logo

İstanbul Üniversitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul Üniversitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2013 Perşembe

SAMİ MENTEŞ'E ÖZGÜRLÜK İÇİN BİNLERCE İMZA


Dünyanın en geç tutuklu gazetecisi unavını taşıyan Sami Menteş için Okulunda ve sosyal medya da başlatılan "Sami Menteş'e özgürlük" imza kampanyasına kısa sürede binlerce kişi katılarak Menteş'in tahliye talebinde bulundu.

Çağdaş Hukukçular Derneği'ne yapılan operasyon sonucu gözaltına alınıp tutuklanarak "Dünyanın en geç tutuklu gazetecisi" unvanını alana Yurt Gazetesi Muhabiri Sami Menteş'e özgürlük talebinde bulunmak için başlatılan imza kampanyasına kısa sürede binlerce kişi katıldı. İmza.la isimli interrnet sitesinden ve İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğrencilerinin ağırlıklı olarak katıldığı imza kampanyasına Yurt Gazetesi çalışanları, Kaynak Yayınları çalışanları, Aydınlık Gazetesi çalışanları ve yurttaşlar destek verdi.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde (İÜİF) imza kampanyasını Sami Menteş'in Avukatı Serkan Günel aracılığı ile Menteş'in okul arkadaşı  Melike Çapan başlattı. İmza kampanyası hakkında konuştuğumuz Çapan  şunları söyledi. "Sami ile aynı okulda aynı fakültede öğrenciyiz. Kendisi ile hiç tanışmama rağmen Sami Menteş'in mahsum olduğunu inandığım için bu kampanyaya öncülük ettim. Okulda Sami'yi tanyan, tanımayan birçok arkadaşı dünyanın en genç tutuklu gazetecisinin tahliyesi için imza attılar. Bunun yanı sıra azda olsa tepkilerle de karşılaştık. Onun sözde "örgüt üyeliği" ile suçlanması kimilerini ürküttü diyebilirim. Öncesinde söz verip sonrada ideolojik olarak kendilerini ayrıştırıp sözünden dönen öğrenci klübleri de oldu. Sonuç olarak değerlendiridiğinde Sami Menteş'in yerinde onlarda olabilirlerdi diye düşünüyorum. Ama yine bize inanan, bizim gibi Sami Menteş'in suçsuz olduğuna inanan kişilerin çokluğu bize moral ve inanç verdi. Bizler Sami'nin biran önce aramıza dönmesini temeni ediyoruz"

"Gün birlik olma günü"

İmza kampanyasına katılarak destek veren İÜİF öğrencisi Behiye Özgür ise, "Aylardır takipçisi olduğumuz ve haberlerde tanık olduğumuz üzere Dünyanın en genç tutuklu gazetecisi olan Sami'nin suçsuzluğunu bildiğim için imza atıyorum. Kampanyanın fakültede öncülüğünü yapan Melike Çapan arkadaşıma destek olarak Menteş'in tahliye talebinde bulunuyoruz. Sonuç olarak Sami bizim içimizden biri, okulumuzu sınıfımızı paylaştığımız bir kişi ve kendisi aylardır özgürlüğünden mahrum bir şekilde suçsuz yere cezaevinde tutuklu yargılanmakta. Sonuç olarak biz bugün onun için bir uğraş vermezsek gelecekte benzer bir durum bizim başımıza geldiğinde kim uğraşacak. O yüzden gün birlik olma günüdür" dedi.

İmza.la internet sitesi, İÜİF, Kaynak Yayınları, Yurt Gazetesi Çalışanları ve Aydınlık Gazetesi çalışanlarının imzalarında oluşan binlerce imza yarın Sami Menteş'in Avukatı Serkan Günel'e teslim edilecek.
           
                                                                                       Gökhan ÇELİK

7 Mayıs 2013 Salı

ADK’den bağımsızlık yemini


İÜ ADK tarafından 68’liler Birliği Vakfı yöneticilerinin katıldığı anmada “Bizler Atatürk gençliği olarak, tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye kurana dek mücadele edeceğimize söz veriyoruz” yemini edildi.

İstanbul Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü(İÜ ADK), 68 Gençlik Kuşağı temsilcileri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin yıl dönümü sebebiyle 68 Kuşağı’nın siyasi düşüncesini ve mücadele birikimini bugüne aktarmak amacıyla bir anma düzenledi. Anmaya Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla birlikte mücadele veren 68’liler Birliği Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Merdan Aslan ve 68’liler Birliği Vakfı Saymanı Ali Işık konuşmacı olarak yer aldı. İÜ Hukuk Fakültesi’nin “Havuzlu Bahçe” olarak bilinen bahçesinde gerçekleşen anmada 68 Gençliği’nin Atatürk Devrimleri’ni benimseyen ve bu devrimleri sosyalist düşünce ile birleştirmek isteyen bir kuşak olduğu, bu durumun çarpıtılarak halktan saklandığı söylendi.

“Erdoğan, yeni bir 68’den korkuyor” 

Merdan Aslan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ve AKP İktidarı’nın yeni bir 68 Gençliği doğmasından korktuğunu, fakat yeni bir 68 gençliğinin oluşmakta olduğunu söyledi. Aslan, Türkiye’nin 150 yıllık devrimci hareketinin ana dinamiğinin Atatürk Cumhuriyeti olduğunu, Atatürk’ün Fransız ve Sovyet devrimlerinden esinlenerek Türkiye şartlarına özgü; halkçı, devrimci ve aydınlanmacı bir devrim programı izlediğini belirtti.

Aslan, Demokrat Parti dönemiyle ilgili olarak, “1950 ile birlikte ekonomik ve siyasal açıdan farklı, NATO ile işbirliği yapan bir yapıya girildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Adnan Menderes ve Turgut Özal siyasetinin sözcüsü olduğunu söylüyor. Bu söz, ben NATO’ya, emperyalizme bağlılığın devamıyım demektir” dedi.

27 Mayıs Hareketi’nin darbe değil devrim olduğunu savunan Aslan, konuyla ilgili olarak şu ifadeleri kullandı: “27 Mayıs ile birlike 1950’den başlayarak gericileşen yapıya bir set çekildi. Askeri bir harekettir fakat ciddi bir halk desteği vardır. Şiddete başvuran her hareket darbe değildir. Hak istiyorsun, eşitlik istiyorsun fakat bu noktada birilerinin damarına basıyorsun. 27 Mayıs’ın özgürlükçü ortamında bütün fikirlere özgürlük verildi ve sol düşünce yayıldı.”

“Denizler, Mahirler kullanılıyor” 

Aslan, 68 Gençliği’nin siyasal çıkarlar doğrultusunda kullanıldığını belirterek, “Mahir konusunda konuşan kişi Mahir’in THKP-C Savunması’nda Atatürk hakkındaki görüşlerini okumuyorsa, oradaki esasları ortaya koymuyorsa ezbere konuşuyordur. Belgeleri esas almak gerekir. Bugünkü siyasi duruma denk düşsün diye Denizler, Mahirler kullanılıyor” dedi.

Güncel siyasete de değinen Aslan, “Bugün 1800’lü yılların başlarına, yani Ortaçağ karanlığına dayanan bir iktidar var. Biz Süleyman Demirel’e karşı mücadele ettik. Ama bugün kendisiyle ittifak yapıyoruz. Çünkü Cumhuriyet’i savunuyoruz” şeklinde konuştu.

“68’in sloganı tam bağımsız Türkiye”

Ali Işık ise 68 Gençliği’nin sloganının “Tam bağımsız demokratik Türkiye” olduğu vurgusunu yaptı. Işık, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararını veren dönemin Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 no'lu Mahkemesi Başkanı Ali Elverdi ve Mahkeme Savcısı Baki Tuğ’u kimsenin hatırlamadığını, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ise halen akıllarda olduğunu söyledi. Sözlerine, Gezmiş’in ailesine yazdığı son mektubun son cümlesi olan “Sizi devrimciliğimin olanca ateşiyle selamlıyorum” cümlesini tekrarlayarak başlayan Işık, 68 Gençliği hakkında şunları söyledi: “68 Hareketi Türkiye halkıyla barışıktı. Kitleseldi ve bağımsızdı. Ben hiçbir yürüyüşümüzde tepki gördüğümüzü hatırlamıyorum. 68 Gençliği’nin sloganı tam bağımsız Türkiye idi. Bu slogan ülke gerçekleriyle örtüşüyordu. Avrupa’da 68 gençliği üyeleri ülkelerinin demokrasilerine katkıda bulunup yönetici, senatör olurken bizim 68 gençliğimiz katledildi.”

Soner Bahadır

10 Mart 2013 Pazar

Bir İletişim Fakültesi Mezununun Sonu


Bu sene sona erecek (umarım) olan okulumdan benim elimde kalanları bir düşündüm. Diğer okulların iletişim fakültelerini de az çok biliyorum mutlaka ama İstanbul Üniversitesi ilk Gazetecilik okuluna sahip olan üniversite ve diğer okullardan çok daha ileri olması düşünülüyor. Okulun ismen saygınlığı konusunda boynumuz kıldan ince görkemli kapısını bilmeyen var mı hem...

Kazandığımda bende hayatımın değişeceğine inanmıştım bir aydın olacak ve de eğitimimle anılacaktım. ilk senesinde heyecan ve korku ile girdiğim dersleri can kulağı ile dinleyip hiç bir kelimeyi kaçırmamaya çalışıyordum. Her dönem heyecanım bıkkınlığa, korkum ise şaşkınlığa dönüşmeye başladı. Okulun sonrasında tam 4 yıldan söz ediyorum ki bu önemli bir zaman dilimi, elimde kalan çok azdı. Okulun bana verdiği kendi iradem ve arzumla edindiğim bilgilerin yanında kaybolup gidiyor. 4 ya da 5 hocanın anlattıkları ve önerileri dışında bana iletişimci olarak bir şeyler öğreten hoca yoktu.

Dersin afilli ve de kendini önemli hissettiren bir ismi var ama içeriği bomboş. Sırf kredi dolsun diye ilgi alanım olmayan dersler seçmek zorunda kaldım ve hatta öğrenci dostlarımla kaldık. Neredeyse hiç işimize yaramayacak derste zar zor geçerken asıl bilgileri içeren dersten ezber ile geçilmesi bir üniversite için yüz kızartıcı olmalı. Medya sektörüne birey yetiştiriyor desek 1950 yılından kalma bilgilerle ve ardından “medya sektörü eskisi gibi değil” diyerek iç çeken  hocaların uzaklara dalmasıyla bu mümkün değil. İletişim bilimine birey yetiştiriyor desek sürekli hareketli ve kendini malum teknoloji sayesinde sürekli yenileyen bir bilim dalının 7 - 8 terimi ve geçmişteki bir kaç bilim adamını öğretmekle bu ihtimalimizi de oldukça zayıflatıyor. 4 yıl boyunca aynı bilgilerle karşılaşmak inanın televizyondaki eski dizilerin zapping yaparken karşınıza çıkması kadar sıkıcı ve de soğuk bir durum. Okulun staj adı altında öğrencilere "evet öğrendi" anlamına gelen belge için oynatılan evcilik oyunu da başka bir fiyaskodur, bunu içime atmak istiyorum.

