logo

17 Eylül 2012 Pazartesi

HÂKİM DEVLETLER EGEMENLİĞİ BAŞ PAROLASI: SIRT ÇEVİRME POLİTİKASI


Dünya üzerinde etken ülkeler, kişilerin ve ailelerin izlediği yolu izlemeyen onlardan daha üstün ve daha kudretli bir yapıda olmayı bilenlerdir. Devlet insan gibi duyguya ve bireysel düşünceye sahip değildir, olamaz.

Şu an ki düzende 3. Dünya ülkeleri diye tabir edilen devletler, içinde barındırdıkları insanların ruh hallerini aynen yönetim biçimine yansıtan ve gerekli olan otoriter düşünceden çok insansı yapısı ile sorunları çözme yöntemine başvuranlardır.

Yukarıda bahsi geçen ülkeler, dış politikalarında sırtlarını yakındaki duvara verme gerekliliğini unutarak emperyalizmi besleme yolunu seçmiş ve platonik bir tutkuyla okyanusun ardına bağlanmışlardır.

Bu sevda, onları komşuları ile zıtlaşmaya itmiş ve içinde bulundukları bölgelerin kontrolünü tamamen umut bağladıkları emperyalistlerin ellerine basit bir oyuncak olarak bıraktırmıştır.

Herhangi bir devleti diğerlerinden ayıran en büyük özelliklerden birisi de karar verebilmedir. Gerçek anlamda otoriter ve güçlü bir yapı her zaman kendi kararlarını kendi içinde alabilendedir. Aksi ise devlet yapısını temelden sarsmaya yönelik büyük bir yanlışlıktır.
  
Kendi kendisine karar verememe durumu değişik hataları da yanında getirir ve sonuç olarak mekanizmaya sürekli bir üst mercihe danışma isteğini aşılar ki bu arzu engellenemez ve önü alınamaz bir alışkanlık haline dönüşür.  

Hâkim devletler, kendilerine akıl danışmaya gelenlerin altın tepside sundukları belli başlı sorunları dolaylı olarak çözmemekten yana tavır takınma yoluna gidenlerdir.

Günümüzde de bu politika ile diğer devletlere ağırlığını hissettiren batı dünyası, önceleri Kafkasya ve Orta Afrika’da yürüttüğü anlayışı şimdilerde ise Kuzey Afrika, Arap Dünyası, Ortadoğu ve Anadolu’da devam ettirmektedir.

Devletler arası münasebete doğrudan veya dolaylı yollarda müdahalede bulunan bazı batı devletleri, Dönem dönem çıkışa geçmeye yeltenen ve bölge de yaptıkları ile hâkim güç olmaya yönelik adımlar atan (onlara göre) devletçiklerin kafalarına bir tokmak indirmeyi kendilerine görev addetmiştir.

Günümüzde ise bunun en yakın örneğine maalesef canlı olarak şahit olmaktayız. Ülkemizin izlediği dış politikanın sonucunu her gün bayrağa sarılan tabutlar acı bir şekilde ortaya sermekte sanırım.

İlk başta bahsettiğim insani duygular ile hareket etme hastalığına yakalanan devletimiz, önce Libya gibi 1974’den bu yana iyi ilişkiler içinde bulunduğu bir devlette çıkan isyanda isyancıların yanında yer almış, sonrasında ise kendi sınır komşularından Suriye’ye de sıçrayan olaylarda yine okyanuslardan gelen dayatma yüzünden isyancıların istekleri doğrultusunda hareket etmeye başlamıştır.

Bu durum ile birlikte Türkiye’nin sınır komşuları ile arası iyice açılmaya başlamıştır; İzlediği Nükleer Program ile tüm batı dünyasının tepkisini toplayan İran, Türkiye’den gördüğü kısa süreli destek ile başka bir hamle yapacakken bir anda Suriye konusunda ülkemizden ağır bir dirsek yemiştir. Ülkemizin Suriye için izlediği politikayı beğenmeyen ve konu ile ilgili görüşlerini yazılı basına bildiren İranlı yetkililere olumsuz yanıtlar veren Türk yetkililer herkesi şaşırtmıştır.  

Türkiye’de Kürecik’e yerleştirilecek olan Füze kalkanları sürtüşmesinin üzerine yaşanan bu yeni gelişmeler, bölgedeki tüm devletleri bir anda iğne fıçısının içine koymaya yetmiştir.  

Türkiye’nin sınır güvenliği ve Doğalgaz alımı açısından olmazsa olmazlardan biri olan İran’a bu denli ani sırt çevirmesi ülkemiz zararına olmuştur.

Sınır güvenliği denince bölgede akla gelen ilk saldırganlar topluluğu terör örgütü Pkk bir süre giremediği İran topraklarına nedense bu gelişmelerden sonra sızarak adeta dışarıdan Hakkari’yi abluka altına almıştır.

Özellikle içinde bulunduğumuz aylarda bu kadar çok evladımızın toprağa verilmesi ile, Pkklıların İran içinde rahatça hareket etmesi olayları birbirine bağlantılıdır.

Hakkari’de yapılan saldırılara bakıldığında, örgütün geliş güzergahının Irak değil İran toprakları olduğu bariz bir şekilde görülmektedir.

Konunun gerçekliği ise bizzat Başbakan tarafından doğrulanmış ve içinde bulunduğumuz bu zor günlerde İrandan gelen terör saldırıları ile ilgili olarak ülke ile direk temasta olduğumuzu belirtmiştir.

Kısacası Batı dünyası yaklaşık 85 yıldır hâkimiyetini okyanus aşırı bölgelerde geliştirmek amacıyla,  özellikle bölgeler içinde güçlü ve komşu olan devletlerin birbirlerine sırt çevirmesi gerektiğini bilerek o plana sadık kalacak stratejiler geliştirmeye devam etmektedir.

Adil Can Kavcar
      



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder