logo

22 Şubat 2018 Perşembe

Beşiktaş'a 5 atmışlardı: 5 futbolcu 'fantezi takım'da

Beşiktaş'ı 5-0 yenen Bayern Münih'ten 5 oyuncu, Şampiyonlar Ligi'nde "Fantezi takım"a girdi.

SERBEST ATIŞ HABER MERKEZİ

Beşiktaş'ı, kendi sahası Alianz Arena'da oynadığı Şampiyonlar Ligi Son 16 Turu maçında 5-0 mağlup eden Bayern Münih'in etkili performansı kendisinden söz ettirmişti. Bu performansın ardından UEFA tarafından Şampiyonlar Ligi'nde o haftanın en iyi oynayan futbolcularından seçilen "Haftanın Fantezi Takımı" açıklandı.

UEFA Şampiyonlar Ligi Resmi Instagram hesabından yapılan paylaşıma göre bu haftanın takımında Bayern Münih'ten 5 futbolcu yer aldı.

Münih'in savunma oyuncuları Alaba ve Hummels, orta saha oyuncusu Kimmich ve hücum oyuncuları Lewandowski ve Müller, haftanın takımında yer aldı.

12 Ocak 2018 Cuma

Galatasaray'ın sorunu diziliş değil karakter!

Galatasaray'ın, ligin ikinci yarısında başarıya ulaşmak için yırtıcı bir oyun sergileyerek topu rakip sahaya yıkmalı ve rakibin kendi üzerine gelmesini engellemesi gerekiyor.

Galatasarayla ilgili tartışmam, yaklaşık bir buçuk yıl önce yazdığım ve geçen sezonun ilk karşılaşması olan Kardemir Karabükspor karşılaşmasında Eren Derdiyok'un mucizevi golüyle alınan galibiyet hakkında yazdığım yazıyla başlamıştı.(1)

O yazıda, Galatasaray'ın oyunu rakip yarı sahaya yıkıp, oyunu dördüncü bölge aksiyonları üzerine kurması gerektiğini belirtmiş ve o günkü kadro içerisinden 4-1-3-2 dizilişinde bir 11 önermiştim.

Kulüplerin ikinci yarı için kamp yapıp yeni dönem düzenlerini belirlediği şu günlerde bir gece televizyonda tesadüf eseri denk geldiğim Galatasaray'ın Spor Toto Süper Lig'in ilk yarısındaki maç özetlerini baştan sona izledim. İki sezondur Galatasaray konusunda diziliş ve taktik tartışması veren ve ikili forvet önerisinde bulunmuş birisi olarak bu maçlardan çıkardığım sonuç Galatasaray'ın sorununun diziliş olmadığı olmadığı.

Galatasaray pekala tek forvetle de başarılı olabilir ve Lig'in ilk 8 haftasında namağlup olurken de tek forvetle oynamıştı. (Buna rağmen iki forvet tercihinin “daha iyi” sonuç vereceğine yönelik kanaatimi de koruyorum) Fakat bir buçuk senedir Galatasaray takımı, başına üçüncü antrenörünü(Riekerink, Tudor ve Terim) getirse de o eski karakterini değiştirememiştir.

Galatasaray halen savunma yapmayı beceremiyor ve formasından korkmayıp üzerine gelen her takım Galatasaray'ı silkeliyor, gol vuruşu yapmayı beceren takım ise Galatasaray'ı yeniyor.

Bu durum, Lig'in 4'üncü haftasındaki Antalyaspor ve 6'ncı haftasındaki Bursaspor maçlarında kendisini bağırmaya başlamıştı. 16'ncı haftadaki Evkur Yeni Malatyaspor karşılaşması ise, yırtıcı ve dördüncü bölge aksiyonuna dayalı olmayan bir oyun anlayışının, gömülü bir savunma anlayışıyla Gomis'i yalnızlığa itip, Galatasaray'ın sahada kapısına kilidi vurabildiğinin yeterli ispatını vermiştir.

İLK YARI MAÇLARININ ORTAK ÖZELLİKLERİ

*Galatasaray'ın kaybettiği maçların ortak özellikleri: Denayer'in oynaması, Galatasaray'ın top hakimiyeti sağlayamaması ve oyunu rakip sahaya yıkamaması ve Yasin'in futbol oynamak yerine hakemlerle ve rakiple uğraşması

**Galatasaray'ın kazandığı maçların ortak özellikleri: Galatasaray'ın top hakimiyeti sağlayıp oyunu rakip sahaya ve özellikle pas trafiğiyle dördüncü bölgeye taşıması, Belhanda'nın 10 numara gibi takımı yönlendirmesi, Tolga Ciğerci'nin (devrenin ilk yarısındaki maçlarda) sürpriz golcü olması, Gary Rodrigues'in özellikle sağ kanattan başta Gomis'e olmak üzere bitirici pas vermesi

DİZİLİŞ VE İLK 11 ÖNERİLERİ
Kişisel kanaatim Galatasaray'ın yine sahaya 4-1-3-2 taktiğiyle çıkmasının daha iyi olacağı yönünde olsa da dünya futbolundaki tek forvet eğiliminin hakimiyeti karşısında 4-2-3-1 de oynayabilmesi mümkün. Fakat, Gomis'in ceza sahasında daha rahat hareket alanı bulabilmesi ve gol alternatifinin çoğalabilmesi için Eren Derdiyok'un da ilk 11'de olması faydalı olur.

*4-1-3-2 dizilişiyle ilk 11 önerim: Muslera, Mariano, Maicon, Serdar Aziz, Linnes, Fernando, Feghouli, Belhanda, Rodrigues, Eren Derdiyok, Gomis



*4-2-3-1 dizişiyle ilk 11 önerim: Muslera, Mariano, Maicon, Serdar Aziz, Linnes, Fernando, Ndiaye, Feghouli, Belhanda, Rodrigues, Gomis


Her iki taktik için de, Galatasaray'ın ilk devrenin ilk yarısında kazandığı ve esas yükselişte olup, devrenin ikinci yarısında ekmeğini yediği dönemdeki maçların kazandıran özelliklerden Tolga Ciğerci'nin neden ilk 11 önerilerimde yer almadığını merak ettiğinizi biliyorum.

Her iki taktikle de, forvetin arkasındaki üçlünün sahanın dördüncü bölgesinde gezgin olarak oynadığı ve kişisel yeteneklerini ekip bütünlüğü içerisinde sergileyebildikleri halde Galatasaray'ın herhangi bir “sürpriz”e ihtiyacı kalmayacak çünkü...
(1)Soner Bahadır, “Sevindirmeyen galibiyet ve taktik önerisi”, 23 Ağustos 2016, http://serbestats.blogspot.com.tr/2016/08/sevindirmeyen-galibiyet-ve-taktik_23.html

Soner Bahadır

1 Kasım 2017 Çarşamba

Devrimci “mesaicilik”

Türkiye'de, özellikle kentli devrimcilerin yaşadığı sorunların başında "ruhsal yorgunluk" geliyor. Bu ruhsal yorgunluğun başlıca sebebi ise bilinçaltında devrimciliği adeta iş yerinde yaptığının aynısı gibi bir "mesai" olarak gören anlayış.

Geçtiğimiz günlerde, bir siyasi faaliyet sonrası oturduğumuz yoldaş sofrasında yaptığımız sohbet, Türkiye'de, özellikle kentli devrimci kadrolarının yaşadığı en büyük sorunu yeniden hatırlamama vesile oldu. Başka sohbetlerde ve toplantılarda da şahit olduğum bu sorun bir "ruhsal yorgunluğun" varlığı.

Bu sorunun başlıca nedeni ise devrimciliğin adeta işyerinde yapılanınki gibi bir "mesai" olarak algılanması. Bilinçli olarak sergilenmeyen ve sorulduğunda kesin bir dille reddedilen bu algı bilinçaltında, işyerindeki mesaisinde olduğu gibi her emek sürecinin sonunda istenilen sonucun alınması beklentisini doğuruyor. Bu beklenti karşılanmadığı zaman da doğal psikolojik süreç işliyor ve "ruhsal yorgunluk" ya da daha ileri aşamada -daha kötüsü- "ruhsal çöküntü"ye yol açıyor.

Burada üzerinde özellikle vurgulanması gereken bir nokta var. "Eski tüfekler"in sıkça dile getirdiği gibi devrimcilik, "Devrimi hiç görmeyecekmiş gibi sabırla, yarın devrim olacakmış gibi enerjik ve tetikte" yapılabilecek bir iştir. Yani devrimci, "bugün sonuç almak" için değil, "yarına yatırım yapmak" için çalışmaktadır.

EMEK SÜRECİ VE "YORGUNLUK"

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, her emek süreci yorucudur. Hele de işyerindeki emek sürecinin yorgunluğunun üzerine yapılan devrimci faaliyetin emek süreci daha da yorucudur. Özellikle de Türkiye solunun hiç alışık olmadığı bir şekilde, farklı örgütlerden ve bağımsız bireylerin bileşkesinden oluşan "cephe", "hareket" ya da "kitle örgütü" içerisinde, alışık olunandan çok daha büyük kitleler içinde, çok daha fazla farklı fikirle bir arada ortak iş yapmaya çalışılması, hem ilgilenilen kitlenin büyüklüğünden kaynaklı yarattığı "iş yükü", hem de alışık olunmayana hem alışmaya, hem öğrenmeye, hem de o yapının içinde iş yapma zorunluluğuyla çok çok daha yorucudur.

Bu sebeple devrimci kadroların yorulmasından ve dönemsel geri çekilip dinlenme ihtiyacı duymalarından daha doğal bir şey yoktur. Burada sorun olan, bu yorgunluğun "ruhsal yıpranma"ya dönüşmesi ve daha 30 yaşına gelmemiş devrimci kadroların "ruhlarının yaşlanması" ve devrimci faaliyetin isyan edilerek yerine getirilen bir "angarya"ya dönüşmesi. Bu durum hem devrimci kadrolara hem de Türkiye devrimci mücadelesine zarar vermektedir.

"24 SAAT DEVRİMCİLİK"

Bu zarar verici sorunun çözümü ise devrimciliğin bir "mesai" değil, bir kimlik ve yaşam biçimi haline getirilmesidir. Yine "eski tüfekler"in kullandığı ifadeyle "24 saat devrimci" olmasıdır. Yani devrimcinin işyerinde de, kafede de, evde de devrimci olması ve hayata devrimci bir bakışla bakması gerekliliğidir.

Burada söylenmek istenen her yerde 24 saat ketum bir tavır alıp her yerde politik ve ideolojik sloganlar savurmak değil tabii ki.

Devrimcinin yapması gereken, bulunduğu her ortamın devrimci değerler ve devrimci hukukla belirlenmesini sağlamaktır.

Bunun yapılması hem Türkiye devrimci mücadelesine katkı sağlayacak hem de özellikle kentli kadroların "ruhsal yorgunluk"larına karşı bir "terapi" işlevi görecektir.

Soner Bahadır