran Direnişi’ndeki gibi “faşizme karşı omuz omuza” olmaya çalışmaktır. İlk sureti “İç Güvenlik Paketi” olarak bilinen faşizme karşı “safları sıklaştırmak” gerekmektedir. Çünkü;

BİZİ KAVGAYA DAVET EDİYORLAR
DAVETLERİ KABULÜMÜZDÜR

BU KAVGA HÜRRİYET KAVGASI!       

(1)Bu tanımlama can dostum Süha Küçük’e aittir.

Soner Bahadır

20 Ocak 2015 Salı

HAZİRAN neye karşı, nerede birlikteliğe çağırıyor?

HAZİRAN, yalnızca gericiliğe, zulme ve savaşa, kısaca sermaye hakimiyetine karşıdır. HAZİRAN, bunlara karşı Haziran Direnişi birikiminin meyvesi olan Taksim Komünü pratiği etrafında birlikteliğe çağırıyor.

Küresel siyasette ve küresel siyasetin hakim güçlerinin bölgemiz üzerindeki siyasetlerinde ciddi bir yeniden yapılanmanın içerisinden geçiyoruz. Ülkemiz de bu yeniden yapılanmadan nasibini alıyor. Bu noktada Haziran Direnişi ülkemizdeki en büyük muhalefet hattını oluşturuyor.

Haziran Direnişi böylesine büyük bir güç olmasına rağmen, tek eksikliğinin örgütlü bir yapısının olmaması olduğu konusunda bugün bile herkes hemfikirdir. Bazı örgütler aksini söylese de ya da aksi yönde hareket etse de; Haziran Direnişi üzerine hemfikir olunacak bir diğer nokta da, belli başlı siyasi ilkeler belirgin bir biçimde öne çıksa da hiçbir siyasal ideolojinin, örgütün ya da toplumsal kesimin tek başına rengini çalamadığı ve hakimiyet kuramadığıdır.

İşte Birleşik Haziran Hareketi(HAZİRAN), bu renkli, dinamik ve dağınık muhalefete kendi örgütünü kurma çağrısı yaptı. Bu yüzdendir ki, fiili eylemlilik günlerde Dünya gündemine oturan ve kendi toplumsal ve siyasi kültürünü yaratan bu kitleler, bir araya gelerek ülke gündemine de geldiler.

Siyaset arenasına çıkalı kısa bir süre olmasına rağmen HAZİRAN’a yöneltilen eleştiriler, HAZİRAN’ın ses getirmeye başladığını ve amacına ulaşma yolunda emin adımlar attığını gösteriyor.

Sabah’ın AKP tetikçilerinden Engin Ardıç’ın AKP’nin HAZİRAN korkularına tercüman olan yazılarıyla başlayan saldırılar, Halkların Demokratik Partisi(HDP)’nin Kürt Siyaseti dışında kalan temsilcilerinden gelen “HAZİRAN, HDP’ye karşı kurulan ve Kürt Siyaseti’ne düşman bir yapıdır” diye özetleyebileceğimiz bir perdeden gelen söylemlerle devam etti. Konuyla ilgili HAZİRAN’ın merkezindeki isimlerden yanıt geldiği için bu konuda bir yanıt vermeyeceğim.

HAZİRAN’a yönelik eleştiri kervanına toplumun farklı bir kesimini yansıtan, Haziran Direnişi’ne fiilen katılmış ve benim de arkadaşım olan Türkiye Gençlik Birliği(TGB) İstanbul İl Başkan Yardımcısı Erkin Öncan da katıldı.(1) Gelen eleştirilerin politik temellere dayanan ve dostane bir içeriğe sahip olması bu yazıyı dikkate alınır hale getiriyor.

Taksim Komünü pratiğine göre “birliktelik”

Erkin dostumun yazısı, klasik bir siyaset teorisi girizgahı ile başlıyor. Erkin dostum daha sonra ilk sorusunu soruyor: “Birlik: Kime göre? Neye göre?” Son derece yerinde olan bu soruyu sorarken Erkin dostum şu ifadeleri kullanıyor: “Kime göre birlik? Sorusu kaçınılmaz olarak ‘kimin ideolojisinde birlik?’ şeklinde görülmektedir."

Erkin dostum, yazısının başlığında doğru kavramı kullanarak “birliktelik” ifadesini kullanmasına rağmen, Hareketimiz’e yönelik sorusunda yanlış bir kavram kullanarak “birlik” kelimesini kullanmış. Erkin dostum nezdinde tüm merak edenlere söyleyeyim ki HAZİRAN, bir “birlik” değil, “birliktelik”tir. Bu noktadan hareketle söyleyebiliriz ki Erkin dostumun “Kimin ideolojisinde birlik?” sorusu boşa düşmüştür. Çünkü birliktelikler bir ideoloji etrafında değil, siyasal ilkeler etrafında yapılır. HAZİRAN’ın hangi ilkeler etrafında toplandığı ise HAZİRAN Türkiye Meclisi 1. Toplantısı Kararları’nda  duyurulmuştur.(2) Kısaca bu soruya yanıt vermek gerekirse HAZİRAN, Haziran Direnişi’nin birikimi ve bu birikimin meyvesi olan Taksim Komünü pratiği temelinde bir birlikteliğe çağırıyor.

“Mustafa Keser’in askeri”ni ne yapacağız?

Erkin dostum, HAZİRAN’a omuz veren diğer örgütleri ve örgütsüz aydınları ve Haziran Direnişi’nde barikatlarda direnen örgütsüz yurttaşları es geçerek HAZİRAN’ı “HTKP ve ÖDP birlikteliği”ne indirgemiş. HAZİRAN’ın merkezindeki farklı siyasal örgütlerden isimleri bu tür yaklaşımları kesinkez reddeden açıklamaları çokça kez yaptığı için bu yaklaşımı reddettiğimizi net bir biçimde söyleyebiliriz. Bu söylemimizin en temel göstergesi de hiçbir parti merkezinin ya da binasının HAZİRAN için kullanılmamasıdır.

Erkin dostum bu indirgemesinin ardından, HTKP ile ÖDP’nin birbiriyle dost ve eylem birlikteliği olan partiler olduğunu belirterek “Neden HTKP – ÖDP birlikteliği değil de, yeni bir yapı ihtiyacı duyuldu?” sorusunu soruyor. Bu soruya da şu yanıtı veriyor: “Cevabını biz verelim. Böyle bir yapıyı ihtiyaç olarak bu iki siyasi partinin önüne koyan şey tam da yukarıda bahsettiğimiz, ‘yüzü sola dönük Atatürkçü, aydınlanmacı, laik kitle’ ve bu kitleyi örgütleyebilmeye yönelik karşılaşılan zorlukların üzerinden atlama çabası.”

Erkin dostum, bu soru ve cevabının ardında yatan asıl niyetiyse şu siyasi tahlille ortaya koyuyor: “Kaynağını burjuva demokratik devrimlerinde bulduğumuz ‘laiklik’, sosyalist devrimcilerin ideolojisinde salt bir sahiplenmenin ötesinde program olarak yeniden yazılır. Ancak kavramın adı laiklik değil, ‘elbette ki sekülerizm’ olur. Laiklik diyememek, ya da denilse bile yeniden anlamlandırarak, ‘hala sosyalistiz’ alt metninde ifade etmek, Mustafa Kemal deme zorunluluğu korkusundandır.”

Çünkü Erkin dostuma göre, “İsyanın ideolojik zemini, talepleri, ‘Akp karşıtlığı’ karakterinde ideolojik olarak 2 noktayı işaret ediyor : bağımsızlık ve laiklik. Bu iki kavramı, Haziran’da isyan eden milyonların ellerindeki Türk bayrakları ve Mustafa Kemal posterleriyle, ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ sloganıyla birleştirdiğimizde karşılaştığımız ideolojik duruşun tek bir adı var : Atatürkçülük/Ulusalcılık.” 

Erkin dostumun yukarıdaki paragrafa yönelik dayanak noktası ise kendisinin, “Ancak unutulmamalıdır, bu topraklarda Kemalizm demeden laiklik demek, milliyetçilik demeden anti-emperyalizmden bahsetmek hatalıdır” analizi.

Popüler kavramlar üzerinde siyasi tekel kurmaya çalışarak ve indirgemecilik yaparak yol almaya çalışmak bir dönemler etkili olan bir yöntemdi. Ama Haziran Direnişi sonrası Türkiye’de bunun pek etkili olma şansı kalmamıştır.

Haziran Direnişi’ne katılan ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganını atan ciddi bir kitlenin olduğunu kabul etmemek, maddi gerçekliği inkardır ki bir sosyaliste bu yakışmaz. Ama bu gerçekliği ortaya koyarken “Mustafa Keser’in askerleriyiz” sloganı atan ve “Kimsenin askeri değiliz, halkız” duvar yazılarını yazan kitleyi de görmezken gelmek, Haziran Direnişi’ne yarım bakmak ve sadece hortumunu tutarak bir fili tarif etmeye kalkışmak olur.

Kemalizm ve yüzü sola dönüklük

Erkin dostum, bahsettiğim yöntemle Haziran Direnişi üzerine şöyle bir tarif yapıyor ve bize bir “kulis” bilgisi(!) aktarıyor: “Bu ideolojik zeminde ayaklanan halkımızın elbette ki ‘yüzü sola dönüktür’, ancak bu durumu meydana getiren şey Haziran İsyanının liberallerin kullandığı manada bir ‘özgürlükçülük’ ten kaynaklanıyor olması değil, tam tersine konumlanış açısından yüzü sola dönük olanın aslında Kemalizmin ta kendisi olduğu gerçeğidir. Bu gerçek, Taksim Dayanışması toplantıları da dahil olmak üzere örgütlü yapıların hepsi tarafından tespit edilmiş ve tartışılmıştır. Ancak ‘örgütsel hedefler’ ve kaygılar gereği bu durum, çoğu sol-sosyalist örgüt tarafından ilan edilmeyen bir malum olarak kalmıştır.”

Bu anlatının iki boyutundan biri olan Haziran Direnişi’nin Atatürkçü/Kemalist/Ulusalcı bir direniş olarak nitelenmesinin geçersizliğini anlatmıştım. Geriye Kemalizmin yüzünün sola dönüklüğü kalıyor.

Kemalizmin, içinde solun benimsemek zorunda olduğu, hatta sola ait olan “Cumhuriyetçilik”, “Devrimcilik”, “Halkçılık” ve “Laiklik” gibi değerleri içerdiği yadsınamaz bir gerçektir. Kemalizme yönelik “yüzü sola dönük” tarifi yaptıran, Kemalistlerin de yüzünün sola dönük olmasını sağlayan bu ilerici niteliklerdir.

Kemalizm – Sol tartışmalarında en çok tartışılan başlık olan Devletçilik politikası ise, benimsendiği dönemin Türkiyesinin kalkınması için ihtiyaç duyulan pratik bir sistematik içermektedir. Kemalizmin benimsediği “mutedil devletçilik” ilkesi, devletin ekonomide temel aktör olmasını değil devletin ekonomiye ufak müdahalelerle ayar vermesini benimser. Bu durum, Kemalist Cumhuriyet’in kurucu kadrolarından olan, Mustafa Kemal’in manevi kızı ve Türk Tarih Kurumu’nun kurucularından Prof. Dr. Afet İnan’ın “Vatandaş İçin Medenî Bilgiler” kitabına da yansımıştır.  

Prof. Dr. Afet İnan bahsi geçen kitabı, Mustafa Kemal Atatürk’ün yazdıklarını birleştirerek 1930 yılında yazmıştır. Kitapta, Kemalist Devrim’in ekonomi programı hakkında şu tanımlama yapılmaktadır: “Bizim takibini muvafık gördüğümüz ‘mutedil devletçilik’ prensibi; bütün istihsal ve tevzi vasıtalarını fertlerden alarak milleti büsbütün başka esaslar dahilinde tanzim etmek gayesini takip eden ve hususi ve ferdi, iktisadi teşebbüs ve faaliyete meydan bırakmayan sosyalizm prensibine müstenit Kollektivizm, Komünizm gibi bir sistem değildir.”(3)

Aynı konuda bir diğer önemli başvuru kaynağı ise Kemalist Devrim Programı’nın son halini aldığı 1935 CHP Programıdır. Programda, Kemalist Devrim’in ekonomi programı için bir önceki paragrafta yaptığım tanımlama şu ifadelerle yapılıyor: “Hususi mesai ve faaliyeti esas tutmakla beraber mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi mamuriyete eriştirmek için milletin umumi ve yüksek menfaatlerinin icab ettirdiği işlerde bilhassa iktisadi sahada devleti fiilen alakadar etmek mühim esaslarımızdandır. İktisadi işlerde devletin alakasını fiilen yapıcılık olduğu kadar hususi teşebbüsleri teşvik ve yapılanları tanzim ve murakabe de demektir.”(4)

Geçmişimizdeki ilerici birikimi kapsayarak daha da ileri gitmek

Peki, tüm bu veriler ışığında Kemalist Cumhuriyet’e sırtımızı mı döneceğiz? Bu soruya evet yanıtı vermek, coğrafi olarak Türkiye’de yaşadığını inkar etmektir. Kemalist Cumhuriyet; 1839’da Tanzimat Fermanı ile başlayan 1876’da 1. Meşrutiyet ve 1908’de 2. Meşrutiyet ile devam eden bu toprakların ilerici ve aydınlanmacı birikiminin yaşadığı en büyük sıçrama ve iktidara gelişidir.

Bugün yapılması gereken bu mirasın ilerici değerlerini sahiplenerek o değerleri daha da ileriye götürmek ve emekçilerin yönettiği cumhuriyeti kurmaktır. HAZİRAN da bugün bu gerekliliğin çağrısını yapmaktadır.    
  
(1)Erkin Öncan, “ ‘Haziran birlikteliği’ üzerine”, http://www.aydinlikgazete.com/politika/haziran-birlikteligi-uzerine-h61086.html
(2)HAZİRAN Türkiye Meclisi 1.Toplantısı Kararları, http://birlesikhaziranhareketi.org/turkiye-meclisinin-1-toplanti-kararlari/
(3)Emre Kongar, Devrim Tarihi ve Toplumbilim Açısından Atatürk, Remzi Kitabevi, 11. Baskı, 2008, Sayfa 318
(4)Adı geçen eser, Sayfa 319


Soner Bahadır