logo

Ulusal Kanal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ulusal Kanal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2017 Pazar

Rantsal (kentsel) dönüşüm projeleri ve yaratılan suni asayiş sorunu

Kentsel dönüşüm projelerinin bir bir çıkmaza girdiği Fikirtepe'de, gerek hükümet gerek bölgede "Çantacı" diye tabir edilen müteahitler, rant projelerine ayak direyen vatandaşlara canından bezdirmek için sunni asayiş gündemi yaratmaya devam ediyor.

İşte onların son örneği sabah saatlerinde "Ana akım" diye tabir edilen, bir dönem basının "Amiral gemisi" Hürriyet tarafından kamuoyuna servis edildi. "İstanbul'un bu mahallesinde hayat kabusa döndü" başlığı ile internet sitesinin en çok okunan sözüm ona bu haberin alt metin okumasını, kentsel dönüşümle az biraz haşır neşir olan biri hemen çözer.

Çantacıların yıldırma politikası olarak yaratılan asayiş sorununu, daha önce en somut örneğini Tarlabaşında yaşadık. Oradaki konut sahiplerini ikna edemeyen çantacılar mafyatik örgütleri para karşılığında mahallede peydahlayarak ciddi bir asayiş sorunu yarattı.

En son adam öldürme, uyuşturucu, gasp, fuhuş yuvasına dönen Tarlabaşı'nda kendini ve ailesini söz konusu tehditlerden korumak için yerini yurdunu yok pahasına bu çantacı müteahitlere satıp başka diyarlara taşınmıştı.

Her ne hikmetse rant projelerine ayak direyen ancak asayiş sorunu nedeniyle göç eden vatandaşlarından ardından asayiş sorunları birden kesilir olmuştu.

İşte şimdi bu suni asayiş sorunu Fikirtepe'de yaratılmak isteniyor. Ne yazık ki sermaye medyasında buna alet oluyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülen kentsel dönüşüm projesinin henüz 3 te 1 başlamış durumda. Tamamlanan proje neredeyse yok.

Bu sorunu çözeceğini taahhüt eden bakanlık süreci hızlandırmak için müteahitleri sıkıştırıyor, bu müteahitler de mülk sahipleri ile anlaşamadığı yerlerde yukarıda bahsettiğim suni asayiş sorunlarını devreye koyuyor. Bu yöntem bir yerde çantada keklik olarak görülüyor.

Ha, tabi soracakcanız içlerinde hiç dürüst olan müteahit yok mu? Tabiki var. İşini ehli ile yapanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Peki neden vatandaş anlaşmıyor?

Vatandaş ile yüklenici firmalar arasında yaşanan en büyük sorun, tek taraflı hazırlanan sözleşmeler. Müteahitlerin lehine hazırlanan sözleşmelerle, bölgedeki yoksul halkın binbir güçlükle aldıkları evler ranta peşkeş çekilmek isteniyor.

Bu sorunların en başında geleni eşitsiz dağılım. Örneğin, 120 metrekare 3+1 dairesi olan vatandaşa  müteahit 75 metrekare 1+1 daire veriyor. Şayet eskisi gibi 120 metrekare evde oturmak isteyen vatandaştan rakamları 200 bin lirayı bulan fark geliri isteniyor. Tabi bunun içine mülk sahiplerinden her ay "Aidat" adıyla alınmak istenen paralar dahil değil. Bu aidatların bedeli de ortalama 600 lirayı buluyor.

Bu suni asayiş sorunu  İstanbul'un diğer bölgelerinde de yakın zamanda peydah olacağa benziyor. Umarım tarih tekerür etmez, biz yanılırız.

Bu yazdıklarım yalnızca buzdağının görünen kısmı. Daha anlatacak yazacak çok şey var. Onların bir kısmını aşağıda paylaşacağım haberlerden takip edebilirsiniz.
















Gökhan Çelik

11 Mart 2014 Salı

Merdan Yanardağ: Türkiye'nin Berkin'e borcu var

Merdan Yanardağ, Berkin Elvan'ın hayatını kaybetmesi hakkında “Türkiye'nin Berkin'e borcu var” dedi.

SONER BAHADIR

Ergenekon Davası Sanığı Gazeteci Merdan Yanardağ, Ulusal Kanal'a canlı telefon bağlantısıyla katıldı. Merdan Yanardağ, Berkin Elvan'a yapılan polis saldırısının Türkiye'nin aydınlanmacı yüzüne yapılan bir saldırı olduğu ve Türkiye'nin Berkin Elvan'a yeni Berkinlerin daha özgür yaşayabileceği bir Türkiye borcu olduğunu söyledi.

'Hepimizin çocuğu'

Gazeteci Yanardağ, Berkin Elvan'ın hayatını yitirmesi hakkında, “Berkin hepimizin çocuğuydu. Bu aslında bu rejimin çöktüğünü gösteriyor. Tayyip Erdoğan, 'Emri ben verdim' diyor. Haziran eylemlerinde hayatını kaybedenlerin sayısı bir arttı. Hayatını kaybedenler hepimizin çocuğuydu ama Berkin'de bir masumiyet vardı. 14 yaşında bu ülkenin geleceğini temsil eden bir çocuktu” şeklinde konuştu.

'İlerici taleplere saldırı'

Yanardağ, Türkiye'nin ilerici taleplerine saldırı yapıldığını belirterek bu saldırılara karşı mücadele çağrısı yaptı. Yanardağ, “Kimse öfkesini frenlemisin. Evet, rövanşist değiliz. Ama Bu ülkenin cumhuriyetçi, aydınlanmacı güçlerine saldıranlara karşı mücadele etmeliyiz. Berkin'in vücudunda bu ülkenin ilerici taleplerini öldürmek istediler. Türkiye'nin Berkin'e borcu. Berkinlerin daha iyi yaşayabileceği bir ülke kurabilirsek Berkin'e olan borcumuzu ödeyebiliriz” dedi.

Muhalif basına teşekkür

Merdan Yanardağ, halkın gücüyle tahliye olduklarını, bu halkın gücünün oluşmasında da muhalif basın kuruluşlarının önemli bir yeri olduğunu belirtti. Bu kuruluşlara teşekkür eden Yanardağ, “Ben Ulusal Kanal'a çok teşekkür ediyorum. Ben Ulusal Kanal'ın yayınının verilmesi için dilekçe verdim. Ulusal Kanal'ın yayınının verilmesiyle Muğla Cezaevi'ndeki hava değişti. Ulusal Kanal, Aydınlık, Halk TV, Cumhuriyet, Yurt, soL ve BirGün gibi muhalif medyanın özgürlüklerin artmasında, bu duvarların yıkılmasında çok önemli olduğunu vurgulamak istiyorum. Dışarıda bu mücadele verilmemiş olsaydı, halkın gücü arkamızda olmasaydı bunu başaramazdık” ifadelerini kullandı.

'Özgürlüklerimizi lekelemeye çalıştılar'

Yanardağ son olarak, Ergenekon Davası sanıklarının, Hrant Dink cinayeti ve Malatya Zirve Yayınevi saldırısının sanıklarıyla aynı zamanda tahliye edilmesinin bir karalama kampanyası olduğunu söyledi. Yanardağ bu konudaki görüşlerini, “Bizim tahliyemizi karalamak için önce katilleri saldılar. Özgürlüklerimizi lekelemeye çalıştılar. Hrant Dink Davası'ndan tutun da, Zirve Yayınevi Davası'na kadar. En son da 13. Ağır Ceza Mahkemesi yargıya darbe girişiminde bulundu. Bu durumun aşılmasında muhalif gazetelerin verdiği mücadele son derece önemliydi” sözleriyle dile getirdi.

31 Ocak 2014 Cuma

Ulusal’ın ROK hamlesi

Ulusal Kanal’ın dün akşam Yazar Rasim Ozan Kütahyalı’yı canlı yayına çıkartması tartışma konusu oldu. Peki bu yayın; gerek gazetecilik, gerekse siyasi olarak ne anlama geliyor?

Rasim Ozan Kütahyalı(ROK)’nın Ulusal Kanal’da canlı yayına çıkacağını önceki akşam bir telefonla öğrendim. Telefon eden kişi de benim gibi duruma inanamamıştı ve nasıl bir program olacağını merak etmişti. Duyar duymaz verdiğim ilk tepki, “Hayırdır inşallah” oldu.   

Tabii ki ROK’un Ulusal Kanal’a çıkacak olması yalnızca şaşkınlıklara sebep olmadı. Kemalist ve Sosyalist kesimin bir bölümü bu yayını çok ciddi bir biçimde eleştirdi. Gerek sosyal medyada gerekse doğrudan Kanal’a iletilen eleştirilerin boyutu “döneklik” hatta “vatan hainliği”ne kadar vardı. Yıllardır Ulusal Kanal’ı yere göğe sığdıramayan kitlenin bir gecede Kanal’ı “vatan haini” ilan etmesi, vatan hainliğinin bu ülkede ne kadar ucuz bir kavram olduğunu ise bir kere daha gözler önüne serdi.  

Gazeteci ve siyasi gözüyle bakarsak

Konuya gazeteci gözüyle bakarsak ROK’un Ulusal Kanal’a davet edilmesinde hiçbir sakınca yoktur. Hatta hemen hemen her medya kuruluşunun tek taraflı yayın yapmakla haklı bir biçimde eleştirildiği dönemde böyle bir yayın alkışlanacak bir hareket olarak bile görülebilir.

Fakat duruma siyasi gözle bakınca bu “hamle”nin o kadar da masum bir hamle olmadığını görüyorsunuz.

Programın seyri ve amacı

ROK, Sunucu Gülgün Feyman’ın sunduğu ve İşçi Partisi(İP) Şişli Belediye Başkan Adayı Yazar Ümit Zileli’nin yorumculuk yaptığı “Nasıl Yani?” isimli programa konuk oldu. Bu ikili, F Tipi Paralel Devlet’in kontrolündeki Kanaltürk’te yayınlanan “Ters Cephe” programından birbirine alışık.

Daha önce deplasmanda olan Ümit Zileli, bu sefer ev sahibi pozisyondaydı. Zileli’nin kendini ev sahibi pozisyonunda hissettiği ekrandaki duruşundan belliydi. ROK ise tam bir deplasman tedirginliği içerisindeydi. Özellikle yayının ilk bölümlerinde sürekli gömleğinin yakasını ve saçlarını düzeltiyor ve kendinden emin olmayan, “misafir” bir görüntü veriyordu.

Bu programın amacının, İP’nin temel kadrolarının da hedef alındığı yargı araçlı siyasi tasfiye operasyonları hakkında, son dönemlerde hükümetin, başta  Büyük Ortadoğu Projesi(BOP) Eş Başkanı Recep Tayyip Erdoğan(RTE) olmak üzere, yetkili isimleri tarafından da dile getirilen “yeniden yargılama” konusunun propagandasını yapmak olduğu aşikardı. Uzun süredir temel kadrolarını siyasi tutsaklıktan kurtarmak isteyen İP, ROK aracılığıyla BOP Eş Başkanlığı’nın bile bu davaların hukuksuzluğuna ikna olduğunu göstermeye çalışıyor.   

Günah çıkarma seansı

Zileli; gerek yılların verdiği deneyimin, gerekse “ev sahibi” olmanın verdiği güvenle programa hazırlıklı gelmişti. Zileli; önce ROK’un, yargı eliyle yapılan siyasi tasfiye operasyonları ile ilgili davaların haksız ve delilsiz davalar olduğu yönündeki son dönemdeki yazılarından bölümler okudu. Daha sonra da bu operasyonların başladığı dönemde operasyonlara destek verdiği yazılardan bölümler okuyarak neyin değiştiğini sordu. ROK ise bu soruya, klasik liberal dönekliğinin yanıtı olan “yanılmışım”la cevap verdi. ROK; Türkiye’de ilk zamanlarda askeri vesayet olduğunu, AKP’nin askeri vesayete karşı mücadele ettiğini fakat askeri vesayete karşı bir “Cemaat vesayeti” oluşturmaya çalıştığını 2011 yılının sonlarında fark ettiğini, bunu da doğrudan F Tipi Paralal Devlet’i işaret etmese de uyarılarda bulunduğunu söyleyerek günah çıkarmaya çalıştı. İnandırıcılığını yitirmemek isteyen ROK, RTE’nin “Yeni İstiklal Mücadelesi”nde destekçisi olduğunu eklemeyi de unutmadı. Bir Paralel Devlet’in vesayetini inşa eden birinin, istiklal mücadelesi vermesinin inandırıcılığını ise sizin akıllarınıza ve vicdanlarınıza bırakıyorum!

Son olarak “rok”, satrançta bir hamlenin de adı aynı zamanda. Oyunun kaybedilmesi demek olan “mat” olma tehlikesini hisseden oyuncu, belirli şartlar uygunsa rok yaparak kendini korumaya alır. Yani rok, özünde savunmaya yönelik bir hamledir. Fakat Ulusal Kanal, bu sefer saldırı amaçlı bir “ROK hamlesi” yaptı. Bu hamlenin sonuçlarının ne olacağını ise ilerleyen dönemlerdeki gelişmeler gösterecek.


Soner Bahadır

3 Ağustos 2013 Cumartesi

“Ergenekon’dan çıkış”a şafak operasyonu!

Ergenekon Davası karar duruşması için yapılan Özgürlük Buluşması çağrısına yönelik gözaltılara karşı yapılan eylemde gözaltıların Buluşma’yı önleyemeyeceği vurgulandı.

Cumhuriyet Halk Partisi(CHP), İşçi Partisi(İP), Türkiye Gençlik Birliği(TGB) ve Atatürkçü Düşünce Derneği, 5 Ağustos Pazartesi günü Silivri Ceza İnfaz Kurumu’nda gerçekleştirilecek Ergenekon Davası karar duruşmasına katılım çağrısı yapıyordu. “Ergenekon’dan çıkış” sloganıyla düzenlenen çağrıda Silivri’de bir “Özgürlük Buluşması” düzenleneceği söyleniyordu ve bu buluşmaya katılma çağrısı yapılıyordu.

Hükümet kanadından ise bu çağrının yasa dışı olduğu, Türkiye’nin çeşitli illerinden kaldırılması planlanan otobüslerin illerden çıkarılmasına izin verilmeyeceği ve 5 Ağustos’ta Silivri’ye geleceklerin Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet edecekleri gerekçesiyle gözaltına alınacakları söylenmişti.

Aydınlık Gazetesi, Ulusal Kanal, İP ve TGB yöneticilerine yönelik 5 Ağustos’ta Silivri Cezaevi’ne gitme çağrısı yaptıkları için sabah saatlerinde yakalama kararıyla gözaltı operasyonları düzenlendi. Operasyonlarda TGB Genel Başkanı Çağdaş Cengiz, Genel Başkan yardımcıları Aykut Diş, Cemil Gözel, Utku Faik Yılmaz, Genel Sekreter Mustafa Sevim, İstanbul İl Başkanı Olgu Özdemir, İl Başkan Yardımcısı Uğurcan Yardımoğlu, Ankara İl Başkanı Orçun Göktürk, Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa İlker Yücel, Editör Osman Erbil, Ulusal Kanal Ankara Temsilcisi Mustafa Kaya, Ulusal Kanal Ankara Muhabiri Mehmet Kıvanç, İP İstanbul İl Başkanı Osman Bilge Kuruca ve Öncü Gençlik Ankara İl Başkanı Efe Barbaros’un da aralarında bulunduğu isimlerin evinde arama yapıldı.

Operasyon Taksim’de protesto edildi. İP İstanbul İl Örgütü’nün yanı sıra Aydınlık Gazetesi ve Ulusal Kanal’ın genel merkezlerinin bulunduğu Deva Çıkmazı önünde gerçekleştirilen eylemde polis Odakule’nin önünde Çevik Kuvvet ekipleri ve TOMA ile barikat kurarak yapılmak istenen yürüyüşe izin vermedi. Eylem sırasında “Hükümet istifa”, “Titre AKP devrimciler geliyor”, “Silivri bizimle özgürleşecek” ve “Kahrolsun AKP diktatörlüğü” sloganları atıldı.

‘AKP’yi deliğe süpürmeye gideceğiz’

İP Genel Başkan Yardımcısı ve Aydınlık Gazetesi Genel Müdürü Yalçın Büyükdağlı, gözaltı operasyonlarına rağmen yüz binlerin AKP iktidarını deliğe süpürmek için Silivri’ye gideceğini söyledi. Yalçın Büyükdağlı şunları söyledi: “Dün Vali’nin toplantısında bu operasyonun işareti verilmişti. 5 Ağustos’ta yüz binler CHP, İşçi Partisi, ADD ve TGB öncülüğünde, işlenecek bir hukuk cinayetine karşı duracak. Tayyip Erdoğanlar 2007’den bu yana azgınca saldırıyorlar. Yüzlerce yurtsever, asker ve ülkemizin geleceğine ışık tutan aydınlar sözde yargılanıyor. Biz şimdiden bu kararı tanımayacağımızı söylüyoruz. Bu karar Türkiye’nin bölünmesi amacıyla alınan sözde bir karardır. Bu karara büyük bir tepki vardır. Deliğe süpürülme vakitleri gelmiştir. Onları deliğe süpürecek olan ayağa kalkan halkımızdır.”

‘Ulusal Kanal susmaz, büyür’

Ulusal Kanal Genel Yayın Koordinatörü Yener Güneş de yaptığı açıklamada gözaltı operasyonlarının Ulusal Kanal’ı susturamayacağını söyledi. Yener Güneş şunları söyledi: “Şafak operasyonunun amacı ortadadır. Ergenekon Davası’nın hükmü 5 Ağustos’ta açıklanacaktır. Yüz binler o gün Silivri’de toplanacak ve baştan belli olan hukuksuz kararları protesto edecektir. Bunu enegellemek için halk hareketine önderlik eden kişi ve kurumlara basın yaparak Silivri buluşması bastırılmaya çalışılmaktadır. Biz Ulusal Kanal’ı kurarken bir söz verdik. Çağdaş, bağımsız, özgür bir Türkiye’ye yakışan, halktan yana bir yayın yapacağız dedik. Sözümüz söz. Ulusal Kanal susmaz, büyür. Türk milleti sinmez, dirilir.”

‘Tayyip Erdoğan’ın korktuğunu gösteriyor’

TGB Genel Başkan Yardımcısı Ezgi Sağcan ise bu tutuklamaların Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın halktan korktuğunun göstergesi olduğunu belirtti. Ezgi Sağcan konuya ilişkin görüşlerini, “AKP birleşen tüm kitlelerden, direnen basından, stadyumlardan ve özellikle üniversite gençliğinin yaratıcı gücünden korkmaktadır. AKP halktan korkmaktadır! Ancak yöntemleri çoktan başarısızlığa uğradı bile. Bu tezgahları düzenleyen merkeze soruyoruz: “TGB kurucularını Ergenekon davasında yargıladığınızda, biz mücadeleyi bıraktık mı, küçüldük mü? Yoksa 6 yıl içinde daha da büyüyerek mi cevap verdik? Uyarıyoruz! Baskınlara da cevabı bütün örgütlü gücüyle, Türk Milleti 5 Ağustos’ta verecektir. Bunu durdurmaya kalkanlar halk hareketinin altında kalacak ve hesap verecektir!” ifadeleriyle dile getirdi.

‘Ekmeğinizi, suyunuzu alın Silivri’ye gelin’

CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ise yurttaşları 5 Ağustos’ta Silivri’ye özgürlük buluşmasına katılmaya davet etti. Kazlıçeşme Mitingi’ne devlet olanaklarıyla insanların taşındığını hatırlatan Mahmut Tanal, “Kazlıçeşme’ye her şey serbest, duruşmaların alenilik ilkesi doğrultusunda hakkını kullanmak isteyenlere yasak. Bunun adı diktatörlüktür. Emniyetin baskı gücü insanları bir araya topladı. Silivri’ye piknik yapmaya gidecekler. Oraya ekmeğinizi, suyunuzu, Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiğini ekonomik gücünüz yetiyorsa bir de sucuğunuzu alın ve özgürlük buluşmasına gidin” şeklinde konuştu.

Bağımsız Türkiye çağrısı

68’liler Birliği Vakfı Başkanı Sönmez Targan ise tam bağımsız Türkiye mücadelesinde ortaklaşma çağrısı yaptı. Tayyip Erdoğan’ın iktidar olduğu dönemde söylediği “Kefenimizi giyip geldik” sözlerine değinen Sönmez Targan, “Recep Tayyip Erdoğan iktidar olduğunda ‘Biz kefenimizi giydik’ demişti. Bir iktidar ülkeyi yönetmeye gelir. Bunlar halkla savaşmaya geldiler. Bunun faşizmin ayak sesleri olduğunu söyledik. Halk mücadelesini örgütlenerek yürütür. Örgütlerimizi tam bağımsız Türkiye şiarı altında birleştirmeliyiz” dedi.

‘Yüz binlerle çıkarma yapacağız’

Sanatçı Suzan Aksoy ise yürüyüşü durduran polislere hitap ederek konuştu. Aksoy, “Sizler bu yasağı sürdürdüğünüz sürece sayın Vali ve siz suç işliyorsunuz. Hala bunu öğrenemediyseniz oraya yüz binlerce insanla çıkarma yapacağız. Askerlerimiz önünde sonunda oradan çıkacak. O deliğe sizler gireceksiniz” şeklinde konuştu.

TGS de Silivri’ye gidecek

Türkiye Gazeteciler Sendikası(TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi ise gözaltı operasyonları hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Ercan İpekçi gözaltıları baskı ve tehdit amaçlı olduğunu belirterek kınadı. İpekçi şu ifadeleri kullandı: “Siyasi iktidarın, 5 Ağustos'ta Silivri'de yapılacak Ergenekon davası karar duruşmasını bahane ederek, gazetecileri susturmaya ve korkutmaya yönelik baskı ve tehdit politikalarını sürdürmesini kınıyoruz. Basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıların sona ermesini; hapisteki gazetecilerin, yazarların, aydınların, tüm fikir suçlularının bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz.”

İpekçi ayrıca yapılan yasaklamalar ve gözaltı işlemleri sonucu 5 Ağustos’taki duruşmanın öneminin arttığını vurgulayarak TGS ve Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun da duruşmayı izleyeceğini söyledi. İpekçi, ”Bu vesileyle, 7'si tutuklu çok sayıda gazetecinin de tutuksuz olarak yargılandığı Ergenekon davasının 5 Ağustos'ta yapılacak karar duruşmasını, TGS'nin de içinde bulunduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu'nun 27 kişiden oluşan bir heyetle izleyeceğini hatırlatıyoruz. Tutuklu yakınlarının ve halkın salona girmesinin yasaklandığı bir ortamda, halka gerçekleri aktarmakla görevli olan çok sayıda gazetecinin bu duruşmayı izlemesinin önemi daha da artmıştır. Gezi Parkı gösterileri sırasında gerçekleri gizleyerek halkın tepkisini çeken medya kuruluşlarını ve tüm gazetecileri, basın ve ifade özgürlüğü mücadelesinde bedel ödeyen bütün meslektaşlarımızla dayanışma içinde olmaya çağırıyoruz” dedi.
  

Soner Bahadır

22 Ocak 2013 Salı

İhsan Arslan’ı savunmak Margulies’e kaldı


Aydınlık ve Ulusal Kanal’ın Orhan Aykut röportajları, “yetmez ama evet”çileri ayağa kaldırdı. Haberlerin odağındaki İhsan Arslan’ın ağzı açılmazken, Roni Margulies’in sokaklara dökülmesi ise dikkat çekici.

Aydınlık Gazetesi ve Ulusal Kanal, 16 – 20 Ocak tarihleri arasında, Taraf Gazetesi Yazarı Mehmet Baransu tarafından Balyoz ve Ergenekon gibi askerlerin yargılandığı siyasi davalarla ilgili “bavul dolusu belgeler” ile hazırlanan haberlere konu olan belgelerin sahte olduğu yönünde haber dizileri yayınladı. Haberlerin ana temasında belgelerin, eski AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan’ın başında bulunduğu; içinde eski Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, eski Deniz Kuvvetleri Binbaşı Prof. Dr. İskender Pala ve Orhan Aykut’un da yer aldığı bir grup tarafından hazırlandığı ve Baransu’ya 2003 yılında İstanbul Mövenpick Otel’de verildiği yer alıyor.

Bu yayınlarla ilgili olarak ne yukarda adını saydığım isimler, ne ilgili kurumlardan bir yetkili, ne bir mahkeme ne de habere imza atan Mehmet Baransu ağzını açmış değil. Kimseden çıt çıkmıyor. Haberleri takip eden ve Balyoz Davası hükümlülerinin yakınlarından oluşan Vardiye Bizde Platformu üyeleri ise haberlerde adı geçen kişiler hakkında suç duyurusunda bulundu. Henüz, suçlanan kimseden bir ses seda yok. Ne yalanlıyorlar ne de doğruluyorlar.

“Yetmez ama evet” platformu

Yalnızca, Darbeye Karşı 70 Milyon Adım Platformu ses çıkarıyor. Kimlerden oluşuyor bu platform? 12 Eylül 2010 tarihli Anayasa Referandumu’nda hükümetin “askeri vesayeti kaldırıp darbelerle hesaplaşacağı” ve “sivil ve demokratik bir anayasa hazırlayacağı” argümanlarının “sol propaganda(!)”sını yapan ve “Yetmez ama evet” diyen Taraf Gazetesi etrafında öbekleşen ve “AKP’nin getirdiği ileri demokrasi(!)”den nemalanarak “sosyalizm(!)” kuracağı açmazını savunan “devrimci sosyalist(!)”lerden.

Platform, Taraf Gazetesi’nin 20 Ocak 2010 tarihinde “Fatih Camii bombalanacaktı” manşetini atışının 3. yıl dönümünde Taraf Gazetesi Yazarı Roni Margulies’in de katılımıyla Taksim Tünel Meydanı’ndan Galatasaray Meydanı’na yürüdü. Güzergahları üzerinde bulunan İstanbul Barosu’nun önünden geçerken “darbeci baro” diye bağıran kitlenin, aynı güzergah üzerinde bulunan ve kendi ifadeleri ile “yüksek sesli darbecisever propaganda” yapan Aydınlık Gazetesi ve Ulusal Kanal’ın binasının önünden geçerken özel bir slogan atmaması ya da sıradan söyleminin dışına çıkmamış olması ise ayrı bir dikkat çekici unsur.

Tutarsız düşünme sistemi

Platform tarafından yapılan basın açıklaması ve bütün kopardıkları yaygarayı dayandırdıkları varsayımsa “düşünce” denen şeyin bu topraklara uğramadığı izlenimini uyandırdı bende. Açıklamada, “Son dönemde yüksek sesle yapılan yayınlara inanacak olursak; 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan darbelerinin bu ülkede gerçekleşmediğine inanmamız gerekiyor” denildi.           

Bu sistematik ve bakış açısıyla düşünmek çok sakat bir yaklaşımdır. O zaman bu kitlenin benim işkembe-i kübradan sallayacağım ve tabii ki gerçeklik payı olmayan, “Uğur Mumcu’yu, Roni Margulies öldürdü. Buna karşı çıkanlar bu ülkede daha insan öldürüldüğü gerçeğini görmememizi istiyor” varsayımını da doğru kabul etmeleri gerekmektedir. Bu iki varsayım da aynı derece akılcı ve gerçekçidir.

Margulies neden yürüyor?

İhsan Arslan ağzını açmıyor, AKP Genel Merkezi ağzını açmıyor, Ramazan Akyürek ağzını açmıyor, Emniyet Genel Müdürlüğü ağzını açmıyor, İskender Pala ağzını açmıyor, Genelkurmay Başkanlığı ağzını açmıyor, Mehmet Baransu ağzını açmıyor, manşeti attıran Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan ağzını açmıyor, bu konuda adeta “zurnanın son deliği” denebilecek Roni Margulies Taksim’de yürüyüşe katılıyor.

Margulies nezlinde bütün yürüyenlere soruyorum: Bu kadar suçlanan ve yanıt vermesi beklenen kişi ve kurumlar bu iddiaları yalanlamazken siz neden böyle bir yürüyüş düzenlersiniz?

Yukarda isimlerini saydığım kurum ve kişilere de soruyorum: İnsanlar, sizerle ilgili suçlamalar hakkında size destek vermek için eylem yaparken siz neden tek kelime açıklama yapmazsınız? Hakkınızdaki iddiaların, “görevi kötüye kullanmak”, “evrakta sahtecilik” ve “adil yargılamayı etkileme” gibi suçları barındırdığının farkında mısınız?

Soner Bahadır

25 Aralık 2012 Salı

Olmadı Levent Kırca!

Bilenler bilir. Bir dönemin ülke sorunlarını mizahi bir üslup ile yeren ve izleyen herkese "Olacak O Kadar" dedirten isim, Levent Kırca. Ben zat-ı hallerine geçen güne kadar zamanında yaptığı onca yergiye ve biraz da emeğe saygı mantığıyla bir sempati duyardım. Ancak dün "Sanatçılar Girişimi Gecesi" inde sarfettiği ve dinleyenler üzerinde adeta soğuk duş etkisi yapan söylemleri herşeyi ve emeğe saygı mantığını aşarak herkesi olduğu gibi beni de şoke etti, sinirlendirdi...

Sanatçılar Girişimi, "Reddediyoruz/Ferman Padişahın Ülke Bizimdir" sloganıyla Bostancı Gösteri Merkezi'nde Büyük Buluşma isimli bir etkinlik düzenledi. Etkinlikte Türkiye'deki sanat camiasında siyasi parti başkanları ve üylerine kadar bir çok kişi katıldı. Ki bunlar; Tarık Akan, Edip Akbayram, Ataol Behramoğlu, Genco Erkal, Gulriz Sururi, Cahit Berkay, Nejat Yavaşoğulları, Yavuz Top, Aytaç Arman, Timur Selçuk, Erkin Koray, Levent Üzümcü, İsmail Hakkı Demircioğlu, Erkan Oğur, Melike Demirağ, Grup Gündoğarken, Mehmet Aksoy, Bilgesu Erenus, Menderes Samancılar, Ümit Zileli, Cihat Tamer, Sadık Gürbüz, Orhan Aydın, Kubat, Işıl Özgentürk, Mehtap Meral, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ferit İlsever ve TKP Genel Başkanı Erkan Baş, İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal ve malesef Levent Kırca.

Malesef diyorum çünkü gecede yaptığı konuşma gerçekten bir sanatçı kişiliğine hiç mi hiç yakışı kalmayan söylemlerdi. Ki kendine sürekli anti-emparyalist, ilerici ve devrimci rol biçen birine bu söylem yakışmadı... Söylemin çıkış nedeni esasında zaman darlığı ve sıra kavgası. Normal program dahilinde söz sahibi Levent Kırca da iken, sıra bir yere yetişmesi gereken Kılıçdaroğlu'na verilince kızılca kıyamet koptu... Durum hal böyle iken de hemen sonra sahneye çıkan Levent Kırca da açtı ağzını yumdu gözünü... Mesela mı? işte kanımca kadınları aşağılayan ve benim en çok midemi bulandıran o söylem;
“benim de acelem var bi karı buldum onu düzücem”
Levent Kırca elinde mikrofon bangır bangır bunu söylüyor, üstelik canlı yayında. (Ulusal Kanal geceyi canlı olarak yayınladı) sonrasında arkasından da etkinliği izlemeye gelen çok sayıda vatandaş ve bazı sanatçılar Kırcayı var gücüyle alkışlıyor. İnanılır gibi değil gerçekten, akla zarar... O an kısa süreliğine şüpheye düştüm ve yanılıyor olabilirim, yalnış duydum diye düşündüm.  Ardından sosyal medya yorumlarına baktım... Ve sonuç: doğru duymuşum. Sözüm ona ilerici! ve devrimci! Kırca, böylesini kadınları aşağılayıcı ve talihsiz bir söylemde bulundu.

Ben burada suçu  sadece Levent Kırca'ya atmıyorum. Ayrıca tekrar etmek istemediğim o söylemin arkasından alkışlayan vatandaşları ve sözüm ona aydın, sanatçı diye geçinen kişilere de aynı suçtan pay biçiyorum. Çünkü Kırcay'a o sözü sarfettirecek güveni ve ortamı alkışlarıyla yersiz tezahuratları ile onlar sağladı... Son olarak Levent Kırca'yı ben, taşıdığı sıfattan ötürü toplumdan ve bilhassa kadınlarımızdan  özür dilemeye davet ediyorum.

Okuyucuya not:  Şayet s benim yazdıklarımın asparagas olduğunu varsayıp inanmazsanız diye konuşmanın geçtiği videonun linkini altta paylaşıyorum.

 http://www.youtube.com/watch?v=dQcjaFEphx8
                                                                                            Gökhan ÇELİK