Üniversiteden tez yazarak mezun olunur ve çok doğru bir yöntemdir. Peki, tez yazabilecek öğrenci yetiştirememek ve kopyala- yapıştır yöntemi ile  aynı konular üzerinde yapılan vasıfsız çalışmalarla öğrencilerin mezun olabilmesi ne demektir? Bu durumun aktörleri kimdir?

Bu durumdan ötürü suçlayıcı okları yalnızca hocalara yöneltmekte çocukluk olur. 4 yıldır aynı bilgiyi kavrayamamış ve iletişim kavramının tanımını hala yapamayan öğrencilerle ne kadar yol alınabilir. Şüphesiz kendi sosyal çevresi arasındaki iletişim ağı kısıtlı olan ve hocasıyla konuşmaktan utanıp çekinen bir iletişim mezununun olması öteki tarafın bir utancıdır. Üniversite mezunu oldum diyebilmek için bölümü seçen arkadaşlarımız belli ki hocaları usandırmıştır.YÖK ve devletin eğitim politikası burada el sallıyor beni de hırpala diye ama sınırlarımı kendi fakültemle çizmiş bulunmaktayım bu yazıda.

İletişim fakültesinde öğretme görevini üstenen her hoca sektörün durumunun farkındadır. Ve YÖK’ün kanunlarında dersin adı ne olursa olsun belli başlı sınırlar dışında dersin içeriğini hocaya bırakmıştır. Bu nokta da bazı hocaların medya ya da iletişim bilimi için tek yönlü tozlu bilgilerle öğrencilere verebileceği şey sadece iletişim tarihidir. Her bilim dalı ve günlük bilgiyi içeren bir dalın aynı oranda heyecan verici olması gerekir. Yalnızca slaytlarla yada kitaptan okunarak anlatılan dersin sıkıcılığı da anlaşılması kolay olan bilginin yüzlerce kez tekrarlanması sıkıcılığıyla kıyasıya yarışır.


Hedeflerime ulaştığımda mutlaka dersin adı ne olursa olsun her gün farklı bir tema da ders işler ve iki taraflı keyif almayı tercih ederim. Edindiğim bilgileri kendime saklamaktan kaçınırım. Mutlaka zorlukları olacaktır ve bunu deneyenler de olmuştur. Ama ilk iki sene de iletişimin tarihi ve teknik kısmı son iki sene de bu alandaki yeni ve öğrencilerle birlikte yapılabilecek çalışmalar üzerinde yoğunlaşarak geleceğe yönelik ders içerikler tercih ederim, edilmeli. Böylece, sektör iyileştirici bireylerle kendine gelebilir. Bunlar bir fikir ve daha iyi fikirler çıkacaktır umarım.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin lisans eğitiminin sonuna gelen biri olarak üzüldüklerim ve talep ettiklerimin çok zor olduğuna inanmıyorum. Diğer iletişim fakültelerinin de eksikliklerinin bir an giderilip enformatik ortamda eğitim gören öğrencilerin olmasını temenni ediyorum...

Ece Ulusum

6 Mart 2013 Çarşamba

Theodosius Takı'nda Öğrenci Eylemi

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi karşısında bulunan ve M.S 4.yy’ a tarihlenen Theodosius Forumu’nun (Forum Tauri) girişlerinden olan Theodosius Takı geçtiğimiz günlerde Fatih Belediyesi ‘nce yapılan park düzenlemesi esnasında iş makinalarıyla tahrip edildi. Bu tahribatlar kepçeyle Tak kalıntılarının oradan oraya savrulması, zemine ve kalıntıların bir kısmına beton dökülmesi suretiyle gerçekleştirildi.

1928’de bazı parçaları tespit edilen, 1958’de yol genişletme çalışmalarında geri kalan kısmı da açığa çıkarılan Theodosius Takı,bugünkü Simkeşhane tarafında yığın olarak sergilenmektedir. Biz  yalnızca Thedosius Takı için değil bu topraklarda yapılan her türlü yanlış onarım, ihmalkarlık, yanlış işlevlendirme, vandalizm yüzünden yok olmaya maruz bırakılan Kültür Değerlerimiz için mücadele ediyoruz

Binlerce yıldır iskan olunmuş, İstanbul coğrafyasında geçmişe dair önemli ipuçlarından biri olan Theodosius Takı kalıntıları Fatih Belediyesi’nin her zamanki umursamaz tavrıyla “park düzenlemesi” adı altında tahrip edilmiştir. Fatih Belediyesi’nin başta Sulukule ve Ayvansaray olmak üzere idari sınırları içerisinde her alanda defalarca tekrarladığı bu tutumunu derhal durdurmasını, arkeolojik dolgular ve kültür varlıkları içeren alanlarda yaptığı çalışmalarda evrensel koruma değerlerini gözetmesini istiyoruz. Unutulmamalıdır ki, hangi belediyenin hangi kurumun yetkisinde olursa olsun kamusal alan bizimdir ve bu nedenle bizler kültür varlıklarının tahribatı söz konusu olduğunda eğitim gördüğümüz bilim alanlarından edindiğimiz her türlü bilgiyi kullanarak konuya müdahil olmaktan kaçınmayacağız.

"Tahribatın asıl sorumlusu Fatih Belediyesidir"

Ayrıca, tahribat hakkında basına çıkan haberlerde “İÜ’nin karşısında, onlarca arkeoloji hocası ve öğrencisinin gözü önünde,Bizans takı parçalanıp beton döküldüğü” belirtilmekte ve de İstanbul Üniversitesi Arkeoloji hocası ve öğrencileri sorumsuzlukla itham edilmektedir. Şunu belirtmeliyiz ki ,tahribatı görüp ihbar eden yine İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilimdalı’ndan bir araştırma görevlisi olmuştur. Kaldı ki akademik takvimin kapalı olduğu bir dönemde, öğrenciler yokken yapılan bu tahribatın asıl sorumlusu İstanbul Üniversitesi Arkeoloji bölümü hocaları ve öğrencileri değil Fatih Belediyesi’dir. Biz üniversitenin bileşenleri olan öğrenciler olarak tahribatta asıl sorumlu olan Fatih Belediyesi’ni teşhir etmenin kültür varlıklarının korunması için sürdürülen mücadeleye daha yapıcı bir katkı sağlayacağına inanıyoruz.


İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ KLASİK ARKEOLOJİ, PREHİSTORYA, PROTOHİSTORYA ve ÖNASYA ARKEOLOJİSİ, TAŞINABİLİR KÜLTÜR VARLIKLARINI KORUMA ve ONARIM, SANAT TARİHİ BÖLÜMLERİNDEN ÖĞRENCİLER

25 Aralık 2012 Salı

Öğrenciler ve akademisyenler "Üniversite A.Ş"ye geçit vermedi


İstanbul'daki üniversitelerdeki öğrenci ve akademisyenler, yeni YÖK Kanunu Tasarısı'nı ve ODTÜ'de yaşanan polis şiddetini protesto etti. Eylemde grevde olan THY işçilerine de selam gönderildi.

İstanbul Üniversitesi(İÜ) Merkez Kampüsü önünde toplanan İstanbul'daki 6 üniversiteden öğrenciler ve akademisyenler yeni Yükseköğretim Kurulu Yasa Tasarısı'nı protesto etti. Eylemde ayrıca ODTÜ'de yaşanan olaylarda öğrencileri eleştiren açıklamalar yapan rektörler de kınandı.

Merkez Kampüsü içerisindeki Hukuk Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi önünde toplanan öğrenciler, Rektörlük binasına yürüdü. Yürüyüş sırasında, İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet'in, ODTÜ'de yaşanan olaylarda öğrencileri suçlayan açıklaması protesto edildi. Yürüyüş sırasında "Öğrenci düşmanı Yunus Söylet istifa" sloganları atıldı. Rektörlük Binası'nın önünden tekrar yürüyüşe geçen öğrenci ve akademisyenler Üniversite'nin Merkez Kapısı'ndan yerleşkenin önüne çıkış yaptılar ve Marmara, Galatasaray, Yıldız Teknik, İstanbul Teknik, Mimar Sinan Güzel Sanatlar üniversitelerinden öğrenci ve akademisyenlerle buluştular.

Eyleme katılanlar arasında BDP İstanbul Milletvekilleri Sabahat Tuncel ve Levent Tuzel ile BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü'nün yanı sıra İÜ Rektörlük seçimlerinde 2. olan Rektör Adayı Prof. Dr. Raşit Tükel de yer aldı. Eyleme HDK İstanbul Meclisi, TKP'li Öğrenciler, Emek Gençliği, DİSK, KESK, SES İstanbul Şubesi, Dev Sağlık-İş, TMMOB, TTB, Öğrenci Kolektifleri, Halkevleri, Ekim Gençliği gibi pek çok demokratik kitle örgütü destek verdi. Eylemde "YÖK'te reform olmaz, YÖK kapatılsın", "YÖK kalkacak, polis gidecek, üniversiteler bizimle özgürleşecek", "Sermaye defol, üniversiteler bizimdir", "Her yer ODTÜ her yer direniş", "Ferman YÖK'ün üniversiteler bizimdir" ve "Müşteri değil, öğrenciyiz" sloganları atıldı.

"Mücadeleyi büyüteceğiz"

Eylemde Kanun Tasarısı hakkında konuşan Eğitim-Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, "Siyasi iktidar, tasfiye programı uygulamaktadır. YÖK, bir darbe kurumudur. Burada bugün toplananlar, toplum yararına üniversiteleri birleştirme kaygısındadır. ODTÜ, İTÜ ve Beyazıt'taki eylemleri daha da büyüteceğiz" şeklinde konuştu.

"ODTÜ'ye destek vazgeçilmez sorumluluk"

Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Arş. Gör. Dr. Mehmet Karlı, 6 üniversite öğretim üyeleri adına bir konuşma yaptı. Karlı öğretim üyeleri olarak rektörlerinin yaptığı açıklamaları kabullenmediklerini belirten Karlı, "Bugün, baskıcı politikaların ana hedefi haline gelmiş olan ODTÜ'lü akademisyen ve öğrencilerin yanında yer almak, akademi ve demokrasi tarihi açısından vazgeçilmez bir sorumluluktur. Basit iktidar hesapları ve ikbal kaygıları ile ODTÜ'ye karşı tavır alan üniversite yönetimleri ve bu yönetimleri destekleyenler veya bu politikalar karşısında sessiz kalanlar, bu davranışlarının hesabını akademik özgürlükler ve demokrasi tarihi önünde vermek zorunda kalacaklardır" ifadelerini kullandı.

"Üniversitelerin ölüm fermanı"

Üniversite öğrencileri ve bileşenleri adına açıklama yapan Ezgi Taş ise, "Üniversite bileşenlerinin, öğretim üyelerinin ve öğrencilerin fikri sorulmayan bir yasa tasarısı bizim için yok hükmündedir. 12 Eylül'ün devamı olan bir iktidardan, biz zaten YÖK'ü kaldırmasını beklemiyoruz. YÖK'ün kaldıracak olan üniversitelilerdir. YÖK Yasa Taslağı adı altındaki metin, üniversitelerin ölüm fermanıdır. Üniversitenin ölüm yasasının o meclisten geçmesine izin vermeyeceğiz" dedi.

THY işçilerinden destek

Eyleme, yaklaşık 7 aydır grevde olan ve Hava-İş Sendikası'nda örgütlü THY işçilerinden de destek mesajı geldi. Mesaj üzerine kürsüden de THY işçilerine "Sınıf kardeşlerimize burdan selam gönderiyoruz" denilerel destek verildi. Öğrenci ve akademisyenler "THY işçisi yalnız değildir" sloganları attı. Eylemin ardından öğrenciler, türküler eşliğinde halay çekti.

Soner Bahadır & Gönül Hadımlı

10 Ekim 2012 Çarşamba

İÜ öğrencileri “savaşa değil eğitime bütçe” istedi


İstanbul Üniversitesi’nin 5 yerleşkesinden bir araya gelen öğrenciler, ünivrsite yemekhanesine yapılan zammı protesto etti. Öğrenciler, “savaşa değil, eğitime bütçe” sloganları attı

İstanbul Üniversitesi(İÜ)’nin İstanbul’daki Avcılar, Çapa, Cerrahpaşa, Beyazıt ve Sarıyer yerleşkesinde bugün ayrı ayrı yemekhane boykotları vardı. Demokratik kitle örgütleri üyesi öğrenciler, yerleşke yemekhaneleri önünde alternatif sofra kurarak öğrencilere ücretsiz yemek dağıttı ve yemekhane zamlarını protesto etti.

Daha sonra öğrenciler İÜ Beyazıt Yerleşkesi önünde birleşerek sloganlar ve basın açıklamasıyla protestolarını gerçekleştirdiler.

“Parasız üniversite yalanı su yüzüne çıktı”

Yapılan açıklamada, “Üniversite başlamadan Rektör Yunus Söylet bir gazeteye verdiği röportajda üniversitelilerin yemeğe ulaşmakta zorluk çektiklerini bu nedenle yemek yemek için en uygun yer olan üniversitede öğün sayısını üçe çıkarttığını övünerek anlatmıştı. Twitter’da zamları eleştiren bir öğrenciye ‘Dışarıda daha ucuzunu buluyorsanız orada yiyebilirsiniz’ diyerek öğrencilerin beslenme ihtiyacını karşılaması gereken yemekhaneleri kar amaçlı kuruluşlarla kıyaslıyor. Bunun yanı sıra eskiden bir dönemde ortalama 200 TL olarak ödenen harçlar yerine İÜ yemekhanelerine yapılan zamlarla sadece bir dönemde öğrencilerin ödediği para 330 TL’dir. Parasız eğitim gerçek oldu yalanı İstanbul Üniversitesi’nde bir kez daha su yüzüne çıkmıştır” denildi.

Rektör Yardımcısı öğrencilerle görüştü

İÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn, boykot yapan öğrencilerin yanına geldi ve “Empati kurmak ve rakamlar etrafında konuşmak amacıyla sizlerle rektörlükte görüşmek istiyorum” diyerek öğrencilerden birkaç temsilciyle görüşme talep etti.

Prof. Dr. Dinn ile öğrenciler, Dinn’in makam odasında görüştü. Dinn, harçların kaldırılmasının kendilerini mali sıkıntıya soktuğunu, devletten bir yardım gelmediğini söyleyerek, zorunlu giderleri karşılamak için yemekhane zammına mecbur olduklarını söyledi.

Kendilerinin bu konuda bir itirazı olup olmadığını sorduğumuz Dinn, “tabii ki göstereceğiz. Fakat burası da devlet üniversitesi. 1 söylersin, 2 söylersin, 5 söylersin” yanıtını verdi.

“Beslenme temel haktır”

Yemekhane zamları konusunda görüşlerini aldığımız İletişim Fakültesi 3. Sınıf Öğrencisi Bircan Şenol, “1 Ekim tarihinde, 1 TL olan yemeğimiz yüzde 85 zamla 1.85 TL oldu. Rektör Prof. Dr. Yunus Söylet Twitter üzerinden, “burası yeme içme yeri değil” dedi. Ama beslenme de eğitim gibi bir temel haktır ve ücretsiz ve nitelikli olmak zorundadır” değerlendirmesine bulundu.

“ 50 kuruştan 1.85 TL’ye çıktı”

İktisat Fakültesi 3. Sınıf Öğrencisi Kerem Demirkesen ise, “1 hafta önceden başladık bu eyleme. Sene başında ve 1 sene önce 1 TL olan yemek, iki yıl önce 50 kuruş olan yemek bugün 1.85 TL oldu. Biz de alternatif sofra kurarak boykot ettik” dedi.  

Soner Bahadır

4 Ekim 2012 Perşembe

İÜ öğrencileri “Yunus’un zammı”nı yemedi


İÜ’de yemekhanelere yapılan zamlar boykot yapılarak protesto edildi. Yemek dağıtan öğrenciler, “Yunus’un zammını değil, öğrencinin yemeğini yiyin” dedi.

İstanbul Üniversitesi(İÜ) Atatürkçü Düşünce Kulübü(ADK), üniversite yemekhanelerindeki yemeğin 1 .00 TL’den 1.85 TL’ye yükseltilmesini, İktisat Fakültesi Ek Bina-1’in önünde yemek dağıtarak boykot etti. Boykota dernek üyeleri dışında çok sayıda öğrenci destek verdi.

Ekmek suç aleti sayıldı

İÜADK üyeleri boykotu, Beyazıt’taki Merkez Kampüs’ün içindeki yemekhanenin içinde yapacaklarını duyurmuşlardı. Yemeklerini ve ekmeklerini alarak Merkez Kampüs kapısına gelen öğrenciler, üniversitenin özel güvenliği tarafından kampüse alınmadı. Güvenlik mensupları, yemeklerin ve ekmeğin suç aleti olduğunu söyledi. Öğrenciler bunun üzerine İktisat Fakültesi Ek Bina 1’in önünde boykotlarını gerçekleştirdiler.

“Bütçeyi denkleştiremiyoruz”

ADK yöneticileri, İÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn ile görüştüklerini, Prof. Dinn’in kendilerine “Biz öğrenciyi düşünüyoruz ama mecburuz. Bütçeyi denkleştiremiyoruz. Siz böyle bize karşı çıkarsanız bir nasıl öğrenciyi idare ederiz” dediğini aktardı.

“Üniversiteler rant kapısına dönüştü”

Zamlar konusunda görüşlerini alığımız Hukuk Fakültesi 3. Sınıf Öğrencisi Elif Sedef Çelik, “Bu dönem yemeklerimiz yüzde 85 zamlandı. Bu durum üniversitelerin rant kapısına dönüştüğünü gösteriyor. Bir üniversite nasıl daha iyi hizmet veririm diye düşünmeliyken ne kadar çok para alırız diye düşünüyor” dedi.

“Çorba, makarna ve ekmeğe talimiz”

İletişim Fakültesi 3. Sınıf Öğrencisi Nagihan Alan ise zamları, “Öğrenciler zar zor harçlarını öderken bu yemekhane zamları bize dokundu. Ulaşıma yapılan zamlar geri alındı. Dileriz ki yemekhaneye yapılan zamlar da geri alınır. Öğrenci yemeği çorba, makarna ve ekmeğe talimiz” şeklinde değerlendirdi.

“Sonuç alana kadar devam edeceğiz”

Siyasal Bilgiler Fakültesi 1. Sınıf Öğrencisi Okan Özkan da, “2009 yılında yemekler 50 kuruştu. Zamanla kademe kademe zamlandı. En son 1 tl 85 kuruş oldu. Harçları kaldırdılar ama bu gideri bir yerden karşılamak gerekiyordu. Biz harçların kaldırılmasına da inanmamıştık. AKP’nin ne kadar öğrenci düşmanı olduğunu biliyoruz. Sonuç alana kadar bu eylemi devam ettireceğiz” ifadelerini kullandı.

Soner Bahadır

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Kenan Bey kim 500’ü istemez ki?

QS (Quacquarelli Symonds Ltd.) dünyada farklı şehirlerde eğitim fuarları düzenleyen ticari bir kurum. Bu kurum 2004 yılından bu yana ise dünya ölçeğinde ve kıtasal QS University Rankings (QS Üniversiteler Sıralaması) başlığında üniversitelerin lisans dereceleri merkezli olarak alt parametreleri de içinde barındıran 7 temel parametrede (sınıf, akademik itibar/şöhret, itibarlı/şöhretli çalışan, öğrenci sayısı, fakülte başına düşen atıf, uluslararası fakülte, uluslararası öğrenci ) 100 üzerinden aldıkları skorlarıyla sıralıyor.

QS dışından benzeri sıralamayı yapan başka kurumlar da var. Türkiye’den de benzeri bir sıralamayı başında ODTÜ eski rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut’un olduğu bir ekip yapıyor.

Son 4 – 5 yıldır Türkiye’de üniversite sayılarının artmasıyla birlikte bu alanda bir rekabetin özel ve devlet üniversiteleri arasında yaşandığı görülmektedir. Özellikle büyüklükleriyle ve geçmişleriyle övünen köklü devlet üniversiteleri ortaya çıkan yeni rekabet ortamında kendilerini farklılaştırabilmek ve rekabette bir adım öne çıkabilmek için ihtiyaç duydukları can simidini bu üniversiteler sıralamalarında buldular. Bu işte başı çeken de İstanbul Üniversitesi oldu. Türkiye’nin en köklü ve en büyük üniversitesi sloganına temel oluşturmak lazımdı ne de olsa. Hatta Türkiye’nin en iyi iki tıp fakültelerinin de bu başarının temel direkleri olduğu beyinlere tıp kökenli yönetimlerce kazınmak istendi. Buyrun bakalım bu iddiaları ticari QS üniversite sıralaması üzerinden inceleyelim.

QS 2005: İstanbul Üniversitesi genel sıralamada 358’inci. Temel bilim alanlarına göre bir sıralama yapılmamış.

QS 2006: 2005’de olduğu gibi İstanbul Üniversitesi genel sıralamada 358’inci. Temel bilim alanlarına göre bir sıralama yapılmamış.

QS 2007: İstanbul Üniversitesi’nin performansında bir düşüş görülüyor, genel sıralamada 423’üncü. Temel bilim alanlarına göre sıralama yapılmış. Durum şöyle:

Sosyal ve idari bilimler: 319

Doğa bilimleri: 394


Yaşam bilimleri ve tıp: 375


Mühendislik ve teknoloji: 318


Sanat ve beşeri bilimler: 412

Temel bilim alanları sıralamasına göre mühendislik ve sosyal bilimler en başarılı alanlar. Tıp ancak üçüncü sırayı alabilmiş.

QS 2008: 401 – 500 arası sıralama yapılmamış sadece İstanbul Üniversitesi’nin 401 – 500 arasında olduğu sıralamada görülüyor. Temel bilim alanlarına sıralamasına baktığımızda ise tablo şöyle:


Sosyal ve idari bilimler: 284


Doğa bilimleri: sıralamada yok


Yaşam bilimleri ve tıp: sıralamada yok


Mühendislik ve teknoloji: sıralamada yok


Sanat ve beşeri bilimler: 281


2008 yılında sanat ve beşeri bilimler alanında ciddi bir yükselme söz konusu. Sözel bilim alanında sıralamalarda ilk 300 de yer alınırken fen-mühendislik – sağlık bilimleri alanlarında hiçbir sıralamaya girilememiştir.


QS 2009: 2009 yılında da 401 – 500 arası sıralama yapılmamış sadece İstanbul Üniversitesi’nin 401 – 500 arasında olduğu sıralamada görülüyor. Temel bilim alanlarına sıralamasına baktığımızda ise tablo şöyle:


Sosyal ve idari bilimler: sıralamada yok


Doğa bilimleri: sıralamada yok


Yaşam bilimleri ve tıp: sıralamada yok


Mühendislik ve teknoloji: sıralamada yok


Sanat ve beşeri bilimler: 243


Sanat ve beşeri bilimler önceki yılda başarısının sürpriz olmadığını göstermiş ve daha yukarı basamaklarda yer almıştır.

QS 2010: 401 – 450 arası sıralama yapılmamış sadece İstanbul Üniversitesi’nin 401 – 450 arasında olduğu sıralamada görülüyor. Temel bilim alanlarına sıralamasına baktığımızda ise tablo şöyle:


Sosyal ve idari bilimler: 252


Doğa bilimleri: 301 – 350


Yaşam bilimleri ve tıp: 230


Mühendislik ve teknoloji: sıralamada yok


Sanat ve beşeri bilimler: 226


Sanat ve beşeri bilimler üniversite içi bilim alanları başarı sıralamasında liderlik koltuğundan inmeme niyetinde.


QS 2011: Bu yıl ki sıralamada İstanbul Üniversitesi 501 – 550 arasında yer alıyor. Temel bilim alanlarına göre ise tablo şöyle:

Sosyal ve idari bilimler: 390


Doğa bilimleri: sıralamada yok


Yaşam bilimleri ve tıp: sıralamada yok


Mühendislik ve teknoloji: sıralamada yok


Sanat ve beşeri bilimler: 337

Performansında düşüş olsa da başarının tesadüf olmadığı tek alanın sanat ve beşeri bilimler olduğu gün gibi ortadadır.

Tüm bu veriler QS in internet sayfasından alınmıştır ve isteyen herkesin de kontrol edebilmesi için sayfanın linki: http://www.topuniversities.com/institution/istanbul-university (erişim tarihi: 8 Temmuz 2012)

Yukarıdaki yıllara göre sonuçlar bize her şeyi apaçık göstermektedir ki İstanbul Üniversitesi tıp fakülteleri ticari bir kuruluşun yaptığı sıralamada dahi yer alamamaktadır ve tıp fakültelerinin İstanbul Üniversitesi’nin değil ıvır zıvırından başka bir şey olmadığını göstermektedir. Her türlü kaynaktan yoksun bırakılan, sömürülen, ezilen sosyal ve beşeri bilimler İstanbul Üniversitesi’nin lokomotifi/dinamosudur. Ve İstanbul Üniversitesi bir tıp üniversitesi değil sosyal – beşeri bilimler üniversitesidir.

Hafta içi hakkında haberler çıkan fakülteme gelince 200 iletişim fakültesinin sıralandığı sıralamada 101 – 150 arasındaki sıralamada yeri belirtilmeden sıralanmış. Gerçeği söylemenin farklı yollar vardır içinde yanlış bilgilendirmezi ve çarpıtmayı da barındıracak şekilde. Hafta içi çıkan haberler de tam bu cinsten. Toplamda 200 iletişim fakültesi sıralandığı belirtilmeden İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi dünyanın en iyi bilmem kaçıncı fakültesi. Sıralamaya bakmak isteyenler için web sayfasının linki http://www.topuniversities.com/university-rankings/world-university-rankings/2012/subject-rankings/social-science/communications-media-studies (e. t. 8.07.2012).


Özgün adı “Who wants to be millionaire?” olan yarışma Türkiye’de milyara ve milyarder olmaya toplumda duyulan gıpta ve özlem dolayısıyla ilk olarak “Kim 500 milyar ister?” adı altında yayınlandı. Ve o kadar çok milyarder olmak isteyen çıktı ki? İlgiden dolayı yarışma o kadar yıldan sonra bile yayınlanmaya devam ediyor. Türk halkı büyük rakamları sever. Dolayısıyla üniversitesi de sever. Dünyanın en iyi 500 üniversitesinden biriyiz. 500, 1’den büyük. O halde 500’lerle övünmeye devam. En yüksek puanlı olarak en iyi kabul edilen bölümlere girebilmek içinse 17-18 yaşındaki çocukların %1 – 2’lik dilimlere girebilmek için at yerine koyulmalarına da devam.

Bu şartlarda Kenan Bey, kim 500’ü istemez ki? 1 – 2 küçük, gözü büyüklerde milletimizi ve üniversitemizi tatmin etmez.

                        İstanbul Üniversitesi Öğretim Görevlisi, Adem AYTEN

20 Nisan 2012 Cuma

Gelecek gelecek mi?



7 tane gazetecilik öğrencisi bir kafede aynı masada. Çünkü çay bir lira, sigara da içiliyor hem burada. Sınavdan çıkmışlar; başarısız bir hocanın başarısız sınavı ve başarısız öğrencileri olarak. Sınavdan, havadan sudan muhabbet devam ediyor. Herkesin mezuniyetine az kalmış. Bölüm gazetecilik. Herkes biliyor ki sektör diplomaya bakmıyor, tecrübe asıl olan. Hatta önüne gelen gazeteci olabildiğini biliyor hepsi. Ama bu okulu yıllarca okuyanın işe giremediğini, iktisat, siyasal bilimler okuyanın birden gazeteci çıkıverdiğini, babası, dayısı olanın parası, işi olduğunu, mini etek giymenin, kalemini satmanın kariyer getirdiğini de biliyorlar okulda öğretilenin aksine. Hatta bir konferansta duymuşlar okula gelen Anadolu Ajansı Kemal Öztürk’ten bir öğrencinin sorusu üzerine, “İletişim fakültelerinin eğitimini yeterli bulmuyoruz. O yüzden kendi eğitimimizi veriyoruz.”
Tecrübe dedik ya. Sonra iş mevzusu açılıyor. Söylemeyi unuttuk, bu arkadaşların arkasında amca, dayı, baba yok. Başlıyorlar sohbete. Ne yapabiliriz? Dinlemeye başlayayım onların ağzından:

-          Ben x TV de işe girmeye çalışacağım. Fazla beklentim yok. Kendimi geçindireyim yeter.
-          Geçindirmek derken? Sen gazetecisin ne geçindirmesi!?
-          Kiramı ödeyeyim, soğan ekmek yiyeyim razıyım.
-          Kiranı ödersin de soğan ekmeği bilemem…
-          Sabah simit alırım, öğle yemeğini kanalda yerim…
-          Akşam yemeğini de verirler herhalde…
-          Orçun gibi elinde bir somun ekmekle dolaşırsın.
-          Kanala yakın bir ev tutarım. Yol param da olmaz.
-          Zaten dışarıda pek kalmazsın böyle giderse. Hiçbir masrafın kalmaz.
!!!
Dönelim fakülte bahçesine. Bu masadan üç arkadaş.
-          Yarın kanala gideceğim. Umarım alırlar işe.
-          … tv ye gideceğim ben de.
-          Oraya ben de girmek istiyorum.
-          400 milyon maaş bir de yemek kartı var çok iyi aslında.
-          Maaş artıyor mu?
-          Seneden seneye artar. Tabii seneye içeri alınmazsak.
!!!
Evet, bu sözler 20’li yaşların başında, size göre pırıl pırıl öğrencilerin. Bu arkadaşlar Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden biri olan(!) İstanbul Üniversitesi’nde okuyor. Derslerine çalışıyor, kitap okuyor, yazı yazıyor, fotoğraf çekiyor, düşünüyor…  Yani akademik eğitimden bekleyebileceğiniz her şeyi almışlar. Aslında sistemin istemediğini yapıyorlar, düşünüyorlar. Düşündükleri için yargılanıyorlar, yaftalanıyorlar, fişleniyorlar…  Bir diktatörlük içinde bilimle, siyasetle, toplumla, insanlarla uğraşıyorlar. En büyük zorluk da bu değil mi zaten? Mücadele ediyorlar kalemleriyle, sözleriyle. Korkmuyorlar ama endişeleniyorlar. Gelecek hayali kuramıyorlar. Her denediklerinde bir duvarla karşılaşıyorlar.

      İdealistler. Sırf idealleri uğruna doğruları söylemek uğruna her şeyi göze alıyorlar. Çünkü okulda en sevdikleri hocalar dürüstlüğü, basın etiğini öğretiyor.

                Gazetecinin halkın söyleyemediklerini söylemekle görevli olduğunu, kimsenin dile getiremediğini dile getirmesi gerektiğini, şu diktatörlük çağında en büyük görevin onlara düştüğünü biliyorlar. Bu yüzden siyasi baskı altında eğitimlerini devam ettiriyorlar.

                Ama bu çocuklar gerçek hayatı da öğrenmeye başlamışlar. Sadece işini yapanın yıllarca hapiste yattığını, karın tokluğuna bile çalışamayacaklarını, emeklerinin sömürüleceğini öğrenmişler. Öğrendikleri yetiyor umutlarını kırmaya. Ne kadar korusalar da umutlarını biliyorlar gerçekleri.

                Destek bekliyorlar. Her şeyi silen süpüren, vicdanı yok eden istemden korumak kendilerini tek umutları. Bu yüzden hala okuyorlar, araştırıyorlar, yazıyorlar, çiziyorlar… Korkmuyorlar dedim ya aslında tek korkuları var:

GELECEK, GELECEK Mİ?