logo

24 Eylül 2012 Pazartesi

İkinci Cumhuriyetin ilk balyozu indi!


Mevcut iktidar tarafından başlatılan ve "2. Cumhuriyet" olarak adlandırılan yeni rejimin kurulması amaçlı siyasi tasfiye davalarından ilk olarak "Balyoz" davası sonuçlandı. 365 sanıklı davada 324 görevde ve emekli askerin kafasına balyoz indi!

İktidar’ın "kalfalık" döneminde başlayıp, mevcut "ustalık" döneminde devam eden Ergenekon, Balyoz, OdaTV gibi kamu(siyasi tasfiye) davalarının niteliklerini anlamak için Balyoz Davası Hükümlüsü Kurmay Albay Dr. Ahmet Küçük Şahin'in "TSK'ya Karşı 12 Komplo", OdaTV Davası'nda tutuklu yargılanan OdaTV Sahibi Gazeteci Soner Yalçın'ın "Samizdat", aynı davada tutuksuz yargılanan Gazeteci Ahmet Şık'ın "daha basılmadan" yasaklanan "İmamın Ordusu"(000 Kitap adıyla basıldı) ve "Pusu-Devletin Yeni Sahipleri", yine OdaTV Davası'nın tutuksuz sanıklarından Gazeteci Ahmet Şık'ın "Baba Seni Neden Oraya Koydular?" gibi kitapların 1-2 tanesinin okunması yeterli.

Bahsi geçen davaların aleyhinde yukarda saydıklarımın yanında aklıma gelmeyen onlarca daha kitap sayılabilirken, davanın lehinde konumlanan yandaşların bu davalar lehine yazdıkları kitaplar deyince aklıma yalnızca Balyoz Davası hakkında "bavul dolusu belgelerin(!)" kendisine gönderildiği ve davanın fitilini manşetten yakan Taraf Gazetesi Yazarı Mehmet Baransu'nun "Karargah" ve Sabah Gazetesi’nin 27 Mayıs'ı yargılarken 12 Eylül'e methiyeler düzen "darbe düşmanı" ve "ileri demokrat" yazarı Nazlı Ilıcak'ın "Her Taşın Altında 'The Cemaat' mi Var?" kitapları geliyor. Aklıma gelmeyenlerle birlikte bu tür kitaplardan 2 elin parmakları kadar bile olmaması sanırım son derece önemli bir durumdur.

Hegomonyanın 4. Kuvveti

Modern siyasetin temel taşlarını atan 1789 Fransız Devrimi'nin Jean Jacque Rouessau ve Montesquieu gibi aydınlarıyla şekillenen demokrasi sistemi, "kuvvetler ayrılığı" olarak adlandırılır. Bu sisteme göre demokrasilerde, "birbirinden bağımsız" olan "yasama", "yürütme" ve "yargı" erkleri vardır.

20. Yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte bu sistematiğe "4. kuvvet" olarak basın/medya eklenmiştir.

19. Yüzyılda filozoflar Karl Marks ve Friedrich Engels öncülüğünde kapitalist modernitenin kökten ve devrimci eleştirisine dayanarak şekillenen modern devletin marksist analizi devleti, "Hakim sınıfların yönetim aygıtı" olarak tanımlamıştır.  

20. Yüzyılın ikinci yarısında, reel politikada ABD ve SSCB arasındaki hakimiyet(hegomonya) kurma amaçlı Soğuk Savaş'ın da etkisiyle marksizm, reel politik analizinin temelini "hegomonya" kavramı üzerine kurmuştur.

Bu anlayışa göre, "Hakim sınıfların yönetim aygıtı" olan devlet, bu durumu daha da kuvvetlendirerek artık ulusal ve uluslarası hegomonya kurmaya çalışan egemenlerin "toplumsal denetim" ve "rıza üretimi" aygıtına dönüşmüştür.  

Yani şu an Marksizm'in modern kapitalist devlet analizine göre devlet, egemenlerin isteklerini okul ve basın yoluyla yurttaşlara empoze eder; yargı ve kolluk kuvveti eliyle de bu isteklere uyulup uyulmadığını denetler, uymayanları bu ellerle hakimiyet altına alır. 

Balyoz kararı ve "4. kuvvet"in "hâl-i pür melâli"

Bu noktadan bakıldığında, reel politikada sessiz bir rejim değişikliğini hedefleyen iktidarın siyasi tasfiye davalarından biri olan Balyoz Davası'nda verilen 300 küsür görevli ve emekli askere 20 yıla varan mahkumiyet kararında pek şaşılacak bir durum yoktur.

Hakeza, artık “hegomonyanın 4. Kuvveti” haline gelen “yandaş basının”, “Beklenen karar”, “Ve darbe mahkum”, hatta “Yaşasın Demokrasi” naraları son derece doğaldır.

Balyoz Davası’nda çıkan karar, sistematik bir bütünlüğe sahip tasfiye hareketinin ilk nüvesidir. Âmiyâne tabirle “İkinci Cumhuriyet’in ilk balyozu”dur. Maalesef ki son olacağa da benzemiyor. Her şeye hazırlıklı olmak lazım. Bir gece ansızın gelebilirler!

Soner Bahadır

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder