logo

11 Haziran 2017 Pazar

“TKP isim kavgası”: 3 boyutlu çok yönlü provokasyon

TKP ismi etrafında “isim kavgası” olarak görülen olaylar, detaylar ve gelişmeler ortaya çıktıkça Resmi TKP tarafından düzenlenen 3 boyutlu ve çok yönlü bir provokasyon olduğu anlaşılıyor.

9 Haziran akşamı İzmir'de “Hayır Tutuklanamaz” etkinliğiyle başlayan ve İstanbul ve Ankara'ya sıçrayan, ilk aşamada “isim kavgası” olarak görülen olaylar hakkında görüntüler ve açıklamalar ortaya çıktıkça olay daha bir netlik kazanmaya başladı.

Olayın tarafları olan Halkın TKP'si ve Resmi TKP(KP)'nin açıklamalarında birbirini suçlaması gayet doğal bir sonuç. Fakat bu konudaki en önemli gösterge İzmir'deki etkinlik anında sahne önünden çekilen görüntüler ve Hayır Tutuklanamaz Bileşenleri'nin etkinlik öncesi ve anına yönelik açıklamalarıdır.

İZMİR'DEKİ ETKİNLİĞİ DÜZENLEYENLERİN AÇIKLAMASI

Kendileri tarafındn yapılan açıklamada konuya ilişkin özetle yer alan ifadeler şunlardır: “

Biz Hayır Tutuklanamaz kampanyası yürütücüleri olarak bize sunulan beyanı esas alırız. Erkan Baş’a etkinliğe hangi ünvanla katılacağını sorduğumuzda bize TKP Genel Başkanı ünvanıyla katılacağını söylemiştir. Bizde bu beyanı esas alarak dayanışma gecesiyle ilgili hazırladığımız görsellere (afiş, davetiye, ayaklı pano, pankart) Erkan Baş’ı TKP Genel Başkanı olarak yazdık. KP’liler hazırladığımız afişlerle ilgili konuklarımızı arayarak astırmayacaklarını, yırtacaklarını beyan etmişlerdir... Konserden iki gün önce KP genel merkezi tarafından (bize verilen bilgi bu yönde) 150 kişiyle konsere gelecekleri, eğer Erkan Baş 'TKP Genel Başkanı' olarak anons edilirse konuşturmayacakları gibi tehdit içeren bir ifade DİSK ve HDP genel merkezine iletilmiştir.

Tüm iyi niyetli çabalarımıza ve konuşmalarımıza rağmen, KP'liler tarafından bazı yerlerde bulunan ayaklı panolarımıza zarar verilmiştir. 9 Haziran günü KP’liler Hayır Tutuklanamaz yürütücülerinden bir arkadaşı arayıp dayanışma gecesini sabote etmek gibi bir amaçlarının bulunmadığını ifade etmişlerdir. Konser saatine doğru yaklaşık 150 kişilik KP'li grup, sahnenin sağ ve solunu tutacak bir biçimde ön sıralardaki bölümlerde yerlerini almışlardır. Bu tablonun kendisi zaten KP’lilerin konsere dayanışma için değil de provakasyon için geldiklerini açıkça göstermektedir. Erkan Baş, 'TKP Genel Başkanı' olarak anons edilince KP'li grup sloganlarla sahneye yönelmiş ve bunun sonucunda arbede çıkmıştır. Yaşanan arbede esnasında 'çocuklar ve kadınlar eziliyor, geceyi sabote etmeyin' uyarılarına rağmen KP'li grup gerilimi tırmandırmaya devam etmiştir. Görevli arkadaşlar, olayın büyümesini engellemeye çalışırken, KP'liler tarafından darp edilmiştir. Gerilim nedeniyle Hayır Tutuklanamaz konserine katılan İzmir halkı ise KP'nin sorumsuzluğuna karşı konsere sahip çıkmış,'Yaşasın Devrimci Dayanışma', 'Faşizme Karşı Omuz Omuza' sloganlarıyla KP’nin tutumunu potesto etmiş ve gecenin sonuna kadar konser alanını terketmemiştir.
” (1)

video

Uzaktan geniş açıyla çekilen görüntülerle “Hani saldırı nerede?” diye soran provokatör trollere en önemli yanıt sahne önünden çekilen bu görüntülerdir.

BU NASIL “ÖRGÜTLÜ SALDIRI”?

Resmi TKP, 9 Haziran gecesi yaşanan olaylar nedeniyle Halkın TKP'sini “örgütlü olarak saldırmak”la itham etti. Fakat bu nasıl bir “örgütlü saldırı” ise 21 Ocak 2013 günü İskenderun'daki NATO Üssü'nü basmış, 5 Mayıs 2013 tarihinde ise Taksim'de polise meydan dayağı çekmiş(2) kişilerin Resmi TKP'ye “saldırdıkları”na ilişkin tek bir görüntü yok!

Resmi TKP'nin Halkın TKP'sine saldırdığına ilişkin ise yalnızca İzmir'den değil, Ankara'dan da görüntüler var. Resmi TKP'li bir grubun Halkın TKP'si tarafından işletilen Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi'ne saldırıp cam çerçeve indirdikleri bu görüntülerle ortaya çıkıyor. Bu saldırı sırasında binalarını koruyan Halkın TKP'si üyelerinin müdahalesiyle Resmi TKP üyelerinden birinin kolunun koptuğu bilgisi mevcut. Tabii ki istenmeyen bir olaydır fakat bu görüntülerdeki saldırıyı gerçekleştiren kişiler de herhalde çiçeklerle karşılanmayı beklemiyordu! Ayrıca Halkın TKP'si de Ankara'daki bu saldırı sırasında bir üyesinin de demir çubuk ve çekiç darbeleriyle beyin travması geçirdiğini belirtti.

video


video


Resmi TKP'nin elinde ise yalnızca Kadıköy'deki binalarının önünde 9 saniyelik bir görüntü ve bir kişinin olayın gerginliğiyle söylediği “Hepinizi öldüreceğiz” sözü var.

Bu konu da tartışmalıdır. Çünkü Resmi TKP, kendi binaları önünde olan olayın dakikalar sürdüğünü belirtiyor fakat 9 saniyelik bir görüntü dışında başka bir görüntü ortada yok. O binanın içine girmiş, hele de o binada nöbet tutmuş herkes çok iyi bilir ki, şu an Resmi TKP tarafından kullanılan binaya yapılacak herhangi bir saldırının sokağın iki tarafından da net bir biçimde anlaşılmasını sağlayacak güvenlik kameraları bulunmaktadır.

Halkın TKP'si, bu konuda Resmi TKP üyelerinin Halkın TKP'si'nin binasını çevrelediğini, Halkın TKP'si üyelerinin bu çevrelemeye karşı bu gruba müdahale ettiğini ve Resmi TKP üyelerinin kendi binalarına kaçtığını söylemektedir. Eğer Resmi TKP bunun aksini iddia ediyorsa, kayıtlarını ortaya koymak zorundadır.

9 saniyelik, olay gerginliğiyle söylenmiş sözlerin videosunu çekmeyi akıl edenlerin, daha geniş süreli görüntüleri çekmeyi akıl edeceğine eminiz. Ama bunu akıl etmelerine de gerek yok, çünkü içinde bulundukları binanın güvenlik kameraları bu konuda olayı aydınlatacak kaydı yapmaya yeterlidir.

İSTANBUL'DAKİ DİĞER SALDIRILAR

Resmi TKP'nin açıklığa kavuşturması gereken olaylar yalnızca bunlar değildir. Resmi TKP'nin İstanbul İl Örgütü tarafından yapılan “özür” açıklaması, Resmi TKP'nin saldırgan tavrının yalnızca Halkın TKP'si üyelerine değil, aynı zamanda olayla alakası olmayan Halkların Demokratik Partisi(HDP) ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi(ESP) üyelerine de yönelik olduğudur. Ayrıca Halkın TKP'si tarafından yapılan açıklamada 9 Haziran akşamı Kadıköy'de evlerine giden 2 kadın Halkın TKP'si üyesinin de Resmi TKP'nin erkek üyeleri tarafından darp edildiği belirtilmiştir.

Bu saldırılar ve deliller umarım kimin “saldırgan” ya da “provokatör” olduğunu gösteriyor sanırım...


(1)Hayır Tutuklanamaz Bileşenleri, Resmi TKP(KP)'nin kasıtlı yalanlarına madde madde detaylı bir yanıt vermiştir. Kendilerine bu duyarlılıkları için teşekkür ediyoruz. Bu açıklamanın tamamına ulaşmak için: http://gazetehayir.com/hayir-tutuklanamaz-etkinlikte-yasananlara-dair-aciklama-yapti/

2)İskenderun Limanı Baskını: https://www.youtube.com/watch?v=Ri2qUC61u9M


Soner Bahadır

26 Mayıs 2017 Cuma

"Penguen’in Beyin Ölümü Gerçekleşti"

Penguen dergisinin kapanmasından ötürü bir süredir çok değerli dostum Erhan'la masamızdan hiç eksik olmayan nargilemizle birlikte Türkiye'deki mizah dergilerinin geldiği nokta üzerine konuşuyoruz. Mesele önce Penguen çizerlerinden Serkan Yılmaz'ın, derginin kapanmasının nedeninin aslında maddi nedenler olmadığını; mizah dergisinin, bir patron şirketi gibi hareket etmesine dair itirazını içeren yazısı ile başladı. Sonra bunu Erdil Yaşaroğlu ve Serkan Altuniğne'nin iddialara verdikleri cevaplar izledi. Ardından Yılmaz Aslantürk'ün konuyla ilgili Birgün gazetesine verdiği röportajı ve Erdil Yaşaroğlu'nun konuk olduğu Medyascope'ta Mirgün Cabas'la yaptığı programdaki açıklamalarını dinledim. Yılmaz Aslantürk gerçekten somut, ayağı yere basan cümlelerle karikatür dergilerinin geldiği noktayı anlattı. Karikatür dergilerinin artık yeni içerikler üretemediğini; ortalama çizimlerin üzerine tespitler serpiştirerek, duvarın önünde konuşan iki adamdan, hepimizin çok sevdiği deli karikatürleri dışında bir şey üretemediğini; muhalif, eleştirel olması gereken mizah dergilerinin birkaç sayfa dışında bir şey söyleyemez hale geldiklerini ve karikatür okurlarının zeki insanlar olduklarını, bu tarz sıkıntıları gördükleri için de artık dergileri okumaz hale geldiklerini gayet güzel anlatmış. Sonra Erdil Yaşaroğlu'nun açıklamalarını dinledim. Tam da beklediğim gibi karikatür dergilerinin mizah kalitesinin düşmesine neredeyse hiç değinmeyip olayı tamamen tiraja, maddi kaygılara bağlıyor. Söylediği bazı şeylerde haklılık payı yok değil. İçeriklerin kaçak bir şekilde paylaşılıp bir de bunu yapanların paralar kazanmaları konusundaki itirazında haksız değil, ancak derginin tirajının düşmesini okuma alışkanlıklarının değişmesine falan bağlaması çok basit, geçiştiren, asıl meselenin ne olduğunu örten açıklamalardır. Bu açıklamaların üzerine Vedat Özdemiroğlu'nun Boyun Eğme dergisindeki röportajı, noktayı koymuş aslında: "Ekonomik zorluklar ya da hükümetin baskıları var ama bir dergi ’okuyucu bizi artık almıyor’ diye ağlaşarak kurtarılmaz. Sen dergiyi yaparsın, beğenirler, alırlar ve yaşarsın. Kişisel kanaatim, belki biraz ağır olacak ama Penguen’in beyin ölümünün gerçekleştiği yönünde".

Kaynak:

www.birgun.net/amp/haber-detay/otisabi-nin-yaraticisi-yilmaz-aslanturk-muhalefet-etmek-isteyen-bir-yolunu-bulur-yeter-ki-niyet-olsun-158435.html

https://youtu.be/fk9g3Y7s1_w

http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/vedat-ozdemiroglu-penguenin-beyin-olumu-gerceklesti-197502

18 Mayıs 2017 Perşembe

Muhalif kitlenin Cem Küçükleşmesi

Ülkemizdeki muhalif kitle içerisinde maalesef oturduğu yerden muhalif yayınların "finansörlerini" tespit eden bir güruh türedi. Kendi kitlemiz içinde yaşanan bu "Cem Küçükleşme", Saray karşıtı kitlenin sosyolojik ve psikolojik olarak Saray'a yenildiğinin göstergesidir. Bu yenilgi bertaraf edilmeden Saray Faşizmi yenilemez.

Eski SSCB Halk Komiserleri Kurulu Başkanı Vladimir Lenin, devrimin olabilmesi için geniş halk yığınlarının iktidara karşı radikal bir tutum almasının ya da aynı kitlelerin en azından iktidarın savunmasız kalmasını sağlayacak ölçüde tarafsız kalmasının gerektiğini söyler. Vladimir Lenin'in bu tarifi, Saray tarafından Türkiye'de yürütülen karşı devrimin -yönetememe kriziyle malûl olsa da- iktidarda kalma ve baskıyı arttırma "başarı"sını çok güzel tarifliyor. Türkiye toplumu politik olarak kabaca -yekpare bloklar olmamakla birlikte- Saray destekçileri(ve teslim olanları) ile Saray karşıtları olarak ikiye bölünmüştür. Bu tabloda Saray'ın etkili konumu kendi özgül ve konsantre gücünden değil, karşıtlarını kendi içlerinde çatıştırarak zayıflatabilmesinden ya da karşıtlarını kendisine benzeterek uyumsuzlaştırmasından kaynaklanmaktadır.

Bu teorik ve soyut tespitleri örneklerle somutlayalım. Yalnızca kendi çalıştığım medya sektöründe okuyucu profilleri, muhalif kitledeki "Cem Küçükleşme"yı gözler önüne seriyor. Örneğin bir kısım muhalif okur, tahmin edebileceklerinden çok daha az sayıda personelle büyük emek ve özverilerle sürdürülen yayınlarda kendi yorumunun birkaç saat geç yayınlanmasının (hiç yayınlanmasa ne olur kim bilir!) kasıtlı bir hareket hatta "FETÖ tarafından finanse edilme" yaftalamasını rahatlıkla yapabiliyor.

Bu durum Saray'ın fikri tetikçiliğini yaparak medyada kimin çalışacağına ve hangi yayının nasıl içerik oluşturacağına Saray adına karar veren ve "FETÖ'cü" avına çıkan Cem Küçük profilinin bizim kitleye sızmasının göstergesidir ve Saray karşıtı mücadeleye Saray'dan daha fazla zarar vermektedir. Çünkü bu tavır mücadeleyi büyütmeyi değil, kendi içinde tasfiyeyi, dolayısıyla mücadeleyi küçültmeyi hedeflemektedir(En azından ona hizmet etmektedir).

Yapılacak iş, bu "içimizdeki Cem Küçükler"le temas ederek daha fazla sağduyuyla davranmalarını sağlamaktır. Buna rağmen aynı tavırları sürdürmeleri artık "içimizde" olmadıklarını gösterir ki bundan sonra yapılması gereken maalesef ki kendileriyle mücadele etmek olacak...

Soner Bahadır