logo

medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2013 Cuma

Direnen Gazeteciler TOMA’lara karşı!

Medyanın Haziran Direnişi’ne yönelik ilgisiz ve çarpıtıcı tavrını protesto etmek isteyen Direnen Gazeteciler’e polis yolu kapattı. Bunun üzerine gazeteciler oturma eylemi yaparak hem polisi hem de medyayı protesto etti.

Galatasaray Meydanı’nda toplanan gazeteciler, Taksim Meydanı’na yürüyerek bir basın açıklaması ve ardından temsili haber yazma eylemi yapmak istedi. Polis ise Galatasaray Lisesi’nin önünde 2 adet TOMA ve bir Akrep aracının yanı sıra Çevik Kuvvet ekiplerinin barikatlarıyla İstiklal Caddesi’ni kapattı. Polisin bu tutumu üzerine gazeteciler polis barikatının önüne oturarak protesto eylemi gerçekleştirdi.

Eyleme katılan gazeteciler arasında OdaTV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, OdaTV Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Gerçek Gündem Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş,İstanbul Gerçeği Genel Yayın Yönetmeni İmambakır Üküş, Aydınlık Yazarı Eren Erdem, Aydınlık Muhabiri Selçuk Özmen, BirGün Muhabirleri Ahmet Şık ve Zeynep Kuray, Etkin Haber Ajansı Muhabiri Arzu Demir, Radikal Gazetesi Muhabiri İdris Emen ve Serbest Gazeteci Şenol Çarık da yer aldı. Ayrıca eyleme CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, Taksim Dayanışması Sekretaryası Üyesi Cem Tüzün, Ressam Bedri Baykam’ın yanı sıra Blogumuz Yazarı ve İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Adem Ayten da katıldı.

Eylemde “Yandaş medya istemiyoruz”, “Sipariş haber istemiyoruz”, “Diren Antakya, Taksim seninle”, “Ali’nin katili AKP’nin polisi” ve “Polis defol bu sokaklar bizim” sloganları atıldı. Ayrıca, Haziran Direnişi şehitlerinin isimleri tek tek sayılarak “burada” denildi.

“Sözün bittiği yerdeyiz”

Serbest Atış’a konuşan Adem Ayten, eylemi “Gazeteciler için sözün bittiği yer” olarak tanımladı. Ayten şunları söyledi: “Gazeteciler için sözün bittiği yerdeyiz. Mevcut siyasal iktidar medyanın kendi özeleştirisine bile katlanamıyor. Medya mensupları buraya aynı zamanda kendi mesleklerinin özeleştirisini yapmaya geldiler.”

Şenol Çarık ise eyleme katılan gazetecilerin gerçekleri görmezden gelmediği için polis barikatının kurulduğunu söyledi. Çarık, “Bugün Galatasaray Lisesi önünde 3 Maymun’u oynayan gazeteciler değil; gördüm, duydum, yazacağım diyen gazeteciler vardı. Bunun içindir ki önümüz 2 TOMA ve yüzlerce Çevik Kuvvet polisi tarafından kesildi. Bundan önce de olduğu gibi bundan sonra da kalemimizi halkımız için tutup gerçekleri yazacağız” ifadelerini kullandı.

Soner Bahadır

13 Eylül 2012 Perşembe

Önce Uyan Sonra Uyandır


İnsanların yaptığı yürüyüşler gerçek anlam da irade taşımıyor. Sürekliliği de yok. Olayı yalnızca kitle iletişim araçlarının sayesinde bir kere ya da bir kaç kere ana haber bültenlerin de veya gazetelerde görme isteği ise ünlü olmak için sokak ortasında soyunsunlar daha iyi. Mevsimine göre üzeri örtülen eşya gibiler, sahipleri lazım olunca açıyor gidecekleri zaman tekrar üzerilerini örtüyorlar.

   Ülkemizi ele alırsak Taksim, Kadıköy, Mecidiyeköy meydanları protestonun sahnesi haline gelmiş durumda. Oradaki insanların 1-2 saatlik yürüyüşünün ne kadar ciddiye alındığını göz önünde bulundurmak gerekirse, yanlarından geçenler merakını gidermek için bir dönüp bakıyor, biraz kalabalık ve olay çıkaracak gibiyse de güzelim kameralı telefonları havada hazır görüyoruz. Belki milli duyguları kabartan bir konuşma nida varsa esnaf tüm gücüyle alkışlıyor. Bu kadar... Olay o kadar basitleştirilmiş ki medyadaki gizli nefret söylemleri sayesinde grev, protesto, yürüyüş vs kavramları duyan toplum bireyleri "boş iş" olarak düşünüyor, kendilerine zarar verecek toplum düzenini bozacak birşey olarak görüyor.

   O ufak gruplar bu dünya düzenindeki göz boyama amaçlı azınlık çarkı işlevini gördüklerini hiç anlamadılar, anladıklarında  istikrar soluyan insanların birleşimi ve de bilinçli olarak neye karşı adım adım mücadele ederek yürüdüğünü bilen insanlar o grupları oluşturur. Yapılacak eylemlerin gerçek anlamda planlanmış olması ve farklı olması şart. Böylece bu faaliyetler sistemin çarklarını döndürmek adına benzin niteliğini bir kenara bırakıp çomak vaziyetine gelebilirler. Bölünmeye meyilli olan bir toplum olarak farkına varmak gerek.

Ece Ulusum

1 Mayıs 2012 Salı

Acımasız Dünya Sendromu Ustası Amerika

Benim Cici Silahım olarak Türkiye'de yayınlanan
Moore'un  belgeseli.
   Propaganda ve ikna yöntemlerinde en çok başvurulan yol korkutmadır. Korkan birey ya da toplum birilerine güvenmeyi gerekli gördüğü gibi tedirgin sürdüğü hayatında olabildiğince savunma diler. Bunun farkında olup balını yiyen Amerika uzun yıllardır korku yöntemiyle çarklarını döndürmektedir.

   Özgürlüklerin ülkesi Amerika'nın tarihçesine bakıldığında hegemonyasını ve global silah pazarını kaybetmemek için deniz aşırı ülkelerde öldürdüğü milyonlarca insanlar ve yaşattığı acılar yetmediği gibi kendi vatandaşlarını da kendileri arasında bir kaos ortamına itiyor. Güçlü silah satan fakat kendilerine savunma şirketi adını veren Amerikan şirketlerinin ülke içi satışları günden güne artıyor. Güvenlik şirketlerinin de artış gösteren cirosu en çok kazananlar arasında isimlerini yazdırıyor. Devlet silah ruhsatı alımını olabildiğince kolaylaştırdı ve hatta silahlar promosyon olarak alınabilir hale getirildi. Korkulu Amerikan vatandaşlarının zorunlu ihtiyacı haline gelen silah,  alışveriş listelerinde yerini aldı.

   Peki bu korku insanlara nasıl yerleşti?
Bu yanıtı da çok uzakta aranması saçma olurdu; medya...  Amerika'da ana haber bültenlerinde suç oranının yılda %20'ye kadar düşüyor olmasına rağmen yayınlanan cinayet haberleri %140 artış gösteriyor.  Haberlerin alt metni olan, "dışarıda bunlar oluyor, haline şükret ve dikkatli ol" uyarısı insanlara birbirlerine güvenmemeyi ve "savunma alışverişine" çıkmayı tembihliyor. 11 Eylül olayı sonrasında gerçekleri bilmeyen Amerika'da yaşan insanlar yeterince korktu ve artık her denilene inanmaya hazır kıvama geldi. Medya olayları korkunç ve uzun süre yineleyerek gösteriyor. Polisiye dizi ve reality programları tavan yapıyor.

   Michael Moore'un Bowling for Columbine adlı belgeselinde net bir şekilde Amerika ve Kanadayı kıyaslıyor. Kanada'da da silah alım satımın çok olmasına rağmen insanlar kapılarını kilitlemiyorlar ve yılda işlenen cinayet sayısı yılda 60 hatta daha düşük. Fakat cinayeti işleyenlerin bir kısmı da Kanadalı değil. Amerika'da ise yılda işlenen cinayet sayısı 11 bini geçiyor. Moore Kanada'nın ana haber bültenlerine baktığında fazla sıkıcı ve hiç aksiyon olmadığını görüyor. İlginç bir durum öyle değil mi?

   Sosyal darwinizm  sindirilmiş Amerikalı insanlara acımasız dünya sendromu dayatılıyor. Büyük paralar kazanan silah şirketlerinin insan hayatına verdiği değeri, unutun gitsin. Özgürsün Amerika, insanları katletmekte ve gerçeklerini halının altına süpürmekte özgürsün!


Ece