logo

Mustafa Sarıgül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa Sarıgül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Nisan 2014 Pazar

30 Mart ve Haşim Kılıç: İktidarsız hükümet!

30 Mart Seçimleri, Türkiye siyaseti açısından önemli veriler sundu. Bu veriler, Türkiye'nin siyasal geleceğine de ışık tutacak cinsten.

BOP Eş Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 30 Mart seçimlerinin "ülkenin geleceğinin oylanacağı" bir seçim olduğunu buyurmuştu. Bu yüzden her ne kadar adı "yerel seçim" olsa da aslında bir genel seçimdi. Bu yüzden oy oranlarında bu seçimlerde yapılacak karşılaştırma için doğru kriter, bir önceki seçim olan 2011 Genel Seçimleri olacak. Bu yüzden bu seçimlere ilişkin analiz yapabilmek için öncelikle bu iki seçim sonuçlarını gözümüzün önüne almamız lazım.


SEÇİM PARTİ OY ORANI

2014    AKP      43.32
             CHP      25.59
             MHP     17.63

2011    AKP      49.95



         CHP      25.94
         MHP     12.98

2011 ve 2014 seçimleri sonuçlarına baktığımız zaman en dikkat çekici unsur, AKP'deki düşüş ve buna paralel olarak MHP'deki yükseliş. Bu durum, sistem medyası tarafından "MHP'nin sessiz yükselişi" olarak yorumlandı. Bu yorum ise doğru değil. Doğru olan, AKP'ye oy veren MHP tabanının oylarını yeniden MHP'ye geri dönmesi. Yani eskilerin kullanmayı sevdiği ifade ile "suların eski kanallarına akması." Bu söylediğimi, MHP'nin 2009 yerel seçimlerinde yüzde 16.1 oy almasıyla açıklayabiliriz. Bu yorumumu kuvvetlendiren bir diğer veri ise 2009 seçimlerinde AKP'nin aldığı oyun yüzde 38.8 olması.

Haziran, F Tipi'ne yedeklenmedi 

Seçim sonuçlarına ilişkin üzerinde durulması gereken konu, Haziran Direnişi gibi Dünya tarihine geçen bir halk hareketinin gölgesinde gerçekleşen seçimlerde "En büyük muhalefet oldağı" olarak kendisini pazarlayan CHP'nin oylarında kayda değer bir değişikliğin olmaması. Bu ülkede ortalama aydın, ilerici, toplumcu ve merkez sol toplamı temsil eden ve "Gezi'den ders aldığını" söyleyen CHP'nin oylarında ciddi bir değişikliğin olmaması son derece önemli. Çünkü aslında CHP, Haziran Direnişi'nden ders almak yerine Fethullah Gülen - Recep Tayyip Erdoğan ittifak blokunun çatırdaması üzerine kendini Gülen'e yedeklemeye çalışmıştır.

Bu sebepledir ki, AKP'nin Suriye politikaları yüzünden onlarca canını yitiren Hatay'da AKP'nin belediye başkanını kendinden aday göstermiş, CHP tabanının büyük çoğunluğunun sahiplendiği Deniz Gezmiş ve Yılmaz Güney'e "terörist" diyen Mansur Yavaş'ı Ankara'dan aday göstermiş, "Fethullah Gülen'e zulmedildiği"ni düşünen ve AKP'li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ı "Kadir abi" ilan etmiş Mustafa Sarıgül'ü İstanbul'dan aday göstermiştir. Hatta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun kendisi, Fethullah Gülen Örgütü'nün uluslararası militan devşirme programı Türkçe Olimpiyatları'ndan "Türkiye'nin gururunun okşandığını" söylemiş, buna ek olarak Mustafa Sarıgül de, "Kendi dönemlerinde Türkçe Olimpiyatları'nın daha görkemli geçeceğini" söylemiştir. İstanbul, Ankara ve Hatay'da yapılan bu sağ hamleler, Haziran Direnişi'nin önemli üç merkezinde CHP'ye zafer getirmemiştir.

Bu sonuç, Haziran'ın F Tipi Örgüt'e yedeklenmediğinin göstergesi olmakla beraber, örgütsüz bir mücadelenin de sonuç getirmeyeceğini gözler önüne sermiştir. Bu sonuçlardan çıkarılması gereken bir diğer sonuç da F Tipi Örgüt'ün Türkiye'de zannedildiği kadar güçlü bir siyasal belirleyen olmadığı.


İktidarsız hükümet 

AKP, 2014 Yerel Seçimleri'nden de en fazla oy alan parti olarak çıkmıştır. Peki bu durum, AKP açısından bir "Seçim zaferi" midir? Kesinlikle hayır.

17 Aralık Operasyonu'na kadarki dönemde AKP yalnızca kendisi dışında kalan toplumsal çevrelerin tamamıyla savaşan bir görüntü veriyordu. 17 Aralıkla birlikte bu görüntüye "Paralel Devlet" eklendi. Seçimlerden birkaç gün öncesinde ipuçları verilen "Paralel Devlet"e yönelik operasyon, seçimlerin sona ermesiyle birlikte başladı ve Emniyet Teşkilatı'nda yüzlerce polisin yeri değiştirildi.

F Tipi Örgüt ile mücadelesi süren AKP'ye yeni bir mücadele başlığı da Anayasa Mahkemesi(AYM) Başkanı Haşim Kılıç oldu. Daha önce Twitter ve Youtube başta olmak üzere kritik başlıklarda AKP aleyhine "kararlarıyla konuşan" ve AKP tarafından "gayrimilli" olmakla suçlanan Haşim Kılıç'ın, AYM'nin 52. Yılı töreninde yaptığı konuşma AKP'nin her ne kadar hükümet olsa da sistem içinde dahi bir iktidar kuramadığının açık göstergesi. Sayıştay'ın AKP aleyhine yayınladığı ve son dönemlerde gündeme gelen raporları da bu tespiti güçlendiren bir diğer gösterge. Yani, karşımızda iktidarsız bir hükümet var!

Bu konudaki yapılması gerekeni Fikir Kulüpleri Federasyonu Genel Başkanı Erçin Fırat tarif ediyor: "Haziran'ı yaratanlar, Haziran'ı sürdürmek zorunda." Bunun yolu da Haziran'ın birleşik öz örgütlülüğünü sağlaması, hiçbir sömürücü odağa kendisini yedeklememesinden geçiyor...

Soner Bahadır

31 Mart 2014 Pazartesi

Hırsız Her Yerde Hırsızdır

      Hangi rezilliği konuşalım?

      Çalınan sandıkları mı?

      Kesilen elektrikler sonucu AKP’nin öne geçişlerini mi?

      Rekor sayıya ulaşan 1418 tutanağı mı?

      Oy sayımını izleme hakkının, tüm vatandaşların yasal hakkı olmasına rağmen vatandaşların polis tarafından içeri alınmamasını mı?

      Seçim kavgaları sonucu hayatını kaybeden 9 kişiyi mi?

      Hükümetin organı(!) olmuş Anadolu Ajansı’nın manipülatif haberlerini mi?

      Ve en acısı; ayakkabı kutularından milyon milyon avroları çıkan, polise emri ben verdim deyip 10’a yakın gencin ölümüne sebep olduğunu itiraf eden, Mustafa Kemal’e Atatürk demekten çekinen, Uludere’de masumlara bomba yağdıran hükümete düşünmeden oy verenleri mi?

      Dün seçim sonucu sayılırken İstanbul’un 14 yerinde elektrikler kesildi. Ayrıca Ankara’da, Eskişehir’de, Gaziantep’te, Bitlis’te, Şanlıurfa’da, Aksaray’da, Mardin’de ve Hatay’da da uzun süre elektriksiz seçim sonucu sayıldı. YSK Başkanı Sayın Güven de çıktı, "Elektrik kesintilerinden haberim yok" dedi. E tabi canım nereden haberin olsun seçimlerle ne alakan olur senin. Seçim ne alaka, YSK Başkanı Sayın Güven ne alaka!

      Ampulleri söndü!

      Bunlar bize açıklıyor, neden bu kadar çok “sandık da sandık” dediklerini. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.

      AKP’yi tebrik ederim! Sandık çalarak, elektrik keserek, Türkiye genelinde yüzde 44 küsür oy aldılar. Sandık da sandık dediler, onca tezgahla dediklerini yaptılar.

      Ama biz umudumuzu kesmedik! 

      Gün gelecek seçimleri delikanlıca yapmak zorunda kalacaksın.

      Gün gelecek yüzde 0.4’le kazandığın Ankara’yı, yüzde 6’yla kazandığın İstanbul’u da kaybedeceksin.

      Gün gelecek ne para, ne oy çalabileceksin.

      Gün gelecek, internet sitelerini kafana göre kapatamayacaksın. Utancını (gerçeği) örtemeyeceksin. 

      Gün gelecek gencecik çocukları öldüremeyeceksin.

      Gün gelecek o masken düşecek, kim bilir, hangi ‘gerçek’ suçlamalarla yargılanacaksın.

      Seçim sonuçları, tüm yurttaşlara hayırlı olsun diyelim. Mücadeleye devam. Onlar durmak yok diyorsa, biz de “Yılmak yok” diyelim.

      O da gitsin balkona çıksın, savaş çağrısı yapsın, haşhaşi desin.

      Herkes kendisine yakışanı yapsın.

      Uğur Mutlu

25 Mart 2014 Salı

İstanbul’da yüzde yüzün yüzünü güldürecek başkan kim?

CHP İBB Başkan Adayı Mustafa Sarıgül, seçim propagandasını bu soruyu sorup kendi ismiyle yanıtlayarak sürdürüyor.

Madem ki soruyu sorduk, cevabını da verelim. İstanbul’da yüzde yüzün yüzünü güldürecek bi başkan ya da başkan adayı yok, olmadı ve sınıflı toplum devam ettiği sürece de olmayacak. Bu durum sadece İstanbul’a özgü bir durum değil. Sadece Türkiye’nin değil, Dünya’nın hiçbir yerinde sınıflı toplum var olduğu sürece yüzde yüzün yüzünü güldürecek değil bir belediye başkanı, cumhurbaşkanı bile olamaz. Bu durum adayların kişilikleri ya da siyasi becerileriyle alakalı değildir. Bu durum, mevcut ekonomik ve politik sistemin doğal ve bu sistemler devrilmedikçe değiştirilemez sonucudur.

Çünkü sınıflı toplumlar; ekonomik çıkarları, dolayısıyla mutlulukları uzlaşmaz bir biçimde birbirine zıt kesimlerden oluşur. Sermayedar sınıfı, sürekli para birikimini arttırmak zorundadır. Bunun için de öncelikle emekçi sınıfının tek geliri olan maaş giderini azaltmak zorundadır. Emekçi kesimse hayatını daha ileri düzeye taşımak için maaş gelirini arttırmak zorundadır. Bu durum az önce anlattğım denklemde sermayenin azalmasına sebebiyet vereceği için sermayedar sınıfın çıkarına aykırıdır.

Peki Mustafa Sarıgül ve Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) ekipleri bunu bilmiyor mu? En az benim kadar iyi biliyor. Peki neden böyle bir seçim propagandası izliyorlar? Soruya, uzun bir aradan sonra demir parmaklıkların ardından aramıza dönen Gazeteci Merdan Yanardağ versin:

“Neoliberal politikalara kayıtsız şartsız teslim oldu AKP, gözü kara bir biçimde bu neoliberal politikaların uygulayıcısı oldu. Küresel sermayenin talepleri de bu yöndeydi. Dolayısıyla AKP iktidarının çökmesiyle sert savruluşu engellemeye çalışıyorlar. Burada yapılacak tek şey CHP'yi terbiye ederek yumuşak geçiş sağlayacak bir çizgiye kazanmaktı. Malesef öyle bir yerde konumlanmış durumda CHP. Bu projeye ‘evet’ demiş, o anlaşılıyor.”(1)

Peki CHP, bu “yumuşak geçiş”i nasıl sağlayacak? Siyaset sözlüğünde bu sorunun yanıtı “sınıf uzlaşması”dır. Sınıf uzlaşması nedir? Sınıf uzlaşması, sermayeci(kapitalist) düzenin oluşturduğu ekonomik sınıflar arası gelir farkını(uçurumunu) kendilerince “kabul edilebilir” düzeye çekmektir. Bu düşünce, içinde bulunduğumuz dönemde olduğu gibi sosyal ve ekonomik gerilim ve uçurumların arttığı dönemde sermaye sınıfı tarafından parlatılarak halkın önüne konur.

İtiraz demeyeyim de, bazı “homurdanma”ları duyar gibiyim: “AKP gitsin de nasıl giderse gitsin”, “Ne yapalım, AKP’ye göre kötünün iyisi” diyorsunuz değil mi?

Türkçe Olimpiyatları’nı hatırlıyorsunuzdur. BOP Eş Başkanlığı tarafından bugün “Paralel Devlet” ve “Haşhaşi” gibi nitelemelerle anılan F Tipi Örgüt’ün uluslararası militan yetiştirme festivali. F Tipi Örgüt’ün, iktidardan “Ne istese aldığı” dönemlerde Tayyiban kadrolarının Cumhurbaşkanı ve Başbakan düzeyinde gururla katıldığı bir etkinlikti. Tayyiban kadroları ile F Tipi Örgüt arasında “Öküz ölüp, ortaklık bitince” Tayyiban bu etkinlikleri bir daha yaptırmayacağını bağırmıştı.

“AKP’den kurtulmak için kötünün iyisi” olan Mustafa Sarıgül bu duruma ne yanıt verdi? “Cemaate zulüm ediliyor. Türkçe Olimpiyatları benim dönemimde daha görkemli olacak!” Hatta “CHP Genel Müdürü”, Türkçe Olimpiyatları’ndan “Türkiye’nin gururunun okşandığını” söyledi.

Sermaye sınıfı, bu iki yaklaşımı türkü söyleyerek karşılıyor:

“Ölen beden imiş,
Aşıklar ölmez!”

(1)Merdan Yanardağ, soL Gazetesi, 24 Mart 2014, sayfa 2

Soner Bahadır

16 Kasım 2013 Cumartesi

CHP'nin değişen siyasi referansları


Son yıllarda bir siyasi partiden çok, fikir jimnastiği ekibi havası veren CHP'de İBB Başkanlığı konusunda da "hareketli" günler yaşanıyor...

Türk Dil Kurumu, siyasi parti kavramının tanımını şöyle yapar: "Ortak düşünce ve görüşteki kişilerin oluşturdukları siyasal topluluk, fırka." Bu tanım ortaokul ve lise yıllarında da bize okullarda öğretilir. Fakat, Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkan olduğundan beri Cumhuriyet Halk Partisi(CHP), bir siyasi parti olma özelliğini ciddi bir biçimde yitirdi. Bu 3 buçuk yıllık dönemde sık sık Parti içinde gelenekçi(ulusalcı) ve yenilikçi(liberal) kanattan söz edilir. Hatta bu kanatlar üzerinde çeşitli siyasi iddialar ortaya atılır. Bir parti içerisinde bazı konuların detaylarında farklı tespitler ve çözüm önerileri sunulabilir, bu doğaldır. Fakat bu durum neredeyse bir siyaset halini alıyor ve süreklilik arz ediyorsa, o grubun bir "siyasi parti" olma niteliği ortadan kalkar.

İstanbul'un kayıp anahtarı

CHP'de İstanbul Büyükşehir Belediye(İBB) Başkanlığı için yürütülen faaliyetler hiç de "Ortak düşünce ve görüşteki kişilerin oluşturdukları siyasal topluluk" tarafından yapılmış gibi durmuyor. CHP Parti Örgütü ve Örgüt Yönetiminden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin ve CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı, şaşalı bir törenle 31 Ekim tarihinde makamında ziyaret etmişti Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ü. Basına kapalı bir biçimde Sarıgülle konuşan Keskin, Sarıgül'ün "yuvaya döndüğünü" söylemiş ve CHP-Sarıgül ilişkisini "Kuru bir dilekçeye indirgenemez" olarak nitelemişti. Sarıgül ise İstanbul'un anahtarını Kemal Kılıçdaroğlu'na getireceğini ve İstanbul'dan başlayarak CHP'nin iktidarı için çalışacağını söylemişti. Bu açıklamaların ardından 9 Kasım günü CHP Parti Meclisi'nin kararıyla ve Kılıçdaroğlu ile el ele poz vererek Sarıgül resmen CHP'ye üye oldu.

9 Kasım'da CHP'nin tek gündemi Sarıgül'ün CHP'ye dönmesi değildi. Aynı gün, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, Kadıköy İskele Meydanı'nda İBB Başkan Aday Adaylığı mitingi düzenledi. Gürsel Tekin, İstanbul İl Başkanı görevindeyken 2009 yerel seçimlerinde İBB Başkan Adayı olarak gösterilen Kemal Kılıçdaroğlu'nun tanıtımını yapan ve CHP'nin, İBB'deki oylarının artmasında önemli bir pay sahibi olan birisiydi. Bu özelliğiyle Kılıçdaroğlu'nun yakınında olan ve İstanbul'da da etkin birisi. Ayrıca, 3 yıl önce röportaj yaptığım için rahatlıkla söyleyebilirim ki Tekin, politik davranmayı da çok iyi bilen birisi. Tekin mitingde, "Kendimi sizlere emanet ediyorum. 4 aday adayına başarılar diliyorum. 2009'da olduğu gibi adayımız kim olursa olsun arkasında duracağım" şeklinde konuşurken, diğer İBB Başkan aday adayları Celal Doğan ve Eski CHP İstanbul İl Başkanı Prof. Dr. Semih Eryılmaz'ın mesajlarını da okudu. Ayrıca yine CHP'den aday adayı olan Gazeteci-Yazar Can Ataklı ile el ele poz verdi. Tekin ayrıca şu konuşmayı yaptı: "Sayın Sarıgül ve arkadaşları partimize katıldı. Hoşgeldiler. Ama yetmez. Gezi’deki gençlerimiz de, Anti-Kapitalist Müslümanlar da Kürt kardeşlerimiz de gelsin, çeşitli sebeplerle AKP'ye oy vermiş bütün yurttaşlarımız gelsin."

Çift cephe

Her ne kadar kağıt üzerinde 4 tane aday adayı gözüküyor ve Kılıçdaroğlu, Sarıgül için "Henüz İBB Başkan Adayı değil" dese de CHP'nin İBB Başkan Adaylığı Sarıgül ve Tekin üzerinden yürüyecek. Çünkü Celal Doğan, Sarıgül ya da Tekin kadar parlak bir isim değil. Can Ataklı'nın adaylık konusunda çok ısrarcı olmayacağı, olsa da CHP'nin kendisine çok ilgi göstermeyeceği gözüküyor. Semih Eryılmaz ismini ise yalnızca CHP'yi yakından takip eden kişiler bilir. Bu yüzden Tekin ve Sarıgül'ün tavırlarını incelemek gerekiyor.

CHP'nin iki kanadından bahsetmiştim. CHP Genel Merkezi'nden gelen İBB faaliyetlerine bakılırsa iki kanata da hitap etmek ve kontrol altında tutmak amaçlanıyor. Tekin'in mitinginde Ataklı ve Doğan gibi Ortodoks Kemalist isimleri konuk etmesi ve mesajını okuması, Tekin'in gelenekçi kanada oynadığını gösteriyor. Sarıgül ise yenilikçi kanadı hedef alıyor. Hatta Sarıgül bu konuda gemi azıya almış durumda. CHP heyetinin ziyaretinden bir gün önce CNN Türk'e çıkan Sarıgül, cemaatlere de göz kırpmıştı. Sarıgül programda, "Bütün cemaatler hiçbir siyasi partiye oy vermezler. Cemaatin mensupları, sizin yaptığınız hizmetlere bakarlar. Ben belediye başkanı olmasaydım cemaatler ile bu kadar diyaloğum olmazdı. Cemaatlerdeki yurttaşlarımızın büyük bir bölümünün ben oylarını aldım. Hepsinden Allah’ım yüz bin kere razı olsun. Çünkü onlar biliyor ki Sarıgül’ün bir çizgisi var" şeklinde konuşarak siyasetini ortaya koymuştu.

Beyoğlu

Yerel seçimlerin yaklaşmasıyla siyaset arenasının hareketlendiği bir diğer nokta da Beyoğlu Belediye Başkanlığı. Gürsel Tekin'in çağrı yaptığı "Gezi'deki gençler"in mekanı olması sebebiyle Beyoğlu Belediyesi'nin bir sembolik değeri var. CHP bu durumun son derece farkında. Bu doğrultuda 13 Ekim'de CHP Beyoğlu İlçe Başkanlığı'nda üye katılım töreni düzenlendi. Törende üye olan iki kişi ise şaşırtıcıydı. Bunlardan birincisi, Haziran Direnişi'ni başlatan Taksim Dayanışması'nın Sekreterya Üyesi Cem Tüzün. Diğer isimse alkol yasağı ile masa ve sandalye yasağına gösterdiği tepki ve Haziran Direnişi'ne verdiği destekle gündeme gelen eski Beyoğlu Eğlence Yerleri Derneği(BEYDER) Başkanı Tarkan Konar. Kendisi aynı zamanda 2011 genel seçimleri'nde Türkiye Komünist Partisi(TKP) İstanbul 2. Bölge(Beyoğlu'nun bulunduğu bölge) Milletvekili Adayı ve eski TKP Beyoğlu İlçe Başkanı. Yani Konar, normal şartlar altında CHP ile bir araya gelmeyecek bir siyasi geçmişe sahip. Konar bu şaşırtıcı üyeliğini "Değişen siyasi referanslar sonucu CHP'ye üye oldum" sözleriyle açıklamıştı. Konar şu an, CHP Beyoğlu Belediyesi Başkanı Aday Adayı.  

Yerel seçim iddiaları

CHP hakkında İstanbul yerel seçimleriyle ilgili çok sayıda iddia da mevcut. Bunlardan ilki OdaTV tarafından 4 Kasım tarihinde ortaya atılan AKP'nin içinden ayrılarak kurulduğu Refah Partisi'nin Kurucu Genel Başkanı, Milli Görüş Önderi ve 28 Şubat 1997 tarihli Milli Güvenlik Kurulu(MGK) kararları doğrultusunda görevinden istifa eden Eski Başbakan Necmettin Erbakan'ın yeğeni Sabri Özkan Erbakan'ın, Mustafa Sarıgül tarafından Fatih Belediyesi Başkan Adayı olarak gösterileceği. Haberde, Yeğen Erbakan'ın AKP döneminde bir dönem bürokratlık yaptıktan sonra AKP ile ters düştüğü ve Sarıgül tarafından kurulan Türkiye Değişim Hareketi(TDH)'ne katıldığı anlatılıyor.(1)

Bir diğer iddia ise BDP/HDP ile ilçe belediyesi pazarlığı. Bu iddiaya ilişkin hatırlanması gereken nokta ise Halkların Demokratik Partisi(HDP) Eş Başkanı Sebahat Tuncel'in 28 Ekim tarihli konuşmasında "Solu birleştirmek adına" CHP'ye yaptığı ortak İBB Başkan Adayı çıkarma çağrısı.

Bu iki iddiaya da şu ana kadar CHP'den yanıt gelmedi. Yukarıda anlattığım durum ve yalanlanmayan iddialara bakılırsa Kılıçdaroğlu önderliğindeki "Yeni CHP"de bütün siyasi referanslar değişmiş. Hatta bu değişim hiçbir referans tanımaz bir şekilde Kemalist, Komünist, Cemaatçi ve Apocu tabanları aynı çatı altına almaya çalışıyor. Peki bu kadar farklı yapıda zemine sahip taban üzerinde bir çatı durabilir mi? Ali Ağaoğlu yapsa yine de olmaz...

(1)OdaTV, "O ismin CHP'den aday olmasına Erdoğan çok öfke duyacak", 4 Kasım 2013, http://www.odatv.com/n.php?n=o-ismin-chpden-aday-olmasina-erdogan-cok-ofke-duyacak-0411131200

Soner Bahadır

31 Ekim 2013 Perşembe

CHP’de Sarıgül mesaisi başladı

Mustafa Sarıgül, CHP’ye üyelik başvurusu yaptı. Adnan Keskin, “CHP-Sarıgül ilişkisi kuru bir dilekçeye indirilemeyecek bir ilişkidir” dedi.

SONER BAHADIR

Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin ve CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ü ziyaret etti. Adnan Keskin, Oğuz Kaan Salıcı ve Mustafa Sarıgül, basına kapalı olarak yaklaşık bir saat boyunca Şişli Belediyesi’nde görüştü. Görüşme sırasında Mustafa Sarıgül, CHP’ye üyelik dilekçesini verdi. Böylece Mustafa Sarıgül, CHP’den İBB Başkan Adaylığı için ilk adımı atmış oldu.

‘Kuru bir dilekçeye indirilemez’

Görüşmenin ardından bir basın açıklaması yapan Adnan Keskin, CHP ile Sarıgül ilişkisinin bir dilekçeye indirgenemeyecek bir ilişki olarak tanımladı. Sarıgül’ün üyelik dilekçesini vermesini Sarıgül’ün kendini yetiştirdiği yuvaya dönmesi olarak niteleyen Keskin şunları söyledi: “1974’te gençlik kollarından başlayarak mücadeleye girdiği ve siyasi kimliğini burada kazanmış Mustafa Sarıgül’ün CHP’nin dışında kalması sistemin böl-parçala-yönet taktiğinin Türkiye’de uygulanmasıdır. Sosyal demokratlar olarak geçmişteki tartışmaların tortularına takılmak bize yakışmaz. Buraya Mustafa Sarıgül’ün yuvasına dönme kararını kutlamaya geldim. CHP – Mustafa Sarıgül ilişkisi, kuru bir dilekçeye indirilemeyecek bir ilişkidir.”

‘Işığımız bol olsun’

Mustafa Sarıgül ise tüm yurttaşları kucaklayacağını ve İstanbul’da barış döneminin başlayacağını savundu. Sarıgül, “Rabbim izin verirse Partimizin demirbaşı Adnan Keskin ile birlikte, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplumumuzun yüzde 100'ünü kucaklayacağız. Ramazan da bizim, Muharrem de bizim diyen yurttaşlarıma sesleniyorum ki İstanbul'da kin nefret dönemi bitecek barış ve demokrasi dönemi gelecek. Işığımız bol olsun, yolumuz açık olsun” şeklinde konuştu.

Cemaatlere göz kırptı

Dün CNN Türk’te bir programa katılan Sarıgül, AKP’den yüzde 18 oy alacağını savunmuştu. Sarıgül konuyla ilgili olarak, “Ben herkesten oy alacağıma inanıyorum. Ak Parti seçmenin yüzde 18’i, BDP seçmenin yüzde 65’i, Milliyetçi Hareket Partisi seçmenin büyük bir bölümü ‘Sarıgül’e oy veririz’ diyor” şeklinde konuşmuştu.

Sarıgül aynı programda cemaatlerden destek aldığını da söyledi ve cemaat. Sarıgül, cemaat desteği ile ilgili soruyu şöyle yanıtladı: “Bütün cemaatler hiçbir siyasi partiye oy vermezler. Cemaatin mensupları, sizin yaptığınız hizmetlere bakarlar. Ben belediye başkanı olmasaydım cemaatler ile bu kadar diyaloğum olmazdı. Cemaatlerdeki yurttaşlarımızın büyük bir bölümünün ben oylarını aldım. Hepsinden Allah’ım yüz bin kere razı olsun. Çünkü onlar biliyor ki Sarıgül’ün bir çizgisi var.”

Türbana yeşil ışık

Aynı programda Sarıgül’e türban konusuna ilişkin görüşleri de sorulmuştu. Sarıgül verdiği cevapla türbana yeşil ışık verdi. Sarıgül, “Başı açık olan da kapalı olan da bizim olmalı. Biz inançlarından, kuşamlarından dolayı kimseyi yargılamamız lazım. Ama iktidar da sadece kendi düşüncesinin özgürlüğünü savunmamalı. Toplumsal barışa, uzlaşıya ihtiyaç var. 'Güç bende ben iktidarım yaptım oldu' mantığı doğru değil” dedi.