Bazı sol ve sosyalist
çevrelere göre, ulusal burjuvazi yaratılıp burjuva demokratik devrimleri
yapılmadan sosyalist devrim yapılamaz. Bu çevreler, düşüncelerini Karl Marx’ın
tarih felsefesine ve ekonomi politik anlayışına dayandırırlar.
Marx’ın ekonomi politik
anlayışına göre, ekonomik altyapı; sosyal, siyasal ve hukuki üstyapıyı belirler. Yani siyaset ve hukuk,
ekonomik sistemin bu alanlara yansımasıyla şekillenir. Yine Marx’ın tarih
felsefesine göre de tarih, ekonomik üretim ilişkileri doğrultusunda şekillenir
ve tarihte ekonomik ve siyasal sistemler bu ilişkilerin getirdiği sonuçlara
göre değişir. Ekonomik sistem ne zaman sosyal yapıya cevap veremez hale gelir,
o zaman ekonomik sistem ve dolayısıyla siyasal sistem değişir. Bu değişim de
sırasıyla feodalizm, kapitalizm ve sosyalizm şeklinde olacaktır.
Karl Marx bu analizleri,
yaşadığı döneme(19.yüzyıl) kadarki ekonomi politik ilişkileri inceleyerek,
döneminin batılı modern sanayi toplumları için yapmıştır. Marx’ın doğu
toplumları üzerine, batılı toplumlar hakkında yaptığı kadar ayrıntılı
analizleri yoktur. Bu sebeple Marx’ın yaptığı analizler üzerinden sanayi
toplumu haline gelmemiş doğu toplumları üzerine “doğrudan” fikir üretmek pek
başarılı bir yol olmayacaktır. Ayrıca 20. yüzyılda ekonomik ve siyasi alanda
yaşanan değişmeler karşısında Marx’ın fikirlerinin ana hatları doğruluğunu
korurken, başta metod olmak üzere sosyalist teoride ince ayrıntılarda değişiklik
yapmak gerekmiştir.
Bu değişiklikler, Rosa
Luxemburg ve Lenin’in öncülük ettiği II. Enternasyonel sonucunda “emperyalizm”
kavramıyla somutlaştırılmıştır. Sanayileşmiş kapitalist ülkelerin, geri kalmış
toplumları ekonomik olarak sömürmesi anlamına gelen emperyalizmin ortaya
çıkmasıyla ekonomik sömürü ulusal boyutu aşmış ve uluslarası bir hal almıştır. Sınıflar
arası sömürü, ülkeler hatta bölgeler arası sömürüye dönüşmüştür. Dolayısıyla
gelişmiş batı toplumları için yapılan feodalizm-kapitalizm-sosyalizm
sıralaması, geri kalmış doğu toplumları için sosyalist bakış açısına pek de
uygun bir sıralama değildir. Geri kalmış doğu toplumlarının milli burjuva
devrimlerini gerçekleştirmesini beklemek ve amaçlamak kapitalizmin ömrünü
uzatmaktan başka bir sonuç getirmeyecektir.
Bahsettiğim çevreler, toplumların
gelişimini ekonomik ilişkilerin gelişiminin oluşturduğu, sınıf savaşımı
keskinleşmeden devrimin olamayacağı ve sanayileşme olmadan sınıf savaşımının
keskinleşemeyeceği, dolayısıyla devrim için sanayileşmiş kapitalist toplumun
inşasının şart olduğu gibi savunmalarla bu fikre karşı çıkabilirler. Bu karşı
çıkışa Başbakan Erdoğan’ın “Bakkal devri bitti, birleşip alışveriş merkezi
kurun” sözleriyle açıkladığı
esnafçılıkla, her iktidarın övünçle bahsettiği tarımımızda çalışan sayısının
çölde açıkta kalmış buzdağı gibi erimesiyle bu işsizlerin yeni bir alanda
istihdam edilememesiyle, “sırtını yasla kendini kurtar” denilen devlet
kurumlarının yok pahasına, çalışanlarının yarısının işten çıkarılarak ve geriye
kalan işçilerin de hayat standartlarının yarıya çekilerek satılmasıyla ve
ülkemiz ekonomisinin yüzde 70’inin yabancı sermaye yatırımlarından oluştuğuyla
yanıt verilebilir sanırım.
Marx’ın söylediği gibi bugünün
tarihi de tarih sınıf savaşımı tarihidir. Tarih bugün ekonomik sistem olarak
kapitalizmi gösteriyor. Bu tarihi akışı durdurmanın ve insanlığın bütününün huzurunu
sağlamanın yolu sınıflı toplumu yok etmektir. Bu yol da sanayileşmiş ve sosyal
refahını oturtmuş batı toplumlarından değil, geri kalmış ve uluslarası sermaye
tekellerine sömürge haline gelmiş doğu toplumlarından geçer...
Soner Bahadır

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder