logo

Libya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Libya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2012 Cumartesi

Bazı Müslümanların Masuma Art Niyeti

      Filmin adı oldukça ironik. Müslümanların Masumiyeti... Ama şu sıralar pek masum değiller. Çok sinirliler. Sağduyusuzlar. Masumlara karşı acımasızlar... Tepkileri anlayabiliyorum. Hakaret bazen kırıcı olabiliyor. Ama bu şekilde mi olmalı? Bence sineye çekip yaradana sığınılmalı...
      Filmi izleyemedim (eminim ki o meydanlara dökülenlerin %98'i de izlemedi) ancak malum video paylaşım sitesi youtube'dan bazı bölümlerini bulabildim. Berbat çekimler, kötü oyunculuklarla birleşmiş, ortaya garip bir şey çıkmış. Oynayanların bazıları da Müslüman'mış. Her neyse... İslam peygamberi Muhammed ile dalga geçildiğinden, sübyancı muamelesi yapıldığından, İslam'a hakaret edildiğinden bildiğiniz gibi birçok ülkede ortalık karıştı.

    • Sudan'da Alman Elçiliği'ne saldırıldı.
    • Mısır'ın başkenti Kahire'de filmi protesto eden göstericiler dün de polisle çatıştı. Öfkeli gruplar, Amerikan Büyükelçiliği önünde ve Tahrir Meydanı'nda polise taşla saldırdı. Bir gösterici hayatını kaybetti.
    • Lübnan'da göstericiler, olaylara müdahale eden askerlere taşlarla karşılık verdi ve bazı askerler yaralandı, bir sivil hayatını kaybetti.
    • Tunus'ta gösterciler Amerikan Büyükelçiliği'ne saldırdı, bahçesindeki ağaçları yaktı. protesto gösterilerinde de 2 kişinin öldüğü, 22 güvenlik görevlisi ile 28 göstericinin yaralandığı bildirildi.
    • Endonezya'nın başkenti Jakarta'da göstericiler filmin "Savaş İlanı" olduğunu haykırdı.
    • Irak'ta Amerikan bayrakları yakıldı(!) (yıllar önce Amerikalıları alkışla karşılarken açtıkları bayraklar.)
    • Yemen’in başkenti Sana’da protestocular Amerikan Büyükelçiliği'ni bastı. Polisin, protestoculara ateş açması sonucu, 4 kişi hayatını kaybetti.
    • Libya’da ABD Büyükelçiliği'ne roketli saldırı düzenlendi. Saldırıda 3 diplomat hayatını kaybetti.

      Olanlar bunlar. Oldukça moral bozucu. Çatışmalar, gazlar, sopalar, taşlar... Her ne taraftan olursa olsun masum insanların hayatını kaybetmesi... Sırf Amerikalı, İsrailli, Alman, gayrimüslim diye bu kişilerin dükkanlarının taşlanması... Hiç de hoş şeyler değil...
      Kısaca tepkiler abartılı. Bu dünyada her dine dil uzatılıyor. Her din mizah konusu oluyor. İslam bunlardan en az mizah konusu yapılanı. Çünkü sonucu böyle oluyor. Ama olmamalı işte...
      İslam peygamberine dil uzatanın cezasını Allah vermez mi zaten?
      Bunlara ne gerek var?
      Huzur, barış ve hoşgörü hakimî olmalı.
      Masum insanlar ölmemeli. Müslümanlar da herkesin olması gerektiği gibi masum olmalı. Masumlara art niyeti olmamalı...
      Tek derdim barış ve yok yere hayatların son bulmamasıdır. Yanlış anlaşılmak istemem. Hayatlar boşu boşuna sona ermesin...

Uğur Mutlu

22 Temmuz 2012 Pazar

KALEM TUTAN KANLI ELLER…



1950’lerden kalma suikastlar, canlı bombalar, hediye edilen yer tespit edici saatler, türlü linç girişimleri veya daha da eskilerden kalma değişik noktalardan can damarına basılan halkların kışkırtılması ayrıca bunların sonucunda istenen daimi bir isyan hali… Senaryolardaki roller her ne kadar değişim gösterse de yöntemleri asla değişmeyecek gibi…

Dün; Afrika, Doğu Asya, Rusya ve Çin arasında kalmış Halkların yaşadığı ve Ortadoğu’da yaşananlar bugünlerde de aynen devam etmekte, bu bölgedeki insanların refaha kavuşması istenmemektedir.

Tüm bunları gerçekleştirmek 1600'lerde taktiksel ve stratejik yönden zayıf olan batı güçlerince becerilememiş, fakat sonraları özellikle Amerika’nın etken güç haline gelmesi ile silkinen batı dünyası hegemonyasını diğer toplumlara iyiden iyiye dayatmıştır.

Buraya kadar “dünyanın değişik adaletinden dolayı, 'etken gücün baskın olması' tanımının gerektirdiklerini yapıyorlar.” diyenler olacaktır. Nitekim bunları diyenler bile kabul etmelidir ki, üzerine sarılı emperyalizm bandını bir türlü yırtamayanların bu kadar dayatma sonucunda bunalıp ters tepki göstermesi,  bu işe “yeter!” demesi gerekirken; her geçen gün daha da artan baskıları ve atalarından miras kalan toprakların zenginliklerinin kaybolmasını memnuniyetle izleme yolunu seçmesidir.

Meşru olmayan ve hiçbir kurala, antlaşmaya, ateşkese sığmayan gayrimeşru girişimler, direk olarak müdahale edilecek toplum üzerinde kurulan aldatma politikası sayesinde gerçekleştirilir. İşte bu sebep ile insanlar kendi cellatlarını ufak bir göz yanılması ile kurtarıcı olarak görür…

Bu olumlu karşılamanın özünde yalnızca iki sebebi var…

Birincisi, mazeret kabul etmeksizin ezilen halkların inatla ezilmeyi isteme uğruna vazgeçtikleri kişisel ve toplumsal eğitimdir. Var olmanın ve istenen huzur ortamını yaratmanın can suyu eğitimden geçer.

Gelişimini tamamlamamış ve stratejik olarak iştahları kabartan devletlerde, dönem dönem bu açlığın hissedildiği ve eğitim seferberliğine girişildiği gözükse de, çeşitli nedenler öne sürülerek baltalanmış veya harekete geçen kuruluş emperyalizm bünyesine çekilmiştir.

İşte bundan dolayı Doğu devletlerinden aşina olduğumuz isim veya soy isimler, nedense ufak değişimler ile (Bayramovic “Bayramoğlu”, Koetlu “Kutlu” gibi) veya değiştirilmeden Batı güçlerinin tıpçılarında, mühendis ve mimarlarında karşımıza çıkıveriyor.

Eğitimde gelişim tamamlanmadığı halde çeşitli sanayii hamlelerine girişmeye yeltenme durumları olduğunda ise sinsi politikaları biraz daha meşrulaşıyor. Kendi hammaddelerinin kullanımını ve işlenen hammaddenin ortak pazara sürülmesini hedefleyen devletler de “Sizin tesisleşmeniz ve işleme kaliteniz elinizdekini işlemeye yetersiz kalır, siz hiç uğraşmayın biz sizden daha ucuza bu ham maddeyi satın alıp, elde ettiğimiz ürünü de size daha ucuza veririz.” bahanesi, sanayileşme yoluna girmeyi hedeflemiş fakat tamamen günü kurtarma mantığıyla hareket edenlerin aklını çelmeye yeterli bir olgudur.
 
 Gelişim sürecinde her ne kadar zorluk çekilse de sonrasında belki de ülkelerinin kalkınmasına neden olacak bu atakları, ucuz vaatlere kanarak yitirenler ülkesine yapılabilecek en büyük kötülüğü yapanlardır.

Tüm bu saydıklarıma ek olarak daha birçok alanlarda örnekler verilebilir.

Afrika’da kalifiye doktor yetiştirmek yerine beli dönemlerde göz boyamak amacıyla kurulan ve eninde sonunda kaldırılan sahra hastaneleri; Elmas, Antimon, Uranyum gibi değerli madenlerin ticaretini tekele sokmak için çeşitli silahlı güçleri bölgeye konuşlandırmak ve bu güçler üzerinden isyancıları kışkırtmak (Orta Afrika, Güney Amerika, Güney Asya, Ortadoğu menşei, ayrıca Özellikle Libya, Zimbabwe, Mısır, Suriye, Lübnan, Irak, Afganistan, Kuzey Osetya ve çok kısa bir dönem İran’da olduğu gibi)  gibi…

Olumlu karşılamaların ikinci bir sebebi ise; insanın kendi doğasından gelen garip bir durumdan ibarettir. Rahatlık kavramına kavuşmak için canı pahasına mücadele eden insanlar, bu kavram ile yüz yüze karşı karşıya kaldıklarında sudan çıkmış balığa dönerler. Rahatlığın tadına varacağına ve bunun üzerine bir şeyler katacağına inanılanlar maalesef insan psikolojisinin derinlerinden gelen bir nedenden ötürü bunu yapmazlar. 2009-2010 yılları Libyasına bakıldığında yukarıda aktardıklarım daha iyi anlaşılacaktır.

Bu yıllarda bir Libya vatandaşının sahip olduğu haklar, belki e dünyanın birçok devletinde vatandaşlara tanınan haklardan kat kat üstteydi. Her ne kadar kendi kuruluşları çalışmasa bile Libya Hükümeti kendi imkanlarını kendi halkına kullanma parolası ile Çölü bile tarım arazisi haline getirmiş, Türkiye’den birçok inşaat firması ile çeşitli anlaşmalar yapmış bu anlaşmalar neticesinde Libya hızla yükselen bir değer haline gelmişti. Kendi halkının çalışma azminin(!) farkında olan Libya yetkilileri Türkiye’ye kapılarını açmış ve binlerce işçiyi bünyesine çekmişti.

Ülkede vergi neredeyse sıfırdı, elektrik ve suya çeşitli bölgeler çok cüzi hatta bazı bölgeler ise hiç ücret ödememekteydi.

Sözün özü Libya dünyada yükselen bir değer haline gelmiş ve iç huzurunu sağlamış bir devlet olarak dışa açılma yoluna gitmiş, bu ilerleyiş kimi Akdeniz aşırı ülkelerin canını sıkmıştı. Büyük abilerine danışan bu ülkeler neticesinde içerdeki ayrılıkçı grupları kışkırtmış ve bu gruplar birleşerek halkın aklını çelmeye başlamıştı. Tüm propagandaları gerçekleştiren ve görevini eksiksiz yapan ayrılıkçılara yapılan para ve silah takviyesi ile ülke içinde ikinci bir ordu oluşturuldu. Oluşturulan bu orduya birde Uluslararası askeri ortaklık yapmış devletlerin bağlı olduğu bazı kuruluşlar da yaptıkları hava saldırıları ile destek vermiş ve neticesinde ülke büyük bir kaosa sürüklenmişti.

Buraya kadar kendi içlerinde eşitsizliğin olduğunu ve bunun giderileceğini düşünen ülke insanına rahatlık fazla gelmişti. Yıllardır kahraman olarak gördükleri liderlerini bir gecede linç ettiler.

Sonuç onlar için acı oldu… Çok değil altı ay önce bulsalar bir kaşık suda boğacakları Kaddafi’yi simdi mumla arar oldular. Libya da gerçekleştirilen bu operasyonun bir benzeri Mısır’da gerçekleşmiş, sonuç onlar içinde aynı olmuştu. Tahrir meydanına Mübarek’i devirmeden önce toplananların ta kendileri aynı meydanlarda neden yine bas bas bağırır oldular acaba?

Tarih boyunca kendi kaderini bile kendisi yazamadığını düşünerek ve bu ezilmişlik içerisinde yakınan insanlar bilmelidir ki, kaderini yazması için kalemi elleri ile başkalarına sunanlar onlardır…

Adil Can KAVCAR
  

7 Haziran 2012 Perşembe

SATRANÇ TAHTASINDA PİYON ÜLKE “SURİYE”




“Arap Baharı” esintilerinin devam ettiği bir ülke olarak görülen Suriye aslında bu basit yakıştırmadan daha fazlasını bünyesinde barındırdığını o tarihten bu yana süregelen olaylar zinciri ile göstermiştir.

Durum sanılanın çok ama çok üzerinde toplumsal bir kargaşa haline gelerek, geniş kitlelere adeta bir yaptırım şeklinde lanse edilmiştir. Fakat esas merak edilmesi gereken olayların iç yüzü ve genel kapsamlı bir çözüm yolunun ne zaman yürürlüğe konulması gerektiği iken halen daha inatla çeşitli komplo teorileri ürettirilmekte ve başarı ile medyaya sunulmaktadır.

Değişik tarzda gerçekleşen sunumlardan ilki Suriye’de yaşayan bir genç ile ortaya çıkan video görüntüleriydi. Kimliği tam olarak bilinmeyen ve kısa adlar ile tanınan bu genç, CNN gibi değişik büyük batı menşei uluslararası haber kanallarına canlı telefon bağlantısı veya canlı olarak bağlanarak, olayları aktarmak görevini kendine borç bilmişti belli ki.

An ve an olan tüm olayları hemen o dakika hatta olayların yaşandığı esnada canlı yayınla dünyaya aktaran bu kahraman(!) genç, sonraları yakalanan canlı yayın öncesi konuşmalarında çeşitli silah seslerini canlı yayına adeta bir senfoni orkestrasını konsere hazırlayan bir şef gibi hazırlamakla meşguldü. Bu video bile gencin yaşananları bir nebze abartarak dünya kamuoyuna sunduğu gerçeğini ortaya koymuştu.

Bunun yanında devamlı olarak Suriye’deki direnişçiler, Suriye hükümeti, Dış güçler ve Suriye içi terörist gruplar başka ağızdan konuşmaya devam etmektedirler.

Devamlı olarak Hama’da devam eden katliamların sorumluluğunu hükümet teröristlere yüklerken direnişçiler sürekli olarak Hükümet güçlerini suçlamaktadır.

Geçtiğimiz günlerde bir ayağı İstanbul’da da yapılan Suriye için barış görüşmelerinin ortaya çıkış sürecinde bu katliamların büyük rolü olmuş ve olmaya devam etmektedir.

Tüm bu olanlara karşın bölgede bir bütün haline gelmiş Rusya-İran-Suriye müttefikliğinin dağıtılmasını göze alamayan Rusya, her durumda aleni veya dolaylı yollar ile Suriye bütünlüğüne yapılacak bir müdahalede, müdahaleyi gerçekleştiren ve destek verenlere karşı negatif tavır takınacağını beyan etmişti.    

Belki de bu üç neden veya gerekçe Suriye üzerinde oynanan bölgesel oyunun birinci perdesini gözler önüne sermeye yetebilir. Dikkatlice bakıldığında ülkenin selameti açısından insanlar ile hükümet güçlerinin barış sağlamasını engelleyenlerin üstteki nedenlerde rol oynayanlar olduğunu göreceksiniz.

Barış sağlanması güç ama sağlandığında ise barışan tarafları güçlendiren bir olgudur. İnsanlar aralarındaki husumete son verdiklerinde önlerinde duran ve esas olarak onları tehdit eden esas nedenleri saptarlar. Buna bağlı olarak çeşitli çözüm yolları geliştirmeyi seçerler. Bu da o toplumdaki her ferdin aydınlanmasına yardımcı olur.

Tarihte birçok örneğini gördüğümüz bu tip toplumsal barış sonrası aydınlanmayı istemeyenler ise çıkarttıkları değişik haber veya karalama politikaları ile belli çözüme gidiş yolunu tıkayanların ta kendileridir.

Bu iş, bize izlettirildiği gibi devam ederse ortaya çıkacak durum ne Suriye halkı nede Suriye Hükümetinin lehine olacaktır. Tam tersi bu işten nemalanmaya çalışanlar istediklerini alıp geriye çekileceklerdir.

Sonunda kurban halk, hükümet veya herkimse o kendi çaresizliğine terk edilecek ve dıştan müdahale edenler kabuklarına çekilip yeni bir coğrafyada daha farklı bir kargaşa yaratarak o bölgeden nemalanmaya devam edeceklerdir.

Oyunda piyon olan ülkeler değişik dönemlerde bu tarzda kurban ediliyor. Oyun tahtası hiçbir zaman kapanmadığı için şah ile piyonda aynı torbaya bir türlü giremiyor.

Devletlerin ve içinde yaşayan toplumların tek çıkış noktası atalarının bilgi ve birikim için harcadıkları zamanı tekrar harcamaktır…

Söylediklerimin en büyük örneği Mısır ve Libya’da daha önce yaşananlar ve şuan ki durumdur.

Saygılarımla;
Adil Can KAVCAR