logo

1915 Ermeni olayları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1915 Ermeni olayları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2013 Pazartesi

Büyük resmin parçaları 3: “Büyük felaket”


Obama’nın 1915 Ermeni olayları hakkında geçen yıl “büyük felaket” değerlendirmesi yapması üzerine ANCA, Obama'yı, "Ermeni soykırımı"nı tanıma yönündeki sözüne "ihanet" etmekle suçlamıştı. 

Her yıl Nisan ayında ülkemiz siyasi arenası heyecanlanır. Bu ayda iki gün heyecanla beklenir. Birincisi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı; ikincisi ise 1915 yılında yaşanan Ermeni olaylarının yıl dönümü olan 24 Nisan. İlk gün yalandan seçtikleri bir çocuğu yarım saatliğine koltuklarına oturtarak dünyanın tek çocuk bayramında çocuk istismarcılığı yapan siyasilerimiz, ertesi gün ABD, Ermeni olayları konusunda ne diyecek diye beklemeye başlar.

Geçen yıl, Nisan ayının haricinde, Ocak ve Şubat ayları da bu konuda oldukça hareketliydi. 24 Ocak tarihinde 348 üyeli Fransa Senatosu’nun 68 üyesinin oy kullandığı yasama işlemi sonucu “Ermeni Soykırımı’nı reddetmek”, 1 yıl hapis ve 45 Bin Euro para cezası gerektiren bir suç halini aldı. Bu karar, Türkiye’deki millyetçi refleksin hezeyanlarıyla karşılaşırken, Türkiye ve Fransa’nın da dahil olduğu uluslararası arenada ifade özgürlüğü perspektifinde tartışıldı ve bu yasanın ifade özgürlüğünü kısıtladığı gerekçesiyle yasaya karşı çıkıldı. Bu karşı çıkış, Fransa Anayasa Komisyonu’na yapılan başvuruyla resmiyet kazandı. Yasayı inceleyen Komisyon, 28 Şubat 2012 tarihinde yasanın ifade özgürlüğüne aykırı olduğu belirtilerek, "İfade özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmazı" dedi ve yasayı iptal etti.  

Türkiye ve Avrupa gündemini kilitleyen bu sürecin ardından ABD Başkanı Barack Obama’nın konu hakkında ne diyeceği merak konusuydu. Başkan seçilmeden önce olayları soykırım olarak nitelendiren Obama, 24 Nisan 2012 tarihli konuşmasında, 1915 olaylarını “Büyük felaket” olarak niteledi. O gün Obama“ Bugün, 20. yüzyılın en kötü mezalimlerinden biri olan Meds Yeghern'i (Büyük Felaket) anıyoruz. Bunu yaparak, Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerinde acımasızca katledilen ya da ölüm yürüyüşüne zorlanan 1.5 milyon Ermeni'nin anısını onurlandırıyoruz. Biz, 97 yıl önce kelimelerle tarif edilemez acıları dile getirirken, dünya genelinde ve Amerika'da aynısını yapan milyonlara katılıyoruz” dedi.(1)
  
Bu açıklama, olayların soykırım olduğunu savunanları tatmin etmedi. Hatta Obama,“Bu önemli anma gününde, Meds Yeghern'in (Büyük Felaket) karanlığını hatırlama ve Ermeni halkına daha parlak bir gelecek sunulmasına bağlılık göstermede, tüm Ermenilerle yan yana duruyoruz” demesine rağmen Amerika Ermeni Ulusal Komitesi(ANCA)’nin eleştiri oklarına hedef oldu. ANCA, “Obama yine üstü kapalı bir dil kullandı ve söz jimnastiği yaptı. Obama, bugün Türkiye’ye teslimiyetini tamamladı” açıklamasını yaptı.

Obama, küresel sömürgeciliğin anaüssü olan ülkesindeki en etkili lobi çevrelerinden birinin eleştirilerine maruz kalmasına rağmen, Beyaz Saray’da yaptığı konuşmada sarf ettiği, "1915 yılında neler olduğuna dair kendi görüşlerimi tutarlı şekilde ifade ettim. Buna dair görüşüm değişmedi. Gerçeklerin tam, samimi ve adil biçimde kabul edilmesi hepimizin çıkarına. Geleceğe ilerlemek, geçmişin gerçekleriyle hesaplaşmadan yapılamaz. ABD, bunu tarihimizde birçok kez yaptı ve bunu yaptığımız için daha güçlü olduğumuza inanıyorum" sözlerinin üzerine bir söz söylemedi.

ANCA’nın tepkisini, Türkiye'nin dahil olduğu büyük resimde anlamlandırmak için, “Kürt sorununun çözümü” için ABD ile görüşen BDP’nin siyasi tavrını incelemek gerekiyor. Bir sonraki yazıda bunu inceleyeceğim.

Özür: 3 Mart Pazar günü yayınlayacağımı duyurduğum bu yazıyı yoğun çalışma mesaim ve zamansızlığımdan dolayı yayınlayamadığım için bütün Serbest Atış ailesinden özür diliyorum.

(1)Sabah, “Obama ‘soykırım demedi”, 24 Nisan 2012, http://www.sabah.com.tr/Dunya/2012/04/24/obama-yine-buyuk-felaket-dedi  

Soner Bahadır

25 Şubat 2013 Pazartesi

Büyük resmin parçaları 2: Ahmet Türk’ün dedesinin kanlı elleri

Ahmet Türk’ün 1915 yılında yaşanan Ermeni olayları hakkında söylediği, "Burada Kürtlerin de payı var. Dedelerimiz, bu halklara zulmetti. Torunları olarak özür diliyoruz. Bu özrü kabul etmek önemlidir" sözü Kürt siyaseti için önemli bir kırılma noktasıdır.

PKK/DTK/BDP siyaseti, her ne kadar kendilerini sosyalist ve bütün Türkiye'yi kapsayan bir siyaset olarak tanımlasa da bunun inandırıcılığı kalmamıştır. Bu siyasetin tüm Türkiye'yi kapsamadığı, 2010 yılında yapılan anayasa referandumunda aldığı boykot kararının gerekçesiyle sabittir. BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, boykot kararlarının gerekçesini, "Bu pakette Kürt halkının taleplerine ilişkin bir iyileştirme yok" diyerek açıklamıştı. Karar kriteri yalnızca "Kürt halkının taleplerine ilişkin iyileştirme" olan bir siyasetin bütün Türkiye'yi kapsayamayacağı aşikardır.

Bu konuda o kadar büyük sıkıntılar yaşamaktadırlar ki, yanlarına işçiden çok Kürt diyen bir takım "sosyalist parti"leri alarak Halkların Demokratik Kongresi(HDK) ismini almaya ve sayısal tabanı genişleterek kendi meşruiyet alanını genişletmeye çalışmaktalar. Bu konuda o kadar kararlıdırlar ki "eski tüfek komünist"lerden Ertuğrul Kürkçü, Abdullah Levent Tüzel ve Sırrı Süreyya Önder'i HDK'den milletvekili seçtirdiler. En basitinden Önder'in Zaman Gazetesi'ne verdiği Kürt sorunu röportajında soruna "Bedüizzaman Said-i Nursi perspektifinde çözüm bulma" talepli röportajı, HDK'nin bu soruna ilişkin geliştirdikleri "sınıf perspektifi"ni gözler önüne sermektedir.

Türk Devleti'nin "soykırımcı niteliği" ve Ermeni meselesi

HDK, "Türk Devleti, soykırımcı bir niteliğe sahip bir devlettir" argümanına sahiptir. Bu argümana göre Osmanlı İmparatorluğu, 1. Dünya Savaşı'na girerken ve savaşın sonunda Kuva-i Milliye birlikleri tarafından başlatılan Kurtuluş Savaşı sonucu kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla devam eden süreçte Türk Devleti çeşitli azınlıklara soykırım uygulamış, bu soykırımlara da 1915 yılında Ermenilerle başlamıştır.

Bu noktada, HDK'nin önemli bileşenlerinden Demokratik Toplum Kongresi'nin Eş Başkanı Ahmet Türk'ün Ermeni olayları hakkında söylediği “1915'lerde Ermeniler büyük acılar yaşadı. Burada Kürtlerin de payı var. Kürtler kullanıldı. Buradaki halk bir zulümle karşı karşıya kalmış. Hem Süryaniler, hem Ezidilerle ilgili hem de Ermenilerle ilgili dedelerimiz, babalarımız kullanıldı, bu halklara zulmetti, onların eli kanlıdır dedik. Bu halkların, bu grupların kanı ile elleri kirlidir, dedim. Biz evlatları olarak, torunları olarak özür diliyoruz. Bence özrü kabul etmek önemlidir. Biz Kürtler olarak diyoruz ki evet irademiz dışında kullanıldı. Propagandalarla Kürt halkı da Ermenilere zulüm etti. Bundan ızdırap ve acı duyduğumuzu çok rahat ifade edebiliyoruz. Türkiye'nin de bu büyüklüğü göstererek Ermenilerden, Ezidi ve Süryani halkından özür dilemesi gerekiyor. Bu olaylar cumhuriyetten önce olmuşsa bu sıkıntıya ne gerek var?" sözleri kilit önem arz etmektedir.

Bu sözler her ne kadar, olayın sonunda işi yine Türk Devleti'ne ihale etse de bu sözlerin ardından HDK artık bu konuda eskisi kadar rahat konuşamayacak. Çünkü, Kürt sorunu haricindeki diğer kimlik sorunları hakkında yaptıkları açıklamada Türk'e "dedesinin kanlı elleri" hatırlatılacak.

Önümüzdeki yazıda Kürt ve Ermeni problemleri hakkında NATO ve HDK'nin tepkilerini inceleyeceğiz.

Soner Bahadır