logo

Cüneyt Çakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cüneyt Çakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2016 Çarşamba

Barcelona: Sabır ve akıl kazandı

Arsenal ile Barcelona arasında oynanan Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final ilk maçını, Barcelona'nın sabrı ve aklı 2-0 kazandı.

Arsenal ve Barcelona arasında, Emirates Stadyumu'nda Cüneyt Çakır'ın hakemliğinde güzel bir maç oynandı. Maçta, maçı yayınlayan TRT ekibinin, Arsenal tribününün ateşine dayanamayıp maçı yarıda bırakıp kaçması dışında herhangi bir kötü durum yaşanmadı. Arda'nın ise geçmiş dönemden kalan maç cezası sebebiyle maçta oynayamaması ve Barcelona'nın bu güzel galibiyetine ortak olamaması ise Türkiyeli futbolseverlerin içini burkan bir gelişmeydi. Cüneyt Çakır ise kendisine çok fazla ihtiyaç duyulmayan maçta sorunsuz bir yönetim sergiledi

Maça Arsenal hakim başladı. Bilindik “İngiliz tipi futbol”larıyla ilk dakikalarda etkili oldular. İlk, “Barcelona tipi atak” ise ancak 14. dakikada yaşanabildi. Bu dakikaya kadar Barcelona, hiç alışık olmadığımız bir şekilde sürekli uzun toplarla oynamak durumunda kaldı. Bu sürede, ilk yarının ortasına kadar Arsenal penaltı noktası civarında 2 tehlikeli pozisyon yakaladı. Eğer Arsenal hücumcuları bu pozisyonlarda golle buluşabilselerdi Barcelona ciddi sorunlar yaşardı.

Bu bölüme ilişkin en dikkat edici nokta ise Barcelona'da 23. dakikaya kadar Messi'nin adını duyamamış olmamız. Hatta 20'li dakikaların başında “Yahu Messi oynamıyor mu?” diye sordum kendi kendime!

Bu dakikadan sonra Barcelona yavaş yavaş maçı dengelemeye başladı. Barcelona'nın ilk tehlikeli atağı ise 33. dakikada Suarez'in ceza sahasına topla birlikte etkili bir biçimde girmesiyle yaşandı. Bu dakikalarda Messi, daha fazla topla buluşmak için 4. bölgeden çıkarak, 3. bölgeye çekilmeye ve takımın hücumunu yönlendirmeye başladı. Bu saha içi değişiklikle birlikte Barcelona, ilk yarının sonuna kadar etkili bir performans sergiledi ve 45. dakikada kale sahasında 2 pozisyonda golle burun buruna geldi fakat sonuç alamadı ve ilk yarı başladığı gibi golsüz sona erdi.

SABIR VE AKIL DEVREYE GİRDİ

İkinci yarıda Barcelona'nın sabrı ve aklı devreye girdi. Maçın başında Arsenal'in hızlı ve dikine paslarla kendisini zorlayan futboluna karşı sabırla ve alışık olmadığı ölçüde savunmaya yaslanan Barcelona, heyecana kapılmadan, akıllıca “sıranın kendisine gelmesini” bekledi.

İkinci yarıda hakikaten “sıra” Barcelona'ya geçti. İkinci yarının ilk 10 dakikasında etkili olan Barcelona 49'da Neymarla Arsenal Kalecisi Cech ile burun buruna gelirken, 54'te de Messi, Arsenal ceza sahasını etkili bir pasla tehdit etti.

Barcelona gibi topu ayağına aldığı zaman neredeyse yapabileceklerinin sınırı olmayan bir takıma karşı savunmaya çekilmenin pek akıllıca olmadığını fark eden Arsenal, Barcelona rüzgarını dindirebilmenin tek yolunun hücum etmek olduğunun farkına vardı ve ikinci yarının başlangıç şokunu atlattıktan sonra Barcelona kalesini yoklamaya başladı ve 60. dakikada peş peşe iki tehlikeli atak gerçekleştirdi.

Bu dakikadan sonra maç hareketlenmeye başladı ve iki kalede de git-geller yaşandı. Bu git-gelli süreçlerle birlikte 71. dakikadaki bir kontra atakta Neymar-Suarez-Messi üçlüsü devreye girdi ve Messi, ceza sahası içerisinde düzgün bir vuruşla takımını 1-0 öne geçirdi.

Arsenal, gole rağmen etkili futbol oynamaya çabaladı ama Arsenal'in gol bulmak zorunda olması ve Barcelona'nın açık alanı affetmeyen hücum silahlarının varlığı kendini göstermeye devam etti. 78. dakikada Suarez'in kale sahasında topu direğe nişanlaması ile somutlanan maç boyu şanssızlığı, Arsenal'in umutlarının diri kalmasını sağladı.

Bu umutlarla yüklenen Arsenal'de 79. dakikada Barcelona ceza sahasındaki karambolde Ramsey, topu Barcelona Kalecisi Ter Stegen'e takınca Arsenal'in umutları yavaş yavaş azalmaya başladı.

Arsenal'in umutlarını bitiren ise Messi'nin “kazandığı” penaltı oldu. 83. dakikada Arsenal ceza sahasına yapılan ortada süratli hareketiyle rakibini zamanlama hatasına zorlayan Messi, takımına penaltı kazandırdı. Kazandırdığı penaltıyı gole çeviren Messi, maçın sonucunu belirledi.

Soner Bahadır

16 Aralık 2012 Pazar

FIFA Dünya Kulüpler Kupası Corinthians'ın

Japonya'nın Yokohama kentinde düzenlenen FIFA Dünya Kulüpler Kupasının final maçında Brezilya ekibi Corinthians, İngiliz temsilcisi Chelsea'yi 1-0 devirerek, şampiyonluğa ulaştı.

Copa Libertadores şampiyonu Corinthians'a, Şampiyonlar Ligi şampiyonu Chelsea karşısında şampiyonluk kupasını getiren maçtaki tek gol, uzun yıllar Almanya Bundesliga ekiplerinden Hamburg ve Bayern Münih'de de ter döken Perulu golcü oyuncu Paolo Guerrero'dan (69) geldi. Finali ve kupayı kaybederek ikincilikle yetinmek zorunda kalan mavilerde gelecek vaadeden defans oyuncusu Gary Cahill 90.dakika da kırmızı kart görerek takımını sahada 10 kişi bıraktı.

Genç İngilizi oyun alanının dışına gönderen maçın hakemi Cüneyt Çakır, İtalyan hakem Pierluigi Collina'dan sonra FIFA Dünya Kulüpler Kupası finalinde görev yapan ikinci Avrupalı hakem olarak tarihe geçerken, başarılı hakemimiz aynı zamanda uluslararası arena da ilk kez bir final maçında düdük çalmış oldu.

Kupanın yarı finali ilk maçında Afrika şampiyonu Al-Ahli'yi yine 1-0 yenerek finale kalan Brezilyalı teknik direktör Tite'nin Corinthians'ı daha önce 2000 yılında kazandığı bu kupayı tekrar havaya kaldırırken, Yarı finalde Orta Amerika Şampiyonlar Ligi (CONCACAF) şampiyonu Monterrey'i 3-1 ile geçerek finale yükselen ve daha önce İtalyan devi İnter ile bu sevinci yaşamış olan İspanyol teknik adam Rafael Benitez Chelsea'si ise finalde rakibine kaybederek, kupadan oldu.

Uğur Eryiğit

26 Mart 2012 Pazartesi

Platini, Çakır’ın ilk yarısını da görecek mi?


UEFA Başkanı Michel Platini, Fenerbahçe’nin yaptığı iddia edilen şike için Türkiye Futbol Federasyonu’na, Türkiye Milli Takımı’na ve ülkemiz futboluna ciddi eleştirilerde hatta tehditlerde bulunmuştu. Dün oynanan Galatasaray – Trabzonspor maçının hakemi Cüneyt Çakır’ın ilk yarıdaki akıllara ziyan kararlarını gören Platini aynı şekilde eleşirilerde hatta tehditlerde bulunacak mı merak ediyorum.
                                                 
Herşeye rağmen Galatasaray, özellikle Mehmet Batdal’ın oyuna girmesinden sonra girdiği pozisyonları değerlendirebilse hele de uzatmalarda Batdal’ın şutu kaleci Tolga’dan dönmese 3 puanı alabilirdi.

Galatasaray, şampiyonluk marşlarını erken çalmaya başladı. Son 2 maçta takımda 9 puan farkla önde olmanın fena bir rehaveti vardı. Fenerbahçe ve Trabzonspor maçları birbirinin kopyaları gibiydi. Aradaki fark yalnızca rakipti...

Golde 3 hata

Maçın FIFA Kokartlı hakemi Cüneyt Çakır hakikaten akıllara ziyan bir ilk yarı yönetti. Devre arasında kendisine gelen Çakır, ikinci devrede maçı normalleştirmeyi başardı.

Maçın başında kartlarla maçı kontrol altına almak tartışılabilir bir tercih meselesidir. Fakat Trabzonspor’un attığı gol tam bir “serbest atış nasıl kullandırılmaz” eğitim videosu olacak cinstendi. Golde hakem açısından 3 tane bariz hata vardı: 1)Hakem düdük çalmadan serbest vuruş kullanıldı. 2)Serbest vuruş kullanılırken hakem topa değil, pozisyona itiraz eden Galatasaraylı futbolculara bakıyordu. 3)Serbest vuruşun kullanıldığı bölge, faulün yapıldığı yerden ilerde. (Galatasaray savunmasının gol pozisyonundaki facia dizilişi ayrı mesele tabii...)

Necati & Baros olmadı

Fenerbahçe maçında olduğu gibi 20’li dakikaların 2. yarısından itibaren, özellikle ikinci devrede Galatasaray etkiliydi. Bu maçın da Fenerbahçe maçına benzediğini söylemiştim. Ama bu maçta Galatasaray gol yollarında etkili değildi. Elmander’in olmayışını çok fazla hissetti. Elmanderle başarılı ikililer oluşturan Necati ve Baros, birbirleriyle aynı uyumu yakalayamadı. İkilinin birçok pozisyonda birbirlerinin topuna müdahale ettiklerini gördük. Trabzonspor’da Zokora’nın da savunmaya adeta bir emniyet sübabı gibi yardımcı olmasıyla Galatasaray’ın hücumları sağlıklı sonuçlanmadı.   

Fatih Terim’in değişiklikleri ve “Batdal Gazi”

69. dakikada Galatasaray’ın hücum yollarında istediği sonucu elde edemediği dönemlerde Necati’nin oyundan alınarak yerine Sabri’nin sürülmesine cidden anlam veremedim. 75. dakikada Engin Baytar’ın yerine Mehmet Batdal’ın oyuna girmesi aklıma “Sercan nerde?” sorusunu getirdi. Yine de Batdal oyuna girdiği andan itibaren Elmander’in top saklama ve dağıtma eksiğini kapatarak oyuna boyut kattı ve hücumu hareketlendirerek takımını bir çok pozisyona soktu. Uzatmalarda kendi girdiği pozisyonu gole çevirseydi kahraman olarak bitirecekti maçı. Olmayınca Galatasaray, “Batdal gazi” oldu...

Soner Bahadır