logo

Levent Tüzel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Levent Tüzel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2015 Çarşamba

Sırtımızdaki yumurta küfesi ve “Bağımsız sosyalist hat” sorunu

Türkiye’de yaklaşan seçim sürecinde sosyalist solun yaptığı önemli tartışmalardan biri “bağımsız sosyalist hat” konusu üzerine gerçekleştiriyor. Tartışma, bağımsız sosyalist hat – ittifak karşıtlığı üzerinden dönüyor. Peki bu iki kavram arasında uzlaşmaz bir karşıtlık var mıdır? Kanımca tartışmayı “bağımsızlık”tan ne anladığımız üzerine gerçekleştirirsek sağlıklı bir tartışma yürütmüş olacağız.

Haziran Direnişi bir kez daha çıplak bir gerçeklik olarak önümüze koymuştur ki, sosyalist siyasetin Türkiye siyasetinde bir güç odağı olması yakıcı bir ihtiyaç haline gelmiştir. Hak ve emek mücadelelerinde, görülebilir bir ölçüde alan kaplayan sosyalistler, konu seçimler ve “büyük siyaset” olunca aynı etkiye ulaşamıyor.

Bu somut durumun gerekçelerini tartışmak ve bu soruna bir çözüm üretmek tabii ki sosyalistlerin görevidir. Fakat bu görev, içerisinde bulunduğumuz bir iç savaş kışkırtıcılığının had safhada olduğu ve tek parti faşizminin inşası için hız kesmeden adımların atıldığı bir dönemde yapılacak bir tartışma değildir.  Çünkü bir sosyalist devrimci; Anadolu’daki halk deyimiyle, “sırtında yumurta küfesi olan” insandır. Sosyalist örgütler de aynı niteliktedir.

Zaten Kürt illeri fiili işgal altındayken, asker, polis ve gerilla cenazeleri sayılamaz durumdayken, 81 ilde Kürt halkına yönelik ölümlü boyuta varabilen saldırılar gerçekleşirken, HDP binaları ve Kürt yurttaşlara ait işyerlerinin yakılması gibi olağanüstü olaylar peşpeşe yaşanırken kimse sosyalistlerin neden seçim düzleminde toplumsallaşıp bir odak olamadığı sorusuyla ilgilenmek istemez.

İTTİFAK, İLTİHAK VE İLHAK

Tartışmayı politik hale getirmek ve sağlıklı bir düzleme çekebilmek için, tartışmanın üzerine döndüğü kavramların açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Tartışmanın sağlıksızlığı, tartışmanın gerçekleştiği düzlemde bulunan ittifak, iltihak ve ilhak kavramları üzerinde yaşanan yaklaşım farkından kaynaklanmaktadır. Bu kavramları açıklamaya çalışırsak kabaca;

İlhak: Bir grubun başka bir gruba, ona hiçbir hak tanımadan el koyması,
İltihak: Bir grubun başka bir gruba hiçbir koşul sunmadan teslim olması,
İttifak: Belli konularda anlaşan grupların ortak hedefler etrafında yanyana gelerek birlikte hareket etmesi

şeklinde açıklanabilir.

‘YUTULMA’ KORKUSU VE STERİL KALMA REFLEKSİ

Sosyalistlerin seçim alanında ülke genelinde bir politik güç olacak özgül ağırlığa sahip olmadığı tespitini az önce de yinelemiştim. Yazının girişinde bahsettiğim “bağımsız sosyalist hat – ittifak karşıtlığı” bu somut durum üzerine inşa edilmektedir. Bu karşıtlığı kuranlara göre sosyalistler, seçimlerde tek başlarına bir politik odak olacak özgül ağırlığa sahip olmadan başka bir özgül ağırlığı olan politik odakla seçim ittifakına girerlerse bu ittifakın içinde kaybolurlar. Yani yine Anadolu’daki ifadeyle anlatırsak “Büyük balık, küçük balığı yutar” diye düşünüyor bu düşünceyi savunanlar.

Öncelikle şunun açıklıkla bilinmesi gerekmektedir ki: Türkiye’nin sosyalistleri kimsenin yutabileceği bir balık değildir. O kadar askeri darbe, politik karalama kampanyası, filli saldırı ve yok etme girişimine rağmen halen bu ülkede sosyalistler varsa kimse sosyalistleri yutamaz!

LENİNİZM VE İTTİFAK

Kendisini Marksist-Leninist olarak tarifleyen hiçbir örgüt ya da birey, seçim ittifakına girmek için politik bir odak olacak özgül ağırlığa sahip olmayı bekleyemez. Çünkü Lenin’in kendisi, “Komünistlerin en büyük ve en tehlikeli hatalarından biri, devrimin sadece devrimcilerin eliyle yapılabileceğini sanmalarıdır. Tersine, her ciddi devrimci çalışmanın başarısı için, devrimcilerin ancak gerçekten hayatiyet sahibi ve önder bir sınıfın öncüsü olarak rollerini oynayabileceklerini kavramak ve bu kavrayışı hayata geçirme yeteneğine sahip olmak mutlak zorunluluktur. Bir öncü ancak, önderlik ettiği kitleden kopmamayı, tersine bütün kitleyi gerçekten ileriye götürmeyi bildiğinde öncünün görevlerini yerine getirmiş olur. En çeşitli faaliyet alanlarında komünist olmayanla da bir ittifak yapmadan başarılı bir komünist inşadan söz edilemez” demektedir.(1)

ÖZGÜL AĞIRLIK VE İTTİFAK

Peki seçimlerde bir odak olarak cisimleşecek bir kitleyi arkana toplamadan başka bir toplumsal politik odakla sağlıklı ve “yutulmadan”seçim ittifakı yapılabilir mi? Bunun yapılabilirliğini en son ispatlayan Emek Partisi(EMEP) olmuştur.

Geçici Meclis Hükümeti  sürecinde HDP, Meclis Hükümeti’ni bir “mücadele alanı” olarak tarifleyerek kendilerine gelecek bakanlık tekliflerini kabul edeceklerini belirtmiş; HDP MYK, tüm milletvekillerine olası bakanlık teklifini kabul etme yetkisi vermişti.

Bu sürecin ardından Başbakan Ahmet Davutoğlu da HDP İstanbul Milletvekili olan EMEP Kurucu Genel Başkanı Levent Tüzel’e Geçici Meclis Hükümeti’nde bakanlık teklifi yaptı. EMEP GYK ise Geçici Meclis Hükümeti’ni bir “Savaş hükümeti” olarak nitelemiş ve bu hükümette bakan olarak yer almanın AKP’nin savaş politikalarını meşrulaştırarak ona hizmet etmek olarak tariflemiş ve Levent Tüzel’in bakan olmayacağını açıklamıştı.

Yani “özgül politik ağırlık” olarak HDP’ye kıyasla çok daha sınırlı bir alana sahip olan EMEP, kendi kurucu başkanını bakan yaptırmayacak ağırlığa kendi ittifakı içerisinde sahip olabiliyor. Yani EMEP, kararlı ve net bir politik doğrultu ile ittifak kurulduğunda “küçük bileşen” olunsa da da “kendini yutturmadan” ittifak yapılabileceğini ispatlıyor.

Bu durum sonrası HDP ile EMEP arasında oluşan tartışmalar bu iki partinin kendi tartışmalarıdır. Buradan çıkarılması gereken ders; net bir politik doğrultu, meşru siyasi talepler ve kararlı bir politik önderlik olduğu zaman, talepler konusunda da anlaşma sağlanırsa; kimse kimseyi yutmadan, gayet sağlıklı bir seçim ittifakı yapılabilir.

(1) "Militan Materyalizmin Önemi Üzerine" başlıklı yazısı, "Marksizmin Bayrağı Altında" dergisinin genel görevleri hakkında" Lenin, 26 Mayıs 1909 Seçme eserler. Cilt 11 s. 85

Soner Bahadır

16 Nisan 2013 Salı

"Ya 305 işçi dönecek, ya şalter inecek"


Sendikal Güç Birliği Platformu, THY'de  grev kararı asan Hava-İş Sendikasına yönelik tehdit içerikli bir açıklama yapan Mehmet Şimşek'i protesto için Atatürk Havalimanı'nda bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, " Hukuka saygı gösterin, verdiğiniz sözlerde durun. Hava-İş Sendikamızın haklı taleplerine kulak verin. Bizim uzlaşma yolumuz açıktır" vurgusu yapıldı.

Sendikal Güç Birliği Platformu (SGBP) geçtiğimiz günlerde Hava-İş Sendikasının grev kararının ardından Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in "THY yalnız değildir" şeklinde açıklamasını protesto etmek için dün Atatürk Havalimanı önünde basın açıklaması yaptı. SGBP'nin organize ettiği açıklamaya çok sayıda sendika yöneticisi, siyasi parti yöneticisi, Beşiktaş Çarşı taraftar grubu ve İstanbul Bağımsız Milletvekili Levent Tüzel katıldı. Atatürk Havalimanı Dış Hatlar terminali önünde toplanan kitle, havalimanı giriş kapısı önüne kadar "İşçilerin birliği sermayeyi yenecek, atılan işçiler geri alınsın, yaşasın sınıf dayanışması, Mehmet Şimşek sermayenin biz işçinin yanındayız " sloganları atarak yürüdüler. Havalimanı giriş kapısı önünde basın SGBP adına basın açıklamasını yapan Kristal- İş Genel Başkanı ve SGBP Dönem Sözcüsü Bilal Çetinkaya şunları söyledi.

Türk Hava Yolları (THY) 24. dönem toplu iş sözleşmesi görüşme sürecinde THY Yönetiminin açık uzlaşmaz
bir tutum takınması nedeni ile Hava-İş Sendikamız 14 bine yakın üyesi adına grev kararı aldı. THY Yönetiminin sendika ile müzakereye tenezzül etmemesi ve masadan kaçmasının arkasında hükümetin tutumu yatmaktadır. THY Yönetimi bundan 1 yıl önce, toplu iş sözleşmesinde grev kararı alınacağı sırada AKP Milletvekilerinden havacılık işlerinde anti-demokratik grev yasağı talep etmiş ve bu isteği jet hızıyla yerine getirilmişti. Ve bu anti-demokratik yasağa hayır diyen barışçıl, demokratik bir eylem yapan THY İşçilerinden 305 arkadaşımız hukuksuz bir biçimde işinden edilmişti.

" Mehmet Şimşek bu uzlaşmazlığın sorumlulularındandır"

Hava-İş Sendikasının grev kararını almasının nedenini THY işverenlerin tutumu ve sözünde durmaması olduğunu söyleyen Bilal Çetinkaya,"THY yönetiminin uzlaşmaz tutumunun arkasında hükumetin olduğu anlaşılmaktadır. THY yalnız değildir şeklinde açık tehdit savuran Maliye Bakanı sayın Mehmet Şimşek bu uzlaşmazlığın sorumlularından biridir. Sayın bakan sorumsuz ve hukuksuz açıklamalarla uzlaşma sürecini ortadan kaldırmaktadır. Sayın bakan açıkca suç işlemektedir. Anayasal br hak olan grev hakkıına karşı tehdit savurmaktadır. Maliye Bakanlığı değil işveren savunuculuğu yapan ve grev hakkını tehdit eden Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'i şiddetle kınıyoruz. Haddinizi bilin sayın bakan. Grev yasağı nedeniyle AB İlerleme raporlarında ve İLO hukuk bürolarında sabıkalı duruma düşen ülkemizi daha fazla hırpalamaya yol açacak anti-demokratik bir adım atılmasın" dedi.

"Mağduriyetlerin sorumlusu biz değiliz"

Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin ise yaptığı konuşmada," Amacımız grev değil, amacımız kavga değil. Ama bizi zorlamasınlar. Şayet zorlarlarsa grevide yaparız, kavgamızı da veririz. Eğer o günde kadar bir çare bulunulmazsa THY'nin tüm faliyetleri duracak. Grev zamanı uçaklar uçmadığı zaman kimse bizi suçlamasın. Çünkü biz yasal zeminde tüm olanakları kullanıyoruz. Grev sonrası yaşanacak mağduriyetlerin sorumlusu biz değiliz. 305 arkadşımızı tekar işlerine geri alın" dedi. İstanbul Bağımsız Milletvekili Levent Tüzel ise, " Bu bir onur kavgası, ekmek kavgasıdır. Yürüttüğünüz mücadele hepimiz tarafından sahipleniliyor. Sizler yurttaşların onurlu geleceği için mücadele ediyorsunuz. İşinden çıkarılan 305 işçi 1 Mayıs Dünya İşçi Bayramından önce işlerine geri alınmalıdır" açıklamalarında bulundu.
                                                                                           Gökhan ÇELİK

24 Kasım 2012 Cumartesi

MARMARA PARK AVM İNŞAATINDA YAŞAMINI YİTİREN İŞÇİLERİN AİLELERİ ADALET İSTİYOR

İstanbul Esenyurt’ta 17 Ekim 2012’de törenlerle açılışı yapılan Marmara Park AVM’nin inşaatında 11 Mart 2012’de meydana gelen yangında 11 işçi hayatını kaybetmişti. Bugün Esenyurt davasının üçüncü duruşması görüldü. Davada 13 sanık bulunmakta olup 5’i tutuklu, 8’i tutuksuz olarak yargılanmakta. Duruşma öncesinde yaşamını yitiren işçilerin adalet arayışını sürdüren aileleri, duruşmanın görüldüğü Bakırköy Adliyesi önünde toplanarak bir basın açıklaması yaptılar. Açıklamayı, aileler adına abisini yangında kaybetmiş olan Damla Kıyak okudu.

“HİKÂYE HEP AYNI”

Aileler açıklamalarında ilk olarak, Samsun-Tekkeköy’de Eti Bakır’a ait işletmede amonyak tankının kapağında yapım çalışması devam ederken meydana gelen çökme olayına dikkat çektiler. “İlk belirlemelere göre enkaz altında kalarak hayatını kaybeden 5 işçi kardeşimize rahmet, ailelerine başsağlığı ve yaralanan 11 işçi kardeşimize de acil şifalar diliyoruz,” diyerek söze başladılar.

Aileler, “Hikâye hep aynı. İstanbul-Davutpaşa, Zonguldak-Karadon, Ankara-Ostim-İvedik,Bursa-Kemalpaşa, Esenyurt... Binlerce işçi bu izbe, havasız, yeterince aydınlatılmayan, hiçbir iş güvenliği önlemi alınmayan işyerlerinde, mevcut tehlikeler ve riskleri konusunda bilgilendirilmeden, gerekli eğitimler yapılmadan, ihtiyaçları olan koruyucu donanımlar kendilerine verilmeden, sigortasız, güvencesiz olarak istihdam edilmektedir,” diyerek kendilerinin de bir emsalini yaşamış oldukları ve sürüp giden “iş kazaları” için tepkilerini dile getirdiler.

“CANLARIMIZI KAYBETMEMİZİN NEDENİ İŞÇİNİN HAYATINA KIYMET VERİLMEMESİ”

“Canlarımızı kaybetmemizin nedeni, denetim eksikliği, ihmal, kâr hırsı ve işçinin hayatına kıymet verilmemesi,” diyen aileler, bunun dava dosyasında yer alan iş müfettişleri raporu ve savcılık iddianamesi tarafından da teyit edilmekte olduğunu vurguladılar. Öte yandan aileler, Cumhuriyet Savcılığı tarafından düzenlenen iddianame ile 13 kişinin yargılandığı dava konusunda “tüm sorumlulara” işaret ederek, “Marmara Park şirketinden, Kayı İnşaat’a, KALDEM’den, MİRATEK’e ve diğer sorumlulara kadar yargılamanın adil ve etkin sürdürülmesi için elimizden geleni yapacağız,” diyerek davalarının takipçisi olduklarını dile getirdiler.

Bugün görülen üçüncü duruşmada “tanıkların dinlenmeye devam edileceğini” belirten aileler, bir önceki duruşmada yaşadıklarını hatırlatarak, “yasaların kendilerine verdiği yükümlülükleri yerine getirmedikleri” gibi, duruşma sırasında da “herkesin sorumluluğu birbirine yıkmaya çalıştığını gördüklerini” ifade ettiler.

“İŞ KAZASI DEĞİL, CİNAYET”

“Adalet mücadelelerimizi sürdürmeyi gidenlere boyun borcumuz, geride kalan işçilere yükümlülüğümüz olarak görüyoruz,” diyen aileler açıklamalarını şu sözlerle sonlandırdılar: “Diğer iş cinayetlerinde hayatlarını kaybeden ailelerle, destek veren dostlarımız ve avukatlarımızla birlikte, Esenyurt’u unutmadık, unutturmayacağız. İş kazası değil, cinayet diyoruz! Bütün sorumluların yargılanmasını istiyoruz. Adalet istiyoruz.”

Daha sonra ailelere destek için duruşmaya katılmak üzere orada bulunan Bağımsız Milletvekili Levent Tüzel ailelerden sözü alarak destek dileklerini paylaştı. Topal, Demir, Nağmal aileleri de söz alarak konuştular. Yapılan konuşmaların ardından aileler, avukatları ve kendilerine destek verenlerle birlikte duruşma salonuna geçtiler.

DURUŞMADA YALANCI TANIKLIK İDDİASI

Duruşmada mahkeme tarafından tanık olarak dinlenmek üzere çağrılan aynı şantiyede çalışan ve çadırlarda kalan Cem Kılıç, İsmail Sarısüleyman, Nurtaç Kurada ifadelerinde ve kendilerine yöneltilen sorulara verdikleri cevaplarda “herhangi bir iş güvenliği eğitimi almadıklarını, bu yönde de bir denetime rastlamadıklarını” beyan ettiler.

Sanık avukatlarının tanık olarak çağırdığı Fatih Türk adlı kişi dinlendi. Bu kişinin, “o işyerinde çalışmadığı halde, o gün orada bulunduğunu beyan ederek aslında çadırların yakılmış olabileceğine dair iddialarda bulunması” gerekçesiyle ailelerin avukatları tanık Fatih Türk hakkında “yalancı tanıklık” yaptığı iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.

Amcasını yangında kaybeden ve aynı şantiyede bir ay süreyle çalışmış olan Rüstem Keskin’in ifadesine başvuruldu. Tanık “bir ay boyunca sigortasız çalıştırıldığı için işten ayrıldığını, herhangi bir iş güvenliği eğitimi verilmediğini” beyan etti.

BİR SONRAKİ DURUŞMA 18 OCAK’TA

Avukatların görüş bildirmeleri sonrasında mahkeme heyeti tarafından,

1- Halen aranmakta olan KALDEM şirketinin ortaklarından Mehmet Altun’un yakalanmasının beklenmesine,

2- Diğer duruşmaya gelmeyen tanıkların zorla getirilmesine,

3- Fatih Türk adlı tanık hakkındaki suç duyurusunun daha sonra karara bağlanmasına,

4- Marmara Park ile Kayı İnşaat arasındaki sözleşmenin gereği olarak ilgili inşaat alanına dönük bir sigorta anlaşmasının olup olmadığının araştırılmasına,

5- İkinci duruşmada ilgili firmalardan talep edilen karşılıklı sözleşme örnekleri ve bütün bu şantiye alanını kapsayan iş güvenliği koordinasyon tutanaklarının istenmesine karar verilerek, duruşma 18.01.2013 günü saat 10.00’a bırakıldı.

İş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin aileleri ve yakınları

4 Kasım 2012 Pazar

Aksaray'da gergin dakikalar

BDP'nin açlık grevi hakkında yapmak istediği basın açıklamasına polis biber gazıyla müdahale edince göstericilerle polis arasında çatışma çıktı. Yurttaşlar hem BDP'lilere hem de polise tepki gösterdi.


Barış ve Demokrasi Partisi, Milletvekilleri Aysel Tuğluk, Abdullah Levent Tüzel, Sebahat Tuncel ve Sırrı Süreyya Önder’in de katılımıyla Aksaray Metro Durağı’nın önünde cezaevlerindeki açlık grevleriyle ilgili bir basın açıklaması yapmak istedi. Çevik Kuvvet, Özel Tim ve Trafik Polisi’nden oluşan emniyet güçleri, Metro Durağı’nı barikatlarla çevirdi. Basın açıklamasına izin verilmezken, milletvekillerinin de içinde bulunduğu gruba biber gazı atılması sonucunda göstericiler ara sokaklara kaçtı. Aysel Tuğluk, polis müdahalesine tepki gösterdi ve polis ekipleriyle tartıştı.

Göstericilerle polis arasındaki kovalamaca Metro Durağı, Ziraat Bankası Aksaray Şubesi ve Fındıkzade arasındaki bölgeye yayıldı. Kovalamaca sırasında göstericiler, Yusufpaşa Tramvay Durağı’nın cam korkuluklarını kırarken, çöp bidonlarını da devirdi. Kovalamaca sırasında polis sık sık göstericilere dağılmaları, aksi halde müdahale edecekleri uyarısında bulundu. Uyarı üzerine göstericiler Samatya Sahili’ne doğru giderek dağıldılar. 

Geniş güvenlik önlemleri

Basın açıklamasının yapılacağı Aksaray semtinde polisin geniş güvenlik önlemleri aldığı gözlendi. Açıklama öncesi Ziraat Bankası Aksaray Şubesi önü, Yusufpaşa Tramvay Durağı'ndan Aksaray Metro Durağı'na giden sokağın girişi ve Adnan Menderes Bulvarı; panzerler, toplumsal olaylara müdahale araçları(toma) ve polis barikatlarıyla çevrildi. 

İki tarafa da tepki vardı

Yaşanan olaylara yurttaşlar tepki gösterdi. Yurttaşların bir kısmı BDP’yi ülkeyi karıştırmakla suçlarken, bir kısım yurttaş da polisin sert müdahalesini eleştirerek sivil insanların gazdan yoğun etkilenişini eleştirdi. 

Soner Bahadır