Mevcut iktidar tarafından başlatılan ve "2.
Cumhuriyet" olarak adlandırılan yeni rejimin kurulması amaçlı siyasi
tasfiye davalarından ilk olarak "Balyoz" davası sonuçlandı. 365
sanıklı davada 324 görevde ve emekli askerin kafasına balyoz indi!
İktidar’ın "kalfalık" döneminde başlayıp,
mevcut "ustalık" döneminde devam eden Ergenekon, Balyoz, OdaTV gibi
kamu(siyasi tasfiye) davalarının niteliklerini anlamak için Balyoz Davası
Hükümlüsü Kurmay Albay Dr. Ahmet Küçük Şahin'in "TSK'ya Karşı 12
Komplo", OdaTV Davası'nda tutuklu yargılanan OdaTV Sahibi Gazeteci Soner
Yalçın'ın "Samizdat", aynı davada tutuksuz yargılanan Gazeteci Ahmet
Şık'ın "daha basılmadan" yasaklanan "İmamın Ordusu"(000
Kitap adıyla basıldı) ve "Pusu-Devletin Yeni Sahipleri", yine OdaTV
Davası'nın tutuksuz sanıklarından Gazeteci Ahmet Şık'ın "Baba Seni Neden
Oraya Koydular?" gibi kitapların 1-2 tanesinin okunması yeterli.
Bahsi geçen davaların aleyhinde yukarda saydıklarımın
yanında aklıma gelmeyen onlarca daha kitap sayılabilirken, davanın lehinde
konumlanan yandaşların bu davalar lehine yazdıkları kitaplar deyince aklıma
yalnızca Balyoz Davası hakkında "bavul dolusu belgelerin(!)"
kendisine gönderildiği ve davanın fitilini manşetten yakan Taraf Gazetesi
Yazarı Mehmet Baransu'nun "Karargah" ve Sabah Gazetesi’nin 27 Mayıs'ı
yargılarken 12 Eylül'e methiyeler düzen "darbe düşmanı" ve
"ileri demokrat" yazarı Nazlı Ilıcak'ın "Her Taşın Altında 'The
Cemaat' mi Var?" kitapları geliyor. Aklıma gelmeyenlerle birlikte bu tür
kitaplardan 2 elin parmakları kadar bile olmaması sanırım son derece önemli bir
durumdur.
Hegomonyanın 4. Kuvveti
Modern siyasetin temel taşlarını atan 1789 Fransız
Devrimi'nin Jean Jacque Rouessau ve Montesquieu gibi aydınlarıyla şekillenen
demokrasi sistemi, "kuvvetler ayrılığı" olarak adlandırılır. Bu
sisteme göre demokrasilerde, "birbirinden bağımsız" olan "yasama",
"yürütme" ve "yargı" erkleri vardır.
20. Yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte bu sistematiğe
"4. kuvvet" olarak basın/medya eklenmiştir.
19. Yüzyılda filozoflar Karl Marks ve Friedrich Engels
öncülüğünde kapitalist modernitenin kökten ve devrimci eleştirisine dayanarak
şekillenen modern devletin marksist analizi devleti, "Hakim sınıfların
yönetim aygıtı" olarak tanımlamıştır.
20. Yüzyılın ikinci yarısında, reel politikada ABD ve
SSCB arasındaki hakimiyet(hegomonya) kurma amaçlı Soğuk Savaş'ın da etkisiyle
marksizm, reel politik analizinin temelini "hegomonya" kavramı
üzerine kurmuştur.
Bu anlayışa göre, "Hakim sınıfların yönetim aygıtı" olan devlet, bu durumu daha da kuvvetlendirerek artık ulusal ve uluslarası hegomonya kurmaya çalışan egemenlerin "toplumsal denetim" ve "rıza üretimi" aygıtına dönüşmüştür.
Yani şu an Marksizm'in modern kapitalist devlet analizine göre devlet, egemenlerin isteklerini okul ve basın yoluyla yurttaşlara empoze eder; yargı ve kolluk kuvveti eliyle de bu isteklere uyulup uyulmadığını denetler, uymayanları bu ellerle hakimiyet altına alır.
Balyoz kararı ve "4. kuvvet"in "hâl-i pür
melâli"
Bu noktadan bakıldığında, reel politikada sessiz bir
rejim değişikliğini hedefleyen iktidarın siyasi tasfiye davalarından biri olan
Balyoz Davası'nda verilen 300 küsür görevli ve emekli askere 20 yıla varan
mahkumiyet kararında pek şaşılacak bir durum yoktur.
Hakeza, artık “hegomonyanın 4. Kuvveti” haline gelen
“yandaş basının”, “Beklenen karar”, “Ve darbe mahkum”, hatta “Yaşasın
Demokrasi” naraları son derece doğaldır.
Balyoz Davası’nda çıkan karar, sistematik bir bütünlüğe
sahip tasfiye hareketinin ilk nüvesidir. Âmiyâne tabirle “İkinci Cumhuriyet’in
ilk balyozu”dur. Maalesef ki son olacağa da benzemiyor. Her şeye hazırlıklı
olmak lazım. Bir gece ansızın gelebilirler!
Soner Bahadır


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder