logo

27 Kasım 2011 Pazar

Jeopolitik Konumumuzun Getirdikleri


Ülkelerin dünya üzerinde bulundukları coğrafi konumun siyasi etkileriyle birlikte değerlendirilmesine jeopolitik konum adı verilir. İlkokuldan beri hepimize şunlar öğretilmektedir: “Türkiye; Asya, Avrupa ve Afrika kıt’alarının birbirine en fazla yaklaştığı noktadır. Bu üç kıt’a arasında köprü görevi gören ülkemizin coğrafi konumu jeopolitik açıdan büyük önem taşımaktadır.

İkinci Sömürgeci Paylaşım Savaşı’nın ardından 1945 – 1991 yılları arasında dünyanın ABD ve SSCB etrafında iki kutba bölündüğü ve bu 45-46 yıllık sürece “Soğuk Savaş” adı verildiği artık herkesin malumu. Bu dönemde bu iki süper güç, çeşitli stratejiler geliştirerek dünya üzerinde hakimiyet mücadelesine girişmişlerdir. Türkiye, bu güç mücadelesinde ABD’nin yanında yer almış ve ABD’nin stratejilerinde temel yapı taşlarından biri olmuştur.

Türkiye, 1947 yılında dönemin ABD Başkanı Harry Truman’ın ortaya koyduğu ve “komünizm tehdidi altındaki ülkelere askeri ve mali yardım yapma”yı öngören “Truman Doktrini” doğrultusunda 1948 ve 1951 yılları arasında yapılan Marshall yardımlarıyla başlayarak doğrudan ABD hakimiyeti(hegomonyası) altına girmiştir.

ABD’nin o dönemdeki temel politikası, Sovyet Bloku’nu coğrafi olarak çevreleyerek SSCB’nin yayılmasını engellemek ve başta Ortadoğu ve Uzakdoğu olmak üzere dünyanın geriye kalanını hakimiyeti altına almaktı. Bu politikada Türkiye’nin yeri SSCB’ye güney yönünden çekilen set ve Ortadoğu’ya giden kapı olmaktı.

Soğuk Savaş döneminde SSCB’ye güney yönünden çekilen set olma görevi 1962 yılında, “Küba Füze Krizi” olarak tarihe geçen krizde Türkiye’yi bombalanmanın eşiğine getirmiştir. Bu dönemde ABD, Türkiye’ye füze sistemi kurmuştu. SSCB de bu hamleye karşılık göstermelik olarak Küba’ya bir füze sistemi kurdu. Daha sonra dönemin ABD ve SSCB liderleri arasında gerçekleşen mektuplaşma sonucu ulaşılan mutabakat sonucu dünya bir nükleer savaşın eşiğinden dönmüştü.

Bugün de devam eden bu görevler Türkiye’yi bu sefer iki yönlü olarak büyük bir güvenlik tehlikesine maruz bırakıyor. Malatya’nın Kürecik ilçesine kurulması gündemde olan ve çeşitli demokratik kitle örgütleri tarafından düzenlenen ve halk tarafından da desteklenen eylemlerle protesto edilen NATO Füze Kalkanı – Erken Uyarı Sistemi ve Amerikan kalkanlığı doğrultusunda yürütülen politikalar önce Rusya(1), sonra İran(2), son olarak da Suriye(3) tarafından Türkiye’ye saldırı tehdidinde bulunulmasına sebep oldu.

Dünya, Ortadoğu merkezli büyük bir savaşa doğru ilerliyor. Dünyanın etkili siyasi ülkelerinin liderlerine hırçın bir savaş dili hakim. Görülen o ki bu savaşın gerçekleşmesi durumunda Türkiye bu savaşın coğrafi olarak tam ortasında olacak ve iki cephe tarafından da ablukaya alınmış olacak. Gerçekleşmesini istemediğimiz bu savaşın sonrasında ise, gelişen teknolojinin de etkisiyle Türkiye’nin İkinci Sömürgeci Paylaşım Savaşı sonrası perişan duruma gelen Almanya’dan daha beter duruma geleceği aşikardır.

Dileğim odur ki, umarım siyasiler Küba Füze Krizi dönemindeki gibi bir uzlaşıya varır ya da dünya halkları bu hakim savaş diline karşı güçlü bir ses çıkararak siyasileri, halkları sürükledikleri savaş yolundan geri döndürmeye ikna ederler. Bu konuda Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a önemli bir rol düşüyor. Erdoğan, okyanus ötesine kalkan olup ülkemizi sınır komşularıyla, bölgenin ve dünyanın kaderini ve tarihin akışını etkileyecek bu savaşa sürükleyici anlaşmalar değil; dilinden düşürmeyerek iddia ettiği gibi “komşularla sıfır sorun” yaratacak politikalar izlemelidir...  

(1)”Füze kalkanı gerilimi”, http://www.evrensel.net/news.php?id=18162


(3)”Suriye, füzelerini Türkiye’ye çevirdi”, http://www.haber7.com/haber/20111126/Suriye-fuzelerini-Turkiyeye-cevirdi.php

Soner Bahadır

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder