logo

Hrant Dink etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hrant Dink etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2013 Çarşamba

"OCAK AYI SENDROMU" VE POLİTİK CİNAYETLER













Yakın Türkiye siyasi tarihine baktığımız zaman ülke kamoyuna ve siyasetine yön veren isimlerin birçoğunun Ocak Ayı içerisinde öldürüldüğünü görüyoruz. Peki bu ölümler birer tesadüf mü yoksa kurgulanmış suikastlar mı? gelin buna bir göz atalım.

Öncelikle benim görüşüm tüm bu suikastların Ocak Ayında yapılmasının nedeni bu ayın zemheri ayı olmasından kaynaklanıyor. Derin güçler (siz diler buna derin devlet deyin, diler gladyo ve diler karanlık güçler) için yılın ilk ayı havanın soğuk ve sisli olmasına bağlıyorum. Çünkü havanın soğuk ve sisli olması herhangi bir suikastı sırasında görgü tanıklarının yaz aylarına nazaran daha az olmasına neden olur. Bu varsayımın yanı sıra cinayetin işlediği yerlere baktığımız zaman genelde dış mekanlar tercih edilmiş. Dolayısı ile katil olay yerinde biraz da hava muhalefeti yardımı ile kanıtları karartmış olur. Nasıl derseniz şöyle açıklayayım; Meteroloji ortalamalarına göre Türkiye'de hava sıcaklığı -8 ile 22 derece arasında değişklik gösterir. Bu durumda -3 derece hava sıcaklığında insan DNA'sı hem canlılığını yitirir. Bunun yanısıra Ocak ayı koşullarında yağmur ve kar sularının  baz alırsak şayet koşullar altında olay yer kanıtlarının keşfi güçleşir. Tüm bu koşulları değerlendiğimiz zaman Ocak Ayı içerisinde Türkiyede neden bu kadar suikast sonucu cinayetin işlendiğini öngörebiliriz. Tabi tüm bu söylemler benim birer varsayımlarımdır. Dolayısı ile hiçbir bilimsel geçerliliği yoktur.

Konu ile ilgili bir görüşte "Ocak Ayı Sendorumu" nu adlandıran Dr. Cliff Arnall'a ait. Dr. Arnal yılın ilk ayını tıpkı pazartesi sendromuna benzetiyor. Bu sendromun oluşmasının  nedeni ise tıpkı haftanın ilk günü gibi sendrom yaratma potansiyeli yüksek bir ay olduğu için diyor.

Yazımın başlığındaki ilk bölüm olan "Ocak Ayı Sendromu" açıkladıktan sonra şimdi ikinci bölüm olan "Politik Cinayetler" bölümüne değinebiliriz. Öncelikle araştırma sırasında dikkatimi çeken bir olguyu sizlerle paylaşmak istiyorum. 1990'dan 2000'e dek gelinen sürede politik cinayetler ortalama 3'er yıl ara işlendiği görülüyor. (1990 Muammer Aksoy, 1993 Uğur Mumcu, 1996 Metin Göktepe) 90'lı yılları geride bırakıp 2000'li yıllara geldiğimizde ise politik cinayetlerin işleniş ortalaması 6,5 yıl olduğu görülüyor (2001 Ali Gaffar Okkan, 19 Ocak 2007 Hrant Dink, 9 Ocak 2013 Sakine Cansız,Fidan Doğan, Leyla Söylemez) Bu ilginç notu da sizlerle paylaştıktan sonra şimdi sırasıyla Ocak Ayı içerisinde  işlenen politik cinayetlerin kim olduğuna ve neden öldürüldüğüne değinebiliriz.


Muammer Aksoy 31 Ocak 1990 yılında öldürüldü
Muammer Aksoy, (d. 1917, İbradı-Antalya – ö. 31 Ocak 1990, Ankara). Hukukçu ve siyaset adamı. 1961 Anayasasını hazırlayan komisyonun sözcülüğünü yapmıştır. Milletvekili Numan Aksoy'un oğludur. 1990 yılında, faili meçhul bir cinayet sonucu öldürülmüştür. 1989'da Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Bahri Savcı, Münci Kapani ve Bahriye Üçok gibi aydınlarla birlikte Atatürkçü Düşünce Derneği'ni kurdu. 31 Ocak 1990 günü Ankara Bahçelievler'deki evinin önünde kurşunlanarak öldürüldü. Cenazesi 3 Şubat günü Ankara Maltepe Camii'den kaldırılarak Cebeci Asrî Mezarlığı'nda toprağa verildi. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde bir dersliğe adı verilmiştir.

Uğur Mumcu 24 Ocak 1993 yılında öldürüldü
Uğur Mumcu (d. 22 Ağustos 1942, Kırşehir - ö. 24 Ocak 1993, Ankara), Türk gazeteci, araştırmacı ve yazar. 24 Ocak 1993'te Ankara'da Karlı Sokak'taki evinin önünde, arabasına konulan bombanın patlaması sonucu suikaste kurban giderek yaşamını yitirmiştir. 8 Ocak 1993 tarihli Cumhuriyet Gazetesindeki Ültimatom başlıklı yazısında ise yakında yayınlayacağı kitabında istihbarat örgütleri ile Kürt milliyetçileri arasındaki bağlantıları açıklayacağını yazmıştı. Kardeşi İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ceyhan Mumcu, cinayetten önce Uğur Mumcu'nun İsrail elçisiyle görüşme yaptığını basına gönderdiği açıklamada yazmıştı. Gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan Mumcu 24 Ocak 1993 tarihinde uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmeden önce polis-mafya-siyaset ağının derin boyutlarını araştırmaktaydı. Öldürülme sebebi olarak Abdullah Öcalan'ın bir müddet MİT için çalıştığını araştırması iddia edilmektedir.

Metin Göktepe 9 Ocak 1996 yılında öldürüldü
Metin Göktepe (d. 10 Nisan 1968, Gürün, Sivas - ö. 9 Ocak 1996, Eyüp, İstanbul) 9 Ocak 1996'da İstanbul'da gözaltında işkence yapılarak öldürülen gazeteci, Evrensel gazetesi muhabiri.  Ocak 1996 tarihinde cezaevinde öldürülen iki tutuklunun cenazesini izlemek için görevi başındayken polislerce toplu halde gözaltına alınan bin kişinin arasındaydı 1000 kişiye yakın insanla gözaltına alınıp; "gazeteciye özel muamele" diyen polislerce dövülerek öldürülen Göktepe´nin ölümü büyük yankılar uyandırmıştı.


Ali Gaffar Okkan 24 Ocak 2001 yılında öldürüldü
Ali Gaffar Okkan, (d. 1952, Hendek, Sakarya - ö. 24 Ocak 2001, Diyarbakır) Diyarbakır Emniyet Müdürü iken halen fâili meçhul olan bir suikast sonucu öldürülmüş polis müdürü. Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü görevinde iken 24 Ocak 2001 günü saat 17:40 sıralarında makâmından Valilik Binası'na seyir hâlinde iken, Sezâi Karakoç Bulvarı üzerinde Et Balık Kurumu ile Eflâtun Park arasında, kimliği belirsiz kişilerce pusuya düşürülerek açılan ateş sonucu öldürüldü.




Hrant Dink 19 Ocak 2007 yılında öldürüldü
Hrant Dink (Ermeni: Հրանդ Տինք, 15 Eylül 1954, Malatya - 19 Ocak 2007, İstanbul), Ermeni kökenli Türkiyeli gazeteci. 19 Ocak 2007 tarihinde saat 15:00 sıralarında, genel yayın yönetmeni olduğu Agos gazetesinin Şişli Halaskârgazi Caddesi üzerindeki binası önünde uğradığı silahlı saldırı neticesinde hayatını kaybetti. Bazı gazetelerde kitap eleştirileri ile yazı hayatına başladı. Basında çıkan yanlış haberlere gönderdiği düzeltmeler ile adı duyulmaya başladı. İstanbul Ermeni Patrikhanesi’ne, "Ermeni toplumu çok kapalı yaşıyor, kendimizi iyi anlatırsak önyargılar kırılır" diyerek bu amaçla Türkçe veErmenice bir gazete çıkarmayı önerdi. 5 Nisan 1996 tarihinde ilk sayısı yayınlanan Agos Gazetesi'nin kuruculuğunu, yayın yönetmenliğini ve başyazarlığını üstlendi. Agos dışında Zaman Gazetesinde ve Birgün Gazetesinde yazdı. Yazılarında Türkiye'deki her etnik topluluğun barış içinde yaşaması gerektiğinin altını çizen Dink, aynı zamanda Ermeni cemaatinin patrikhane dışında sivil bir merkezi olması gerektiğini de söylüyordu.


Sakine Cansız 9 Ocak 2013 yılında öldürüldü
Sakine Cansız (Kürtçe: Sakîne Cansiz, IPA: [sækiːnɛ dʒænsɪs]; d. 1958, Tunceli, Türkiye - ö. 9 Ocak 2013, Paris, Fransa), PKK'nın kurucu üyelerinden ve "Sara" kod adıyla örgütte faaliyet gösteren aktivist ve feminist. Tunceli'de doğan Cansız, PKK'nın kurucuları arasında yer alıp örgütte 2013'e kadar faaliyet gösteren ve yaşayan beş kişiden biriydi ayrıca PKK'nın kurucuları arasında yer alıp örgütte faaliyetlerini sürdüren tek kadındı.Tutuklanarak Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi'nde yaklaşık yirmi yıl hapis yatan Sakine Cansız, 1991 yılında cezaevinden çıktıktan sonra yeniden PKK'ya katıldı. PKK'nın Avrupa sorumlularından biri olarak görev aldı. Kürdistan Enformasyon Bürosu'na yapılan saldırı sonucu öldü.


Fidan Doğan 9 Ocak 2013 yılında öldürüldü
Fidan Doğan, (17 Ocak 1982, Elbistan, Kahramanmaraş - ö. 9 Ocak 2013, Paris, Fransa) Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri dahil bir çok ülke tarafından terör örgütü olaran tanımlanan PKK'nın üyesi. Örgütteki kod adı Rojbin 'dir. Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Paris Temsilcisi'di



Leyla Söyleme 9 Ocak 2013 yılında öldürüldü
Leyla Söylemez, (d. 1 Ocak 1989 Mersin) (ö. Paris, Fransa 9 Ocak 2013) Paris, Ronahi kod adlıdır. Türkiye'de Leyla Söylemez hakkında "örgüt üyeliği" suçlamasıyla gıyabi tutuklama kararı vardı ancak Söylemez sadece Türkiye'de aranıyordu. Hakkında Interpol aracılığıyla kırmızı bülten yoktu. 9 Ocak 2013'te, Fidan Doğan ve Sakine Cansız ile birlikte Paris, Fransa'da Gare du Nord tren istasyonu yakınlarında bulunan örgüte Kürdistan Enformasyon Bürosu'nda susturuculu silahla başından vurularak öldürüldü. Fransız polisi suikast ardından iki zanlıdan biri olan PKK üyesi Ömer Güney'i tutuklayıp mahkemeye göndereceğini açıkladı.Tutuklama ardından KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Ömer Güney'in PKK üyesi sayılamayacağını, sadece Avrupa'daki Kürt derneklerinden birine üye olduğunu açıklayıp, suikastin arkasında NATO'nun, Türkiye Hükümeti'nin ve Yeşil Ergenekon'un olduğunu iddia etmiştir

                                            Araştırma: Gökhan ÇELİK


19 Ocak 2013 Cumartesi

Noam Chomsky: "Türkiye gazeteciler hapishanesidir."


Boğaziçi Üniversitesinde dün gerçekleştirilen Chomsky konferansı beklentileri karşılamadı. Saat 15:00 te başlayacak olan konferansa 2 saat kala upuzun bir kuyruk oluştu. Bunu düşünmemiş olduklarındandır herhalde seçilen Albert Long Hall'ın kapasitesi oldukça küçük olduğundan gelenlerin yarısından fazlası etkinliğe dahil olamadı. Bunu telafi etmek için yan konferans salonlarından canlı yayın verildi. Fakat izleyenlerin hepsinin İngilizce bilme ihtimali bir hayaldir. Neden bunu söyledim? Verilen canlı yayın çevrilmeden yayınlandı. 

Bunlar teknik ya da hesap edilmeyen aksaklıklar. Daha da şaşırtıcı olanı Noam Chomsky'nin konuşmalarıydı. Dünyaca ünlü olan bilim adamı ve düşünür, herkesin tekrarladığı ve de oldukça bilinen şeylerden söz etti. Mutlaka üslup ve de entelektüel kelime seçimleri konusunda tartışılmaz bir başarısı vardı. Derslerinde bile bu kadar yüzeysel bir anlatımı olmazken "şimdi bu yaptığı da nedir?" sorusu akıllara geldi. Hrant Dink etkinlikleri kapsamında geldi ama kısa bir kaç cümleyle geçiştirdi.
Hrant Dink hakkında üzüntülerini söyleyerek konuşmasına başlayan Noam Chomsky Türkiye'deki gazetecilik hakkında:" Türkiye'deki mahkum gazetecilerin sayısı oldukça fazla. Bu nedenle Türkiye gazeteciler hapishanesidir. " dedi

Medya hakkında kısa bir açıklama yaparken "Rızasız Rıza Üretimi" kavramının sahibi olan Chomsky :" Propaganda medya ile günümüzde hissettirilmeden yapılmakta. Bu propagandaların amacı, kitlelerin izleyiciye indirgenmesi, politikalara karışmaması ve rızalarının alınmasıdır. " diyerek değişmesi neredeyse imkansız olan sistemden söz etti. 


Konferans her ne kadar Hrant Dink etkinlikleri kapsamında düzenlenmişte olsa asıl konusu " Gelişmekte olan Dünya ve Türkiye" idi ve aralıksız konuşan iletişim ve dil bilimci, Amerika ile dünyada değişen dengeleri uzunca anlattı. Konuşmasını bitirirken Türkiye'ye değindi. Konuşmalarından bir kaç bölümü:

" ABD oldukça açık bir toplum, iç ve dış işleri ile ilgili tarihi kayıtlarını rahatlıkla bulabiliyoruz. Ana endişelerini de görebiliyoruz, kontrol ya da güç kaybetmek... Dergiler ve gazeteler 2011 yılından beri şunu yazıyor : "Amerika bitti mi?" Yurt dışına yapılan insani yardımlarını azaltarak mali servet değerleri yükseltilebilme ihtimalleri konuşuldu. Böylece Hindistan ekonomisinin rakip görüldüğü de ortaya çıktı.
Henry Kissinger'ın "domino teorisi" bilindik ve şuana kadar da doğru olduğunu gördüğümüz bir teoridir, ABD'de domino taşlarının yıkılmasından endişeli. İstediği de , İran enerji kaynakları üzerinde hakimiyetini sürdürmek ve küresel hakimiyeti elden bırakmamak. 


Sadece günümüze değil soğuk savaş dönemine de bakılmalı, kimse bunun üzerinde düşünmüyor. Sözde Rusya tehdidi olan Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra ki güvenlik stratejisinde Bush istediğini söyledi. Söylediklerindeki temel mesaj, ABD'nin Ortadoğu'ya yönelik müdahale gücünün korunması gerektiği ve güç kaybetmemek için uğraşılmasıdır.
İnsanlar Soğuk Savaş hakkında size 50 yıldır yalan söylüyor. Esas tehdit o gün ve şimdi de olduğu gibi bağımsız milliyetçiliktir ve bunların hepsinin üzerin örtüldü başka anlamlarla dolduruldu. Medya da ve akademik çalışmalarda da bu yer almadı. Zaten Soğuk Savaş, bağımsız milliyetçilere açılan bir savaştı. Moskova Doğu Avrupa'yı, ABD ise geri kalan bütün dünyayı kontrol altına alıyordu. Dediğim gibi bu fikirler üzerine ne düşünülüyor ne de eleştiriliyor. Akademisyenler ABD’nin yalnızca istisnai konumu üzerinde duruyorlar. Oysa ABD'nin konumu istisnai değil, tarihsel bir evrimin sonucudur.

NATO eski görevlerinin yanı sıra yeni bir görev edindi, enerji kaynaklarını korumak ve elbette başında ABD var. Çin de enerji arayışını genişletmeye çalışıyor. Asya'yı başka bölgelere bağlamaya çalışıyor. ABD bu çabaya şaşırıyor.  Çinlilerin niyeti İpek Yolu'nu yeniden canlandırmak. İlginç ve fark edilmeyen bir nokta var. Çin bağımsızlığını ilan edince Batı'da bu bir kayıp olarak nitelendirildi. Bilirsiniz ki ancak sahip olunan bir şey kaybolur. ABD, Çin'e ve dünyaya sahip diye düşünülüyor ve bu nedenle de bu durum bir kayıp olarak nitelendiriliyor. Halkın yüze 70'i ekonomik politikaları etkileyemez hale geldi. Etkileyen nüfus, eşitsiz piramidin en tepesinde yer alıyor. Zenginlik adacıkları etrafındaki sefalet ve yoksulluk denizi... ABD en çok borç verip alan iken bu görev şimdi Çin'e kaydı.  ABD gittikçe güç kaybediyor.

Arap Baharı da tarihi bir önem taşımakta. ABD önemli bir gücü olan MENA Bölgesini (Orta Doğu ve Kuzey Afrika) kaybediyor. Bu zamana kadar halkın isyanlarına karşı ABD dostu diktatörler başa getirilmişti ama dengeler değişmeye başladı. Arap Baharı esnasında az sürpriz yaşıyoruz aslında hepsi beklediğimiz şeylerdi hemen hemen...

Kamuoyunun politikaları etkilemesi demokrasidir. Bu da emperyalist güç için  tehdittir.  Batı kesinlikle demokrasiden korkuyor. Tutkulu demokrasiden söz edilsede bu Stalin'in sözleri kadar inandırıcıdır. Dünyanın sesini yükseltmesi gerekiyor, Türkiye'de bu ülkelerden biri. Güç artık çeşitleniyorken Türkiye kendi iç meselelerini çözmek zorunda. Ve öncelikle de herkesin bildiği gibi Kürt sorunu çözülmeli, bunu kendiniz çözmelisiniz."

Konferansın sonunda Rakel Dink'in kaybetmesi ile katılımcıları güldüren plaket profesöre  verildi.