AKP iktidarının elinde yargının adeta Demokles’in
Kılcı’na döndüğü bugün aşikâr bir durumdur. İstanbul Barosu Başkanı Ümit
Kocasakal ve Yönetim Kurulu Üyesi arkadaşları, 13-14 Ekim 2012 tarihlerinde
Haliç Kongre Merkezi’nde yapılan seçimli olağan genel kurula hakkında açılan
soruşturman kılıcının gölgesinde girdi.
Fakat İstanbul Barosu avukatları, Kocasakal ve
arkadaşlarını yalnız bırakmadı, hatta Kocasakal ve ekibine destek çığ gibi
büyüdü. 2010 yılında yapılan seçimlerde kullanılan 19 bin 816 oyun 6 bin 80’ini
alarak başkan seçilen Ümit Kocasakal, oyların yaklaşık yüzde 30’unu almıştı.
2012 yılındaki seçimlerde kullanılan 22 bin 19 oyun 12 bin 836’sını alarak oy
desteğini yaklaşık yüzde 60’a yükseltmiş oldu.
AKP’ye uluslar
arası hodri meydan!
31 Ocak tarihinde davanın açılmasıyla birlikte Ümit
Kocasakal ve yönetim kurulu hakkında yönetimden düştükleri iddialarıyla hükümet
çevrelerinde ve yandaş medyada ciddi bir kara propaganda faaliyeti başladı.
Baro Yönetimi, bu kara propagandaya karşı 17 Mart 2013
tarihinde “Zulme Karşı Adalet Şöleni” ismiyle seçimsiz bir olağanüstü kurula
gitme kararı aldı. Ümit Kocasakal bu genel kurulda seçime gitme kararı
alsalardı kendilerine karşı uygulanan hukuksuzluğa boyun eğmiş ve yönetimden
düşmüş olduklarını kabul etmiş olacaklarını söylemişti.
Olağanüstü Genel Kurul, tam da Baro yönetiminin söylediği
gibi bir “Adalet şöleni” ne dönüştü. Genel Kurul’a Türkiye’nin 40 ilinin baro
başkanlarının yanı sıra Türkiye, Almanya, Bulgaristan ve Hırvatistan Barolar
Birliği de destek verdi. Kurul’a katılanlar arasında Türkiye Barolar Birliği
Başkanı Ahsen Coşar, Türk Hukuk Kurumu Başkanı Sabih Kanadoğlu, Ankara Barosu
Başkanı Metin Feyzioğlu ve İzmir Barosu Başkanı Sema Pekdaş’ın yanı sıra
Uluslarası Avukatlar Birliği Başkan Yardımcısı Jean Jacque Bierdeieou ve
Almanya Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Michael Krenzler de yer aldı.
Olağanüstü Kurul
konuşmalarından satır başları
Kocasakal, Kurul’da yaptığı konuşmada, “Tarihin bazı
dönemlerinde yargılama yapmak ağırlaşır, yargılanmak ise şeref verir.
Mesleğimizin onuru için ne bedel ödememiz gerekiyorsa ödemeye hazırız. Şu an
tarihi bir döneme şahitlik ediyoruz. Yaşanan bu tarih, sivil diktanın oluştuğu
tarihtir. Artık eylem zamanıdır” demişti.
Metin Feyzioğlu, Kurul’da hukuka bağımsızlık yemini
ettirmişti. Feyzioğlu konuşmasında, “Biz demokrasinin lokomotifiyiz. Bizi
susturmak isteyenler hiçbir zaman başarılı olamadılar. Bizim pusulamız
Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’dir. Biz gerekirse canımızı da veririz dedik.
Buradan Türkiye üzerinde kirli senaryolar yazan tüm emperyal güçlere
sesleniyorum: Başaramayacaksınız!” ifadelerine yer vermişti.
Jean Jacque Bierdeieou, avukatlara bağımsızlık çağrısında
bulunarak, “İstanbul Barosu’na açılan dava, kurulundan yüzde 60 oy alan bir
yönetimi düşürmez. Yaşasın baroların bağımsızlığı, yaşasın avukatların birliği”
demişti.
Michael Krenzler ise avukatlığın bağımsız bir meslek
olmasına vurgu yapmıştı. Krenzler, “Avukatların kendi kendilerini yönetme
kurumları olan baroların bağımsızlığı demokratik ülkelerde anayasaların temel
ilkesidir. Her şeyden önce avukatlık bağımsız bir meslektir” şeklinde
konuşmuştu.
Olağanüstü Kurul’dan
olağanüstü manifesto!
Kurul sonunda bir bildiri okunarak AKP iktidarına ve ABD
emperyalizmine meydan okunmuştu. Bildirinin girişinde, “İstanbul Barosu'nun 17 Mart 2013 tarihli Olağanüstü Genel Kurulu, Türk Hukuk Tarihinin ‘olağanüstü’ nitelemesiyle anılacak çok özel bir zaman diliminde yapılmaktadır” denilmişti.
Bildiride, “Darbelerden,
darbelerin sıkıyönetim mahkemelerinden, DGM'lerden, ÖYM'lerden aldığımız
derslerin birikiminde oluşan gücümüzle hiç biat etmedik biz... 12 Martın 12
Eylülün işkencelerinde hiç bükülmedi bu levha... Örgütlü gücümüzü, Baromuzu da
size teslim etmeyeceğiz. Özgür biçimde 5 ay önce belirlediğimiz irademize sahip
çıkıyoruz. 5 ay önce burada belirlediğimiz iradeyi yalnızca biz
değiştirebiliriz” denilmişti.
Soner Bahadır
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder