İSYANIMIN SEBEBİ
Neden PKK ile ilişkilendirme çabası üzerinde bu kadar duruyorum?
Çünkü bu bana 6.5 aylık haksız - hukuksuz esaretimden daha ağır geliyor. Önce kendime, daha sonra beni tanıyanlara ve en nihayet Türk Milleti'ne duyduğum saygı, bu konudaki düşünce ve duruşumun en ufak bir terreddüte mahal vermeyecek şekilde ortaya.konulmasını gerektiriyor.
Herkes şunu bilsin ki, tek başıma kalsam da ülkemi ve milletimi bölme senaryoları ile mücadele edeceğim. Çünkü şerefli ve büyük Türk Milleti'nin Kürt kökenli bir mensubu olarak, 100 yıldır bizler üzerinden hayata geçirilmek istenen bu senaryolarla mücadelede, öncelikle bizlere görev düştüğünü, hatta iki misli gayret sarfetmemizin boynumuzun borcu olduğuna inanıyorum. Keşke, tamamına yakınının benim gibi düşündüğünü bildiğim Kürt kökenli vatandaşlarımızın hepsi daha fazla sesini çıkarsa da senaristlerin ve siyasilerin, bölücüler ve teröristleri palazlan- dırmasının önüne geçse.
Bir şeye çok özendim;
ispanya'da dönemin Başbakanı Aznar'ın bayrağını alıp, Milletiyle elele ETA terörünü protesto etmesiydi özendiğim ve özlediğim sahne!.. Benim de rüyam bu; Acaba birgün ülkemi yönetenler de milletinin önüne düşüp, bölücü terörü tek bir ses ve yürek halinde protesto eder mi? Bu anlayıştaki bir gazeteci olarak yapabileceğim yazmak, planları deşifre etmekten başka ne olabilirdi ki? Dağa mı çıkacaktım? Belki de çıksam, Silivri'de olmaz, kimbilir Oslo'larda ağırlanırdım.
SUÇ DELİLERİ!.. BU İDDİANAMEDE ÖZ'ÜN GÖLGESİ VAR
Örgütümüzden kimleri tanıyorum diye bir baktım. İşte çetele:Yalçın Küçük: Hayatım boyunca sadece 2 yıl önce kitabımın basımı için görüştüm. Ondan sonra gözaltında iken Emniyette karşılaştım.
Soner Yalçın: İlk ve son kez babamın vefatı dolayısı ile başsağlığı dilemek için aradığında görüştüm. Mahkemede tanışacağız.
Barış Pehlivan: Yazı gönderdikçe, "Yazı gönderdim, mail attım" diye telefonda bilgi veriyordum. Birbirimizi ilk kez mahkemede göreceğiz.
Barış Terkoğlu: Barış Pehlivan'ın izinli olduğu günlerde yazı gönderirsem, onunla muhatap oldum. Terkoğlu'yla da mahkemede tanışacağız.
Doğan Yurdakul: Ankara'da olduğu için bir iki kez görüştük. Özellikle rahmetli eşinin ameliyat olduğu dönemde sık sık aradım.
Mehdi Öztüzün: 5-6 kez telefonla görüştük ama hiç tanışmadım.
Hanefi Avcı: Kitabı çıktıktan sonra çok kez görüştüm. Ancak ilk kez ailecek yaptığım röportajda tanıştım.
Hepsini toparlarsanız epey telefon görüşmemiz var. Sorun şu ki; iddianamede adı geçen kişilerle ilgili tek bir iletişim tespit tutanağına yer verilmiyor. Yani hiçbir "suç" unsuru bulunamamış.
Bir adet e-mailimiz dahi yok.
*** *** ***
Elkonulan 40-50 ajandamdan da tek satırın olmadığını belirtmişim.
Hangi haber veya yorumumla, "kara propaganda" yapıp, "toplumu yanlış bilgilendirdiğim " de yazmıyor.
Peki, 3.5 sayfa ile adeta 40 kg'lık cüsseme uygun tanzim edilmiş iddianamede ne var?
Ocak 2011 tarihine ait bir telefon konuşması. Görüştüğüm hanımefendi öyle "ulusalcı" falan değil, aslanlar gibi "milliyetçi", Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni var edenlerin ta 1912'de kurduğu, kamu yararına çalışan ve halen Türkiye'nin her yerinde faaliyet gösteren bir derneğin Ankara Şube Başkanı.
İlk Odatv operasyonu yapılınca beni merak etmişler, aramışlar. "Ben artık orada yazmıyorum ki" demişim, ardından kendi kuruluşları ile ilgili bir meseleyi konuşmuş ve "Bizim cenah böyle yaptıktan sonra, kime ne diyeceksiniz ki" demişim. Sayın savcı veya polisler, buradaki "cenah" kelimesini "cephe" şeklinde cım- bızlayıp, iddianameye koymuşlar. Oldu size "Odatv örgütünün" delili!..
Sayın Zekeriya Öz'e kiminle, neyi konuştuğumu satır satır anlattıktan sonra, "İnanmıyorsanız, iletişim tespit tutanağı önünüzde olmalı, baştan sona okuyun lütfen" diyerek, kendimden ne kadar emin olduğumu gösterdim. Buna rağmen görüldüğü gibi cımbızlanan bir kelime ile "suç" işlediğim ispatlanmaya çalışılmış!.. İddianamede benim bu konudaki cevabıma hiç yer verilmemesi de tuhaf değil mi? Savcının görevi, ifadeleri laf olsun, bir görev ifa edilmiş olsun diye almak, işine gelmeyen cevapları da yansıtmamak mıdır? Böylece insanların kafasında soru işaretleri bırakıp, senaryonun daha kolay uygulanmasına mı çalışılmaktadır?
*** *** ***
İddianamenin benimle ilgili bölümünde bir iletişim tesbit tutanağı daha var. Bu ne mi? Sayın Zekeriya Öz'e dava açmama yol açan 2007 tarihli o telefon konuşmalarım. Yani Odatv'de değilim, bunu bırakın daha soruşturmanın "se'si" ufukta yok, dahası dava konusu olmuş 2007'ye ait konuşmam, 4 yıl sonra "suç" delili yapılıyor.
Neden PKK ile ilişkilendirme çabası üzerinde bu kadar duruyorum?
Çünkü bu bana 6.5 aylık haksız - hukuksuz esaretimden daha ağır geliyor. Önce kendime, daha sonra beni tanıyanlara ve en nihayet Türk Milleti'ne duyduğum saygı, bu konudaki düşünce ve duruşumun en ufak bir terreddüte mahal vermeyecek şekilde ortaya.konulmasını gerektiriyor.
Herkes şunu bilsin ki, tek başıma kalsam da ülkemi ve milletimi bölme senaryoları ile mücadele edeceğim. Çünkü şerefli ve büyük Türk Milleti'nin Kürt kökenli bir mensubu olarak, 100 yıldır bizler üzerinden hayata geçirilmek istenen bu senaryolarla mücadelede, öncelikle bizlere görev düştüğünü, hatta iki misli gayret sarfetmemizin boynumuzun borcu olduğuna inanıyorum. Keşke, tamamına yakınının benim gibi düşündüğünü bildiğim Kürt kökenli vatandaşlarımızın hepsi daha fazla sesini çıkarsa da senaristlerin ve siyasilerin, bölücüler ve teröristleri palazlan- dırmasının önüne geçse.
Bir şeye çok özendim;
ispanya'da dönemin Başbakanı Aznar'ın bayrağını alıp, Milletiyle elele ETA terörünü protesto etmesiydi özendiğim ve özlediğim sahne!.. Benim de rüyam bu; Acaba birgün ülkemi yönetenler de milletinin önüne düşüp, bölücü terörü tek bir ses ve yürek halinde protesto eder mi? Bu anlayıştaki bir gazeteci olarak yapabileceğim yazmak, planları deşifre etmekten başka ne olabilirdi ki? Dağa mı çıkacaktım? Belki de çıksam, Silivri'de olmaz, kimbilir Oslo'larda ağırlanırdım.
SUÇ DELİLERİ!.. BU İDDİANAMEDE ÖZ'ÜN GÖLGESİ VAR
Örgütümüzden kimleri tanıyorum diye bir baktım. İşte çetele:Yalçın Küçük: Hayatım boyunca sadece 2 yıl önce kitabımın basımı için görüştüm. Ondan sonra gözaltında iken Emniyette karşılaştım.
Soner Yalçın: İlk ve son kez babamın vefatı dolayısı ile başsağlığı dilemek için aradığında görüştüm. Mahkemede tanışacağız.
Barış Pehlivan: Yazı gönderdikçe, "Yazı gönderdim, mail attım" diye telefonda bilgi veriyordum. Birbirimizi ilk kez mahkemede göreceğiz.
Barış Terkoğlu: Barış Pehlivan'ın izinli olduğu günlerde yazı gönderirsem, onunla muhatap oldum. Terkoğlu'yla da mahkemede tanışacağız.
Doğan Yurdakul: Ankara'da olduğu için bir iki kez görüştük. Özellikle rahmetli eşinin ameliyat olduğu dönemde sık sık aradım.
Mehdi Öztüzün: 5-6 kez telefonla görüştük ama hiç tanışmadım.
Hanefi Avcı: Kitabı çıktıktan sonra çok kez görüştüm. Ancak ilk kez ailecek yaptığım röportajda tanıştım.
Hepsini toparlarsanız epey telefon görüşmemiz var. Sorun şu ki; iddianamede adı geçen kişilerle ilgili tek bir iletişim tespit tutanağına yer verilmiyor. Yani hiçbir "suç" unsuru bulunamamış.
Bir adet e-mailimiz dahi yok.
*** *** ***
Elkonulan 40-50 ajandamdan da tek satırın olmadığını belirtmişim.
Hangi haber veya yorumumla, "kara propaganda" yapıp, "toplumu yanlış bilgilendirdiğim " de yazmıyor.
Peki, 3.5 sayfa ile adeta 40 kg'lık cüsseme uygun tanzim edilmiş iddianamede ne var?
Ocak 2011 tarihine ait bir telefon konuşması. Görüştüğüm hanımefendi öyle "ulusalcı" falan değil, aslanlar gibi "milliyetçi", Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni var edenlerin ta 1912'de kurduğu, kamu yararına çalışan ve halen Türkiye'nin her yerinde faaliyet gösteren bir derneğin Ankara Şube Başkanı.
İlk Odatv operasyonu yapılınca beni merak etmişler, aramışlar. "Ben artık orada yazmıyorum ki" demişim, ardından kendi kuruluşları ile ilgili bir meseleyi konuşmuş ve "Bizim cenah böyle yaptıktan sonra, kime ne diyeceksiniz ki" demişim. Sayın savcı veya polisler, buradaki "cenah" kelimesini "cephe" şeklinde cım- bızlayıp, iddianameye koymuşlar. Oldu size "Odatv örgütünün" delili!..
Sayın Zekeriya Öz'e kiminle, neyi konuştuğumu satır satır anlattıktan sonra, "İnanmıyorsanız, iletişim tespit tutanağı önünüzde olmalı, baştan sona okuyun lütfen" diyerek, kendimden ne kadar emin olduğumu gösterdim. Buna rağmen görüldüğü gibi cımbızlanan bir kelime ile "suç" işlediğim ispatlanmaya çalışılmış!.. İddianamede benim bu konudaki cevabıma hiç yer verilmemesi de tuhaf değil mi? Savcının görevi, ifadeleri laf olsun, bir görev ifa edilmiş olsun diye almak, işine gelmeyen cevapları da yansıtmamak mıdır? Böylece insanların kafasında soru işaretleri bırakıp, senaryonun daha kolay uygulanmasına mı çalışılmaktadır?
*** *** ***
İddianamenin benimle ilgili bölümünde bir iletişim tesbit tutanağı daha var. Bu ne mi? Sayın Zekeriya Öz'e dava açmama yol açan 2007 tarihli o telefon konuşmalarım. Yani Odatv'de değilim, bunu bırakın daha soruşturmanın "se'si" ufukta yok, dahası dava konusu olmuş 2007'ye ait konuşmam, 4 yıl sonra "suç" delili yapılıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